İlginç bir isim ve muazzam bir hikaye…
8/10
·304 syf.··
Beğendi
·
2026 11. kitabı
·
25 günde okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 23:56
İyi akşamlar 1k sakinleri :) Bu kitabı mertinkitapkulübü sayesinde keşfettim. Kendisine bu kitabı bana kazandırdığı için teşekkür ediyorum :) Sayesinde güzel ve alışılmamış bir hikayeyi okuma fırsatı buldum. Önce hoşuma gitmeyen bir yönden bahsedeceğim çünkü bu yön ne kadar karakterin ‘karakterini’ yansıtsa da, kitaba tam olarak giremememe neden oldu. Kitaptaki karakterin kafasındaki düşünceler adeta ‘çorap değiştirir gibi’ değişiyordu. Olayları takip etmekte aşırı zorlandım. Öyle ki; bir paragrafta bazen 3 ayrı düşünce birden var olabiliyordu. Ama hikaye gerçekten hoşuma gitti. Bayıldım diyemiyorum yukarıdaki sebepten dolayı. Ama orta derecede bu kitap bana kendisini sevdirmeyi başardı. Özellikle sonu gerçekten hoşuma gitti. Bir kitabın sonunun bence hem bağlayıcı hem de ters köşe olması gerektiğini düşünüyorum. Böylelikle kitabın geneli kötü olsa da sonuna gelindiğinde yüzde ufak bir tebessüm bırakabilir. :) Keyifli okumalar dilerim :)
Sür Pulluğunu Ölülerin Kemikleri ÜzerindeOlga Tokarczuk · Timaş Yayınları · 20203,058 okunma
9/10
·488 syf.··
Beğendi
·
2026 103. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 00:00
“Özgür olmayan bir beyin ile sadece bildiklerinizi tekrar edersiniz. Keşfetmek istiyorsanız, uçmanız şart.” Herkese Merhaba Bayılarak okuduğum serinin ikinci kitabı da bitti nihayet ama yine öyle bir yerde bitti ki hemen üçüncü kitaba başlamak istiyorum. Bildiğiniz üzere Mater serisi bir Bilim Kurgu romanı ve gerekse verdiği gerçek bilgiler gerekse içindeki kurgu insanı öylesine alıp gidiyor ki. Tesla 20 yıl sonra bulduğu abisini 10 dakika içinde kaybeder ve 20 yıllık hayatının bir yalandan ibaret olduğunu öğrenir. Abisi ölmeden önce Tesla’ya gerçek adının Pia olduğunu peşlerinde bir takım adamların olduğundan bahseder. Bu kitapta bebekliğinden bu yana Teslaya aşık olan Galen ve en yakın arkadaşı Devin de yer almaktadır. Birbirinden ilginç olaylar ve birbirinden farklı bilgilerle dolu bu kitabı okurken sürekli kendi kendime ya böyle şeyler olsaydı dedim. Bu arada kitapta bir örgüt var ve örgüt insanın da DNA sını değiştirmeye çalışıyor ve bunun üzerinde çeşitli deneyler yapan dünya üzerinde en güçlü laboratuvar araştırma merkezi. Adı da Neon ve Tesla’nın peşinde olan adamlar da Neon adındaki yapı. Neon bir şekilde Tesla’ya ulaşsa da Galen asla vazgeçmiyor Tesla’dan. Sonunda ise…. Mutlaka okuyun
Arachnoid MaterSerkan Karaismailoğlu · Elma Yayınevi · 202010,9bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
6/10
··
9 günde okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 17:48
Farklı karakterler ve hikayelerle başlayıp hepsini ortak bir noktada buluşturan ilginç bir roman. Kitabın mistik ve sembolik yapısı dikkat çekici olsa da, hayali olaylar, yoğun tasavvufi unsurlar ve eski dil kullanımı nedeniyle anlatım bana zaman zaman ağır ve ağdalı geldi. Bazı bölümlerde karakterlerin ve yan hikayelerin fazlalığı da takibi zorlaştırdı. Buna rağmen farklı atmosferi ve özgün anlatımıyla okunmaya değer bir eser olduğunu düşünüyorum.
PinhanElif Şafak · Doğan Kitap · 20244,873 okunma
Şeytan Değil, Korkaklık
6/10
·520 syf.··
2026 9. kitabı
Usta ve Margarita'yı bitirdiğimde aklımda şeytan kalmadı. Bu biraz garip gelebilir. Sonuçta romanın en unutulmaz karakterlerinden biri Woland. Yıllardır hakkında yazılan incelemelerin büyük kısmı da onun etrafında dönüyor. Şeytan Moskova'ya gelir, ortalık karışır, insanlar maskelerini düşürür, sistem alaya alınır... Ama kitabı kapattığımda zihnimde kalan kişi Woland değil, Pontius Pilatus oldu. Çünkü Bulgakov'un asıl meselesinin kötülük değil, korkaklık olduğunu düşünmeye başladım. Pilatus gerçeği görüyor. Yeshua'nın suçlu olmadığını biliyor. Onunla konuşurken karşısındaki insanın tehlikeli değil, hatta son derece masum biri olduğunu anlıyor. Ama doğruyu görmek başka, onun yanında durmak başka. Pilatus'un trajedisi de burada başlıyor. Bu yüzden romanı okurken aklıma sık sık şu düşünce geldi: Hayatı çoğu zaman kötü insanlar değil, korkak insanlar şekillendiriyor. Ve Bulgakov bunu yazdığı dönemi düşündüğümüzde daha da anlamlı hale geliyor. Romanın Stalin döneminin gölgesinde yazıldığını bilmek önemli. Ancak Usta ve Margarita'nın gücü doğrudan Stalin'i anlatmasından gelmiyor. Tam tersine, onu hiç anlatmamasından geliyor. Bulgakov bir diktatörü değil, diktatörlüklerin yaşayabilmesini sağlayan insan zaaflarını anlatıyor. * Korku. * Konfor. * Sessizlik. * Bedel ödemek istememek. Bunlar yalnızca Sovyetler Birliği'ne ait meseleler değil. Bu yüzden roman bugün hâlâ canlı. Çünkü insan değişen rejimlerden daha yavaş değişiyor. Romanın fantastik tarafı da burada işlev kazanıyor. Woland ve ekibi Moskova'ya geldiğinde insanları bozmazlar. Zaten bozulmuş olanı görünür kılarlar. * Açgözlüler daha açgözlü olur. * Kibirliler daha kibirli. * Sahtekârlar daha sahtekâr. Bu yüzden romanın ironik tarafı şudur: Şeytanın dolaştığı bir şehirde en rahatsız edici varlık şeytan
Edebiyat
Usta ve MargaritaMihail Bulgakov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202510,1bin okunma
10/10
·448 syf.··
Beğendi
·
2026 6. kitabı
Şapkacıların 2. kitabı olan Haritacılar yine sihir ve eğlence dolu bir kitap. Cordelia, babasının eşyalarını karıştırırken gizemli bir harita bulur. İlk başta haritanın ne anlama geldiğini anlamasa da babasını aramak için çıktığı bu yolculukta çok ilginç şeylerle karşılaşır. Bunlardan biride Haritacılar ismindeki gizli cemiyet. Cordelia bu yolculukta bir çok tehlikeyle karşılaşır. Ayrıca yıllardır birbirine düşman olan zanaatkarları bir araya getirmesi gerekmektedir. Gizem ve merak dolu bu eğlenceli kitabı kesinlikle öneririm. Serinin 1. Kitabı olan Şapkacılar incelemesine aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz: #292878195
HaritacılarTamzin Merchant · Genç Timaş Yayınları · 202530 okunma
Dünyayı Kuran Beyin
9/10
·351 syf.··
Beğendi
·
2026 76. kitabı
·
28 günde okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 08:30
“Dünyanın yapılandırılması ve kurulması muazzam bir iştir, bunu her gün binlerce kez bilinçdışında yaptığımız için ne yaptığımızın farkında bile olmayız.” (s. 155) Oliver Sacks kitaplarının beni en çok etkileyen yanı, nörolojik vakaları anlatırken aslında insanın dünyayı nasıl kurduğunu sorgulaması oluyor. Bu kitapta renkleri kaybeden bir ressamın, hafızası zamanın bir noktasında donup kalan bir adamın, sonradan görmeyi öğrenmek zorunda kalan Virgil’in, Tourette sendromlu bir cerrahın ve otistik savantların hikâyeleri yer alıyor. İlk bakışta birbirinden çok farklı görünen bu vakalar, sonunda aynı noktada birleşiyor. Beyin dünyayı algılarken belirli ölçüde onu yeniden kurar. Bu fikir özellikle Jonathan I. vakasında belirginleşiyor. Renkleri kaybeden ressamın hikâyesinde Sacks, algının ne olduğu sorusunu da düşündürüyor. Bu bölümleri okurken sık sık Steven Pinker çağrışımları uyandı. Pinker dilin ve zihnin dünyayı doğrudan almadığını, onu kategoriler aracılığıyla işlediğini söyler. Johann Wolfgang Von Goethe ise renklerin yalnızca fiziksel bir olgu olmayıp deneyimin ürünü olduğunu düşünür. Sacks ise küçük bir beyin hasarının bütün gerçeklik deneyimini değiştirebildiğini gösterir. Üçü de farklı yerlerden aynı soruyu soruyor aslında: Gerçeklik nerede kurulur? “Rengi yapan şey, bizzat beyindi.” (s. 45) Bu cümle kitabın felsefi merkezlerinden biridir. Jonathan I. başlangıçta renkleri hatırlayabiliyor, onlar hakkında konuşabiliyordu fakat zamanla yalnızca renk görme yetisini değil renklerle ilgili zihinsel dünyasını da kaybetti. Renk, duyusal bir eksiklik olmaktan çıkıp hafızadan silinen bir deneyime dönüştü. Bu fikir beni özellikle etkiledi. Çünkü burada kaybolan şey bir duyudan ziyade o duyunun etrafında kurulmuş anlam dünyası gibi görünüyor. Hatta gördüğü renk gri bile değildir, kullandığımız
Mars'ta Bir AntropologOliver Sacks · İletişim Yayınları · 1997247 okunma