Sâmiha Ayverdi'nin "Batmayan Gün" romanında, romanın başkahramanı Aliye'nin, dedesi İrfan Paşa'nın notlarıyla başlayan, daha sonra ise bu notlarda bahsedilen Kerim Bey'le tanışmasıyla devam eden mânevî yolculuğu anlatılmaktadır. Romanda; insanın hakîkate ulaşmasının ancak kâmil bir mürşide bağlanmakla mümkün olabileceği, hakîkate ancak aşk ile ulaşılbileceği, insanın süflî/nefsanî arzuların esiri olmaması gerektiği gibi tasavvufî düşüncenin özünü oluşturan tezler işlenmektedir.
Tasavvuf öğretisinin bir roman kurgusu içinde verilmesi dikkatleri çekse de romanın, roman sanatı açısından başarılı olduğunu söylemek güçtür. Çünkü roman, belki roman türünün tanımıyla tezat oluşturacak ama, fazlaca "kurgulanmış"tı. Öyle ki romanın kurgusu, karakterlerin karşılaşmaları, bir araya gelmeleri "önceden hazırlanmış" izlenimini okuyucuya fazlasıyla duyumsatıyor. Bu yönüyle romanı yer yer yeşilçam sinemasına benzettiğimi söylemeliyim. Öte yandan ele alınan, tasavvufî düşünceyle izah edilmeye çalışılan Kerim Bey ve Aliye ilişkisi de ne tasavvufla ne de İslam ile açıklanamayacak yönleriyle topal bir ilişkidir. İlahî aşk, seyrisülûk gibi kavramlar çok daha soyut bir düzlemde, metaforik bir anlatımla ifade edilebilirdi/edilmeliydi. Bu bakımdan romanı "basit" buldum.
Son olarak romanın -bir Tanpınar estetiği beklemeyeceksek- dil kullanımı açısıdan başarılı olduğu söylenebilir. Lakin bazı diyaloglar gereğinden fazla uzun tutulmuş. Belki bunlara diyalog da dememeli, bir "tirat", "nutuk" havası daha hâkimdi.