"İnsanoğlunun mitolojilerinde, insanın bir zamanlar sahip olup sonradan kaybettiği bir cennetin ne kadar ısrarla anlatıldığna bakın. Atlantis kenti, Cennet Bahçesi ya da mükemmelliğin krallığı. Bunlar hep geride kalmıştır. Bu efsanelerin kökü, ırkın geçmişinde değil, her bir insanın geçmişindedir. Çocukluğunuzun ilk yıllarında, boyun eğmeyi, mantıksızlığın korkusuna teslim olmayı, aklınızın değerinden kuşku duymasını öğrenmeden önce ışıl ışıl bir varoluşu tanıdığınızı, apaçık bir evrene dönük rasyonel bir bilincin bağımsızlığına sahip olduğunuzu, bir anı kadar somut olmasa bile umutsuz bir özlemin dağınık acısı biçiminde hala bilmektesiniz. İşte kaybettiğiniz, aradığınız cennet odur ve ona kavuşmak istediğiniz anda da sizin elinizdedir.
"Bazılarınız John Galt'ın kim olduğunu hiçbir zaman bilemeyecek. Ama aranızdan, bir anlık bir varoluş sevgisini, onu sevmenin gururunu tatmış olanlar, şu dünyaya bakıp da bakışınızla onu onaylamış olanlar, insan olmanın ne demek olduğunu tatmıştır. Ve ben ... Ben o ana ihanet edilmemesi gerektiğini bilen bir insanım. Onu neyin mümkün kıldığını bilen, kimin neyi seçerek, uygulayarak, sürekli uygulayarak o ana ulaştığını bilen insanım.