Munchausen sendromu hastaları, genellikle de kadınlar, başkalarından tıbbi ilgi ve sempati görmek için kendilerini kastlı olarak hasta ederler. (..) ihtiyaç duyulmaya karşı patolojik bir ihtiyaç duyarlar ve kimlikleri başkalarına bakan ve yardım eden insanlar olarak görülmek etrafında gelişir. Hasta veya yaralı bir çocuklarının olması, bu yönlerini sergilemelerini sağlar; çocukları hastaneye yatırıldığında, başkalarının endişeli bakışları, destek vermek için onlara sarılmaları ve tıbbi ilgi için yaşarlar.
Yeminimizi tuttuk. Çok güzel, sadık bir dostluğumuz oldu Diana. Dostluğumuzu tek bir kavga, soğukluk veya çirkin sözle lekelemedik; umarım hep böyle devam ederiz. Ama sen evlendikten sonra artık eskisi gibi olamaz. Farklı ilgi alanların olacak. Bense bunların dışında kalacağım...
(...) Hayatta en önemli şey nedir? Açlık çeken bir ülkede birine bu soruyu sorarsak cevap "yemek" olacak. Donmakta olan birine aynı soruyu sorarsak cevap "sıcak" olacaktır. Kendini yalnız ve çaresiz hisseden birine soracak olursak cevap mutlaka "diğer insanlarla beraber olmak" olacaktır.Ama bütün bu ihtiyaçlar giderildikten sonra, bütün insanların ihtiyacı olan bir şey var mıdır hâlâ? Filozoflar buna evet diye cevap verir. Onlara göre insan sadece ekmekle yaşayamaz. Tabii ki bütün insanlar yemek yemelidir. Ayrıca sevilmeye ve ilgi görmeye ihtiyaçları vardır. Ama bütün insanların ihtiyacı olan bir şey daha vardır: Kim olduğunu ve neden yaşadığını bilmek”
-Senin gibi bir kadının benim gibi bir adama nasıl ilgi duyduğunu merak ediyorum.
-İtalyan kanım. Eski taşları, olgun erkekleri ve güzel şarapları seviyorum.
Hümanizma ruhunun ilk anlayış ve duyuş merhalesi, insan varlığının en müşahhas şekilde ifadesi olan sanat eserlerinin benimsenmesiyle başlar. Sanat şubeleri içinde edebiyat, bu ifadenin zihin unsurları en zengin olanıdır. Bunun içindir ki bir milletin, diğer milletler edebiyatını kendi dilinde, daha doğrusu kendi idrakinde tekrar etmesi; zekâ ve anlama kudretini o eserler nispetinde artırması, canlandırması ve yeniden yaratmasıdır. İşte tercüme faaliyetini, biz, bu bakımdan ehemmiyetli ve medeniyet dâvamız için müessir bellemekteyiz. Zekâsının her cephesini bu türlü eserlerin her türlüsüne tevcih edebilmiş milletlerde düşüncenin en silinmez vasıtası olan yazı ve onun mimarisi demek olan edebiyat, bütün kütlenin ruhuna kadar işliyen ve sinen bir tesire sahiptir. Bu tesirdeki fert ve cemiyet ittisali, zamanda ve mekânda bütün hudutları delip aşacak bir sağlamlık ve yaygınlığı gösterir. Hangi milletin kütüpanesi bu yönden zenginse o millet, medeniyet âleminde daha yüksek bir idrak seviyesinde demektir. Bu itibarla tercüme hareketini sistemli ve dikkatli bir surette idare etmek, Türk irfanının en önemli bir cephesini kuvvetlendirmek, onun genişlemesine, ilerlemesine hizmet etmektir. Bu yolda bilgi ve emeklerini esir- gemiyen Türk münevverlerine şükranla duyguluyum. Onların himmetleri ile beş sene içinde, hiç değilse, devlet eli ile yüz ciltlik, hususi teşebbüslerin gayreti ve gene devletin yardımı ile, onun dört beş misli fazla olmak üzere zengin bir tercüme kütüpanemiz olacaktır. Bilhassa Türk dilinin, bu emeklerden elde edeceği büyük faydayı düşünüp de şimdiden tercüme fa- aliyetine yakın ilgi ve sevgi duymamak, hiçbir Türk okuru için mümkün olamıyacaktır.
23 Haziran 1941
Maarif Vekili
Hasan Ali Yücel