Mektuplar
6/10
·136 syf.··
2026 53. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 20 Mayıs 2026 00:00
Tyanalı Apollonios’un Mektuplar kitabı benim için biraz “okudum ama beynim yandı” kitabı oldu açıkçası   Kitap, milattan sonra 1. yüzyılda yaşamış filozof Tyanalı Apollonios’un farklı kişilere yazdığı mektuplardan oluşuyor. İçerisinde dostluk, ahlak, erdem, bilgi, insan ilişkileri ve felsefe üzerine düşünceler var. Kısacık mektuplar olmasına rağmen o kadar fazla açıklama vardı ki bazen mektubu mu okuyorum, açıklamayı mı okuyorum şaşırdım gerçekten. Düşünün, kitap 118 sayfa ama mektupların olduğu kısım 36 sayfadan, açıklamaların olduğu kısım ise 58 sayfadan oluşuyor. Kitabın en zor kısmı benim için kesinlikle buydu.  Mektupları okurken her satırda açıklama kısmına bakmak zorunda kaldım ve sürekli açıklamalara bakınca dikkatimi toparlamakta çok zorlandım. Okuduklarım kafamda sürekli bölündü. Özellikle dönemin felsefi göndermeleri o kadar fazla ki açıklamaları okumadan ilerlemek neredeyse imkânsız gibi geldi bana. Tabii bu kitabın herkeslik olduğunu düşünmüyorum. Daha çok felsefeye ve Antik Yunan metinlerine ilgisi olanların seveceği bir kitap gibi geldi bana. Ben okurken oldukça zorlandım ama yine de farklı bir okuma deneyimi olduğu için mutluyum diyebilirim.
Alıntı
MektuplarTyanalı Apollonios · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2021142 okunma
Puan vermedi·290 syf.··
2026 7. kitabı
Fyodor Dostoyevski ’nin şimdiye kadar okuduğum gölgede kalmış ama diğer kitaplarına göre mizah yeteneğini en çıplak haliyle okuduğum tek kitabı Stepançikovo Köyü diyebilirim. Bu kitap aslında trajikomik eserdir. Yazar'ın Sibirya sürgününden döndükten sonra yazdığı bu ilk romanlardan biridir. Sonra ki dönem şaheserlerinin ağır, teolojik ve felsefi havasından uzak gibi görünse de aslında insan psikolojisinin en karanlık dehlizlerine absürt tarafta bir mizahla sunar. ​Kitabın genel yapısına bakarsak klasikleşmiş Fyodor Dostoyevski etiketiyle pek alakası yok. Ki bildiğiniz gibi Fyodor Dostoyevski toplumun arasındaki çatışma, yokluk, yokluk, huzursuzluk ve psikolojik analizler yaparken bu kitapta mizahi yönünü daha çok ön plana çıkarmış. Klasikleşmiş Fyodor Dostoyevski 'nin kitaplarına göre daha az karakterle, kalabalık bir dünyada dallanıp budaklanmadan, kaybolmadan ilerlemek çok daha mümkün. Şiddetle tavsiye ediyorum diyemem ama okunabilir. Ayrıca rahmetli Cemal Süreya bir röportajında “Dostoyevski’yi okuduğum günden beri huzurum yok” demişti. Kendisi galiba Fyodor Dostoyevski 'nin bu kitabını hiç okumadı :D
1000Kitap
Stepançikovo KöyüFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20194,901 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
son nefese kadar
10/10
·472 syf.··
2026 13. kitabı
️Bir Kitabın İçine Sığan O İnce Düşünce️ ​Okumak, sadece kapağı açıp satırlarda ilerlemek değildir; bazen bir yazarın zihnindeki dünyayı, onun kaleminden çıkan mürekkebin iziyle sahiplenmektir. İlknur Yaylımateş’in Son Nefese Kadar adlı eseri, kapağını araladığım ilk andan itibaren beni kendi dünyasının içine davet eden bir kapı oldu. ​Kitabın ilk sayfasına düştüğü o zarif not, benim için bu eseri bambaşka bir yere koydu: "En güzel hikâyeler sizin için yazılsın..." Bir yazarın okuruna verebileceği en samimi, en nazik temenni bu olsa gerek. Bu not, sadece bir imza değil, kitabın tüm sayfalarına yayılan o naif dokunuşun bir özeti gibi benim için. ​Son Nefese Kadar, isminden de anlaşılacağı üzere, aşkın ve acının arasında ince bir çizgide gezinen bir eser. Cesur ve Mısra’nın hikâyesi, sadece bir kurgu değil; hayata karşı dik duruşun, vazgeçişlerin ve aslında hiçbir zaman tam anlamıyla vazgeçemeyişlerin portresi gibi bir noktada. Yazarın kaleminden etkilenmemek mümkün değil; kelimeleri öyle bir ustalıkla bir araya getirmiş ki bir sonraki sayfada ne olacağını merak ederken, bir yandan da satırların arasındaki o edebi derinliğin tadını çıkarıyorsunuz. Ben okudukça zarafetine ayrı, kaleminin güzelliğine ayrı hayran kaldım. ​İlknur Yaylımateş, bu romanında sadece karakterlerin yaşadığı olayları anlatmıyor; okurun ruhunda iz bırakacak bir atmosfer inşa ediyor. Eğer siz de elinize aldığınızda bir yazarın nezaketiyle sarmalanmak ve kalbinizin ritmini değiştirecek o hikâyeyi bulmak isterseniz, bu kitap başucunuzun yeni misafiri olmaya aday. Ben ruhuma iyi gelen bu kıymetli aşk hikâyesini okuduğum için çok mutluyum ama en çok kalbimi feth eden yazarımızın kalemiyle tanışma fırsatına eriştiğim için mutluyum.Muhakkak okuyun derim...
Son Nefese Kadarİlknur Yaylımateş · Parana Yayınları · 202644 okunma
Puan vermedi·152 syf.··
2026 20. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2026 18:33
Bu eserin yazıldığı dönem her gün yeni bir keşfin ortaya çıktığı ilimde, irfanda, fende ve teknolojide her yeni bir günde bambaşka yeni bir aygıtın tanıtıldığı yıllardır. Hüseyin Rahmi Gürpınar bu eserinde tam da işin özünde bu nokta üzerinden ilerlemek suretiyle toplumun ve devletin; eğitimde ve ilimde ne noktada olduğu ve bakış açısının insanlar nezdinde nasıl bir seviyede olduğunun anlatımını eleştirel bir düzeyde yapmaktadır. Haliyle bu dönemde astronomide de hızlı bir ivme yakalanmış çeşitli matematiksel hesaplar neticesinde Halley kuyruklu yıldızının dünyaya çarpacağı söylencesi hızla yayılmıştır. İstanbul’un sıradan bir mahallesinde gazeteci İrfan Galip çeşitli konferanslar ile halkı bilhassa kadınlar topluluğunu bu noktada bilinçlendirmek ister. Fakat bunu yaparken yazar yine o bilindik tarzı ile işi muzipliğe döker, yer yer alaycı dil kullanır. İrfan Galip karakterinin geçmişin intikamını devreye sokmasıyla birlikte olaylar bambaşka bir hal alır. Kitap genel anlamda toplumun cehaletini konu edinmek ile beraber uygarlık eleştirisi yapıyor. Toplum ve devletin ilim ve irfan noktasında atıl ve ilgisiz kalması ve yeterince bu hayati meselenin üzerine düşmemesine değiniyor. Bir diğer açıdan kadın karakterlerin çeşitliliği ve karşılıklı diyalogları absürt bir komedi şeklinde ilerliyor. Ama en önemlisi hikâyedeki kadın karakterlerin son derece önemli hayat ve memat meselelerinde dahi olayları gerçek bağlamından uzak ve kopuk bir şekilde irdelemeleri aynı zamanda çıkarımlarında son derece alakasız ve çok basit kalmaları eserin ana hatlarını oluşturuyor. Toplumun bilinçlenmesine yönelik, cehalete karşı bir eğitim seferberliği bağlamında yazılmış toplum ve birey eksenli bir eser. -Doğacak evladını hayatın nimetlerine erdirmek için zamanın gelişmelerine uygun mektep
1000Kitap
Kuyrukluyıldız Altında Bir İzdivaçHüseyin Rahmi Gürpınar · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202525,6bin okunma
Kahramanlar susmadı.. yazar sustu :(
10/10
·479 syf.·
2026 77. kitabı
Bu esere inceleme yazmak gayesi güdüyordum, fakat canımı bu denli yakacağını kestirememiştim :( Bu kitabı okurken kaç sigara bitirdim, kaç şarkı tükettim, kaç uykudan feragat ettim, kaç elzem işi erteledim bilmiyorum. Bildiğim tek şey, bütün bunların Nikolay Gogol ile buluşmak için olduğuydu. Belki garip gelecek ama Ölü Canlar'ı okurken en çok Çiçikov'u düşünmedim. Hatta kitabın ilerleyen bölümlerinde karşıma çıkan Konstanjoglo karakterinde Gogol'un kendisini gördüm. Rusya'ya tutkuyla bağlı, düzelmeye ve düzeltmeye inanan, bütün karanlığa rağmen umudunu tamamen kaybetmeyen bir canım Gogol... :( Farkındayım, bu satırlar kitaptan çok yazarı anlatıyor. Ama sakın yanlış anlamayın; bunlar bir tahlil değil, yüreğimden kopan cümlelerin çığlıkları, öyle ki alev alev yakıyor bağrımı.. İkinci cilt boyunca karşıma çıkan "El yazması metinde cümle burada kesiliyor." notları beni her seferinde yaraladı. İnanın o anlarda kahramanların sustuğunu düşünmedim. Onlar hâlâ oradaydı, varlardı; Cicikov, Tentetnikov, Vasiliy, Malinow.. ama ben yazarın sustuğunu hissettim. Vallahi insanın içi parçalanıyor. Çünkü o cümlelerin devamının bir zamanlar yazılmış olduğunu biliyorsunuz. Sonra bir gün o sayfalar ateşe veriliyor.!! En kıymetlisini ateşe atmak ne demek? Bir ömür zihninde taşıdığın dünyayı kendi ellerinle yok etmek ne demek? Kitabı bitirdiğimde Çiçikov'a değil, Gogol'a ağladım. Hasta bir bedenin içinde, acılarla boğuşurken bile yazmaya devam etmeye çalışan bir adama... Ve çok sevdim, yanlış ya da doğru her ne yaptıysa.. Belki de bu yüzden ölü canlar benim için yalnızca bir roman olmadı. Gogol'un hayata veda etmeden önce sessiz çığlığı oldu.. Bu eserde bana yoldaşlık eden canım Westiyam sana çok teşekkür ederim, belki kendim okusaydım bu denli icsellestiremezdim.. o tatlı naif ses tonunla
Ölü CanlarNikolay Gogol · İş Bankası Kültür Yayınları · 202429,4bin okunma
Hayatınızı izleme şansınız olsaydı neyi değiştirmek isterdiniz?
8/10
·304 syf.··
2026 12. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 06 Haziran 2026 18:33
Matt Haig'in Gece Yarısı Kütüphanesi ile aynı evrende geçen yeni romanı Gece Yarısı Treni, bizi 81 yaşındaki Wilbur Budd ile tanıştırıyor. Wilbur, eski eşinden gelen beklenmedik bir telefonun ardından kalp krizi geçirerek hayatını kaybediyor ve gözlerini kendi adını taşıyan gizemli bir istasyonda açıyor. Onu burada bir tren bekliyor. Ancak bu sıradan bir tren değil; Wilbur'un tüm hayatını yeniden yaşayacağı, geçmişinin duraklarında tek tek ineceği bir yolculuk. Wilbur'un önünde çok önemli bir seçim var: Sonsuz yaşama doğru ilerlemek mi, yoksa genç halini uyarıp hayatının akışını değiştirmeye çalışmak mı? Üstelik bunu yapması hem imkânsız hem de yasak. Ama ya başarabilirse? Bu kitabı okumak bana, kendimden çok daha yaşlı birinin çocukluğundan yaşlılığına kadar tüm hayat hikâyesini dinliyormuşum gibi hissettirdi. Kitap okumayı seven herkesin çocukluğunun bir noktada Wilbur'unkiyle kesişeceğini düşünüyorum. Çünkü bazı acılar, bazı pişmanlıklar ve bazı "ya şöyle olsaydı?" soruları hepimize tanıdık geliyor. Ama bir anıyı sadece hatırlamakla, onun içine tekrar girip yaşamak arasında çok büyük bir fark var. Wilbur'un trende yaptığı şey tam olarak bu. Hayatındaki dönüm noktalarını yeniden ziyaret ederken kader, seçimler, pişmanlıklar ve kabulleniş üzerine düşündürüyor. Gece Yarısı Kütüphanesi'ni bitirdiğimde bu evrenin daha da büyümesini istemiştim. Bu yüzden aynı evrende geçen yeni bir hikâye okumak beni çok heyecanlandırdı. Bence Gece Yarısı Treni; pişmanlıklar, kaçırılan fırsatlar, yaşanan ve yaşanamayan hayatlar üzerine kurulmuş oldukça dokunaklı bir roman. Eğer Gece Yarısı Kütüphanesi'ni sevdiyseniz, zaman yolculuğu temalarından hoşlanıyorsanız ve okurken hayatınızı sorgulatan hikâyeleri seviyorsanız bu kitap tam size göre.
1000Kitap
Gece Yarısı TreniMatt Haig · Domingo Yayınevi · 202677 okunma