Korkunun Gölgesinde Değil, Yalnızlığın Sessizliğinde
10/10
·232 syf.·
2026 70. kitabı
Bazı kitaplar okunduktan sonra hatırlanır; bazıları ise okuma eylemi sürerken insanın zihnine yerleşmeye başlar. Lanetli Tavşan benim için ikinci gruba ait bir eser. Bu kitabı yalnızca "tuhaf" ya da "korkutucu" diye nitelemek, denizin kıyısını görüp derinliğini inkâr etmek olur. Çünkü bu öyküler, korkuyu bir amaç olarak değil, insan ruhunu açan ince bir neşter olarak kullanıyor. Kitabı okurken zihnimde sürekli aynı benzetme dolaştı: Bu eser, camdan yapılmış bir labirenttir. İlk bakışta çıkışın her yerde olduğunu sanırsınız; oysa ilerledikçe asıl engelin duvarlar değil, kendi yansımanız olduğunu anlarsınız. Her öykü, okuru dış dünyadan biraz daha uzaklaştırırken kendi iç sesine yaklaştırıyor. İşte kitabın gerçek başarısı burada saklı. Bana göre Lanetli Tavşan, canavarların değil, yalnız insanın alışma yeteneğinin kitabıdır. Çünkü insan, en büyük acılara bile zamanla alışabiliyor. Yazar bunu anlatırken doğaüstü olayları kullanıyor; fakat asıl doğaüstü olan, karakterlerin yaşadıkları dehşeti sıradanlaştırmalarıdır. Bu yüzden kitap boyunca korktuğumuz yaratıklar değil, insanların onlarla yaşamayı öğrenmesi oluyor. Dikkatimi çeken en önemli yönlerden biri de öykülerdeki sessizlikti. Bu sessizlik, kelimelerin eksikliğinden değil; söylenemeyenlerin ağırlığından doğuyor. Karakterler konuşuyor ama çoğu zaman cümlelerinden daha yüksek sesle susuyorlar. O suskunluk, sayfaların arasından taşarak okurun zihnine yerleşiyor. Kitap bittiğinde olayları değil, o sessizliği hatırlıyorsunuz. Eserin dili gösteriş peşinde koşmuyor. Sanki yazar, sözcükleri parlatmak yerine onların pasını korumayı tercih etmiş. Bu nedenle anlatım, cilalı bir mermer gibi değil; çatlakları görünen eski bir taş duvar gibi duruyor. Tam da bu yüzden inandırıcı. Çünkü hayatın kendisi de kusursuz değildir. Kitabın
Lanetli TavşanBora Chung · İthaki Yayınları · 20233,585 okunma
7/10
·528 syf.··
Beğendi
·
2026 63. kitabı
·
15 saatte okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 13:13
Merhaba arkadaşlar. Jules Verne ile şimdi de 1883 yılına uzanıyor, Ramazan ayını geçiren bir İstanbul’a konuk oluyor, tarih kitaplarında karşılaşmayacağımız türden betimleme ve tasvirlerle de zenginleştirilmiş bir maceraya atılıyoruz. Öncelikle 2. Mahmut dönemine uzandığımızı söyleyebileceğimiz bu romanda tam bir kuzey turu yaptığımızı da özellikle belirtmek isterim. Hollandalı tütün tüccarı Van Mitten ve uşağı Bruno, İstanbul’a geldikten sonra Trakya, Balkanlar ve Karadeniz Sahilleri ile zenginleşen bir yolculuk mekanları bizimle oluyor. Bunda yazarın zamanında yat alıp Avrupa turu yapmasının da anlatımına elbet etkisi vardır ama onun anlatım ve görüş gücünü düşündüğümüzde, hiç var olmayan ve kitaplarından yıllar sonra bulunan icatları da göz önüne aldığımızda anlatımlarında bir aksama veya yanlışlık bulmak da kolay değil. Gerçi doğru veya yanlış kıyaslaması yapabileceğimiz 150-200 yaşında yaşayan bir eski Osmanlı bulmak da imkansız olduğuna göre buna da çok takılmamak lazım. Ancak kitabın bir ‘Tenkit’ yani ‘Eleştiri’ niteliği taşıdığını da belirtelim. Çünkü bazı insanlar asla ama asla eleştiri kabul etmedikleri gibi böyle ufak bir eleştiri gördüklerinde de hemen geriliyorlar. Kitaba adını veren Keraban Ağa ise açık olmak gerekirse inatçı ve dar kafalı denilen bir tütün tüccarı. Peki ya Tophane’den Üsküdar’a geçerken yeni çıkan vergiyi ödememek için bu adamın Karadeniz seyahatine çıkmasını nasıl buluyorsunuz? Tamam cimriliğin de bir ölçüsü vardır ama bu da nedir yani. Ama güzel macera oldu. Kısıtlı sürede bir yere yetişme çabasını o dönem için takdir ettim ama günümüzde her gün hem de her gün işe yetişme telaşı yaşayan biz metropol insanları için bu artık şaşırtıcı değil. Aksine işlere hızlı ve sorunsuz ulaşmak günlük olarak neredeyse hepimizi daha çok şaşkınlığa
İnatçı KerabanJules Verne · Alfa Yayınları · 2017571 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Sihir Herkes İçindir
Puan vermedi·224 syf.··
2026 33. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 11:17
Hepinize günaydın ballarım.Bugün çoğu kişinin yani okuduğunu gördüğüm çoğu kişinin beğenmediği bir kitabın incelemesini yapacağım.Öncelikle bu kitap da eleştireceğim çok şey var.Yani benim gibi insanın bile beğenmediği bazı şeyler oldu.Bunların en önemlisi ile başlıyorum. Benim şuan elimde olan kitap Caraval Holiday Edition ile gelen Spectacular.Bu kitabın yurt dışında zaten iki baskısı var.Birisi benim elimde olarak diğeri de ilk baskı yani kapağında yeşil çizgiler de olan.Bilmiyorsanız yurt dışındaki iki baskıda da karton kapak seçeneği yok.Yani ikisi de exclusive edition dediğimiz ozel baskıyla geliyor.Elimdeki baskıyı anlatacak olursam normal kitap uzunluklarından biraz daha uzun bir baskı,şömizi oldukça kaliteli ve iç kapağı oldukça kalın bir kartondan yapılmış.Sayfaları bizim normal sayfalarımızın üç katı kalınlıkta.Yan baskısı da kırmızıya boyanmış.Turkiye baskısına gelecek olursak ciltli seçeneği yok ve sayfaları oldukça ince.Yani gerçekten de bu kadar ozensiz bir baskı bizlere hiç yakışmıyor.Ozellikle de Dex gibi pahalı bir yayinevinden çıkmışsa.Ayrıca asıl sinirimi bozan nokta Dex'in kapağı satın almayip aynısını yapmaya çalışması.Yani bunu aynı yayinevinden çıkan baska kitaplarda da çok gordum.Kapağı alacak kadar paranız yok desek tüm kitaplarinizi piyasadaki degerinin çok ustunde satiyorsunuz.Bu para nereye gidiyor ya? Dex çoğu okurun bağımlı olmak zorunda olduğu bir yayınevi cunku yurt dışında populer olan çoğu kitap bu yayinevinden çıkıyor.Ama bağımlılığımız ve sevgimiz bu kitapta da gordugunuz gibi husranla sonuclaniyor.Biraz ozenseler eminim çok guzel şeyler çıkacak.Paraya para demiyorsunuz ancak su yaptığınıza bakın. Bu kitap ile ilgili eleştirmek istedigim bir baska şey Tella'nın kişiliğinin biraz karıştırılması.Gerçekten Tella bir kitaba gore
SpectacularStephanie Garber · Flatiron Books · 2024141 okunma
Kuzu Postuna Bürünmüş Kurt?...
10/10
·456 syf.·
2026 48. kitabı
Kitabın kim tarafından yazıldığını bilmesem, görmesem, bir Agatha Christie veya Stephen King karışığı klasik bir dedektif- polisiye romanı okuduğumu zannederdim. Öncelikle mükemmel ötesi bir beyin egzersizi yaşadığımı belirtmem gerekir. Sanki Labirent: Ölümcül Kaçış'dan bir türlü çıkamıyordum, insanı içine çeken bir konusu var çünkü ve inanın hiç çıkmak istemiyorsunuz. Roman şu şekilde başlıyor; Hafıza kaybı yaşayan bir adam ormanda uyanır ve Anna adında birini çağırır. Kendi adını dahi hatırlamayan kahramanımız önceki hiçbir şeyi hatırlamaz haldedir. Bir malikaneye ulaşır ve oradaki tanıdıkları ona Blackheath Malikanesi'nin sahibi Hardcastle ailesinin verdiği bir partiye katılan Sebastian Bell adında bir doktor olduğunu söylerler. Uyuduktan sonranın sabahı kendini bir uşağın bedeninde bulan ana karakter, artık önceki günün sabahında kendini bulur. Kendisinin gerçek adının Aiden Bishop olduğunu ve Evelyn Hardcastle cinayetini çözmek için sekiz gün boyunca sekiz farklı parti konuğunun, yani "ev sahibinin" bedenine girmesi gerektiğini öğrenir. Eğer sekiz gün içinde bu gizemi çözemezse, süreç yeniden başlayacak ve hafızası silinmiş olarak Sebastian Bell'in bedeninde tekrar uyanacaktır. İşin ilginç yanı, katilin kimliğini ortaya çıkarmak için yarışan iki kişi daha olduğunu ve sadece bir kişinin Blackheath'ten ayrılmasına izin verileceğini de hesaba katmıştır artık. Katilin kim olduğunu son âna kadar karakterle birlikte bulmaya çalıştım ve ne yalan söyleyeyim hiç beklemediğim sonuçla karşılaştım diyebilirim. Hani derler; "Kuzu postuna yatan kurd" misali tamda o katil için söylenebilirdi. Bu sürükleyici ve eğlenceli bir deneyimi bana yaşattığı için öncelikle canım arkadaşım Demet'e çok teşekkür ediyorum. Mükemmel bir deneyimdi benim için. Mutlaka okumanızı tavsiye ediyorum, pişman olmayacaksınız
Düşünce
Evelyn Hardcastle’ın Yedi ÖlümüStuart Turton · İthaki Yayınları · 20201,493 okunma
Puan vermedi·432 syf.··
2026 98. kitabı
·
11 saatte okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 02:35
Selamlar. Normalde kitaplığından ve sırayla okumadığım kitapları azaltmaya çalışıyordum. Ancak bu güzellik elime geçince o biraz geride kaldı. Ilk kitabı da sevmiştim ama burada işler daha eğlenceliydi diyebilirim. Gerçi kapağına da ayrı bayıldım. Konusundan biraz bahsedeyim. Yıllardır birbirinden nefret eden gazeteci Adriana ve Oburluk Prensi Gabriel beraber çalışmak zorunda kalır. Bu karanlık sırlar, huzursuz ejderhalar ve saklanan gerçekler arasında birlikte çalışmak zorunda kalırken birde nefretlerinin altında bambaşka duyguların olduğunu fark etmeye başlıyorlar. Vuhuu! Ben gibi #enimiestolovers severler toplanın acayip bir kitap ile karşınızdayım. Gabriel her sahnede dikkat çekiyordu. Ahh benim arsız prensim! Karakterler arasındaki atışmalar çok eğlenceliydi. Hani çoğu zaman kahkahalarımı tutamadım. Romantizm–olay örgüsü dengesi ilk kitaba göre daha iyi diyebilirim. O nefretten aşka gerçeğini dibine kadar hissediyorsunuz. Bu kitabı kapağı için alsam bile pişman olmazdım çünkü gerçekten aşırı güzel duruyor ama içi de beklediğimden daha keyifli çıktı. Yan boyamasını saatlerce abartabiliriz diye düşünüyorum. Bence Gabriel ve Adriana'nın birbirine laf sokmaları, sürekli gerilimli ama bir yandan da çekim dolu halleri kitabı taşıyan şeydi. Baştada söylediğim gibi nefretten aşka giden hikâyeleri seviyorum ve bunda o his bayağı vardı. Bu detaya bayıldım. Ejderhalar, sırlar, şeytani saraylar ve gizemli olaylar da hikâyeyi daha ilginç yapmıştı. Sadece bazı yerlerde tempo biraz yavaşladı ve sonlara doğru her şey hızlı çözüldü gibi hissettim. Ancak genel olarak romantik fantastik seven biriyseniz kendini kolay okutan, karakterlerine bağlanabileceğiniz bir kitap olmuş diyerek yorumumu bitireyim. Unutmadan kitapta yetişkin içeriğe yer verildiğinide söylemek isterim.
Sırlar TahtıKerri Maniscalco · Ephesus Yayınları · 20261 okunma
9/10
·376 syf.··
Beğendi
·
2026 34. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 05 Nisan 2026 00:00
Azdahak veya Azi Dahaka, İran ve Ermeni mitolojisinde kötülüğü, zulmü ve kaosu simgeleyen efsanevi bir figürmüş. Bu romanı okurken birçok şey öğrendim. Çok ilginç bir konuydu. Osmanlı döneminde gökyüzünde görülen kuyruklu yıldız başka romanlarda da karşıma çıkmıştı. Ama bu romanda sapkın bir topluluğun inancına sembol olarak kullanılmış. Dönem kurmacalarına bayılırım. Bu kitabı da çok sevdim. Dünyanın yıkılışını hızlandırmak için vahşet ve kötülüğü arttırma düşüncesini benimseyen topluluklar hala var. Romandaki topluluk da bu ürkütücü düstura göre hareket ediyor. Yazar aslında fanatizmi, körükörüne itaati, kutsal adı altında işlenen vahşeti destansı bir anlatımla eleştirmiş. Benim için zevkli bir okumaydı.
Edebiyat
Azdahakİskender Pala · Kapı Yayınları · 20253,636 okunma