Osmanlı hukuk geleneğinde fetva müessesesi, şer‘î hükümlerin toplumsal hayata tatbiki noktasında en kritik mekanizmalardan birini teşkil etmiştir. Bu müessesenin işleyişini, sınırlarını ve müftînin taşıması gereken ahlaki ve ilmi nitelikleri belirleyen "Edebü’l-Müftî" türündeki eserler, Osmanlı hukuk metodolojisinin (usûl-i fıkh) önemli bir parçasıdır. Bu bağlamda, Mehmet Fikhî el-Aynî’ye atfedilen Risâle fî Edeb’il-Müftî, müftülük makamının sorumluluklarını ve bir müftünün fetva verirken riayet etmesi gereken temel prensipleri ele alan kıymetli bir metindir.
Eserde öne çıkan başlıca temalar şunlardır:
Müftünün Nitelikleri:
Fetva makamında oturan kişinin sahip olması gereken ilmi birikim (içtihat derecesi veya fetvada ehliyet), takva, feraset ve adalet gibi hususlar detaylandırılır.
Fetva Verme Adabı:
Bir soruna cevap verilirken dikkat edilmesi gereken usul; kaynaklara müracaat biçimi, meselenin vaka ile uyumu ve müftünün kendi görüşü ile nakil arasındaki denge.
Sosyal ve Siyasi Sorumluluk:
Fetvanın toplum düzeni üzerindeki etkisi ve müftünün, devrin yöneticileri ile halk arasındaki nezih duruşunu korumasına dair ahlaki tavsiyeler.
Fetva Kaynaklarının Hiyerarşisi:
Hanefi mezhebi içerisinde hangi eserlerin (zâhiru'r-rivâye vb.) fetvaya esas teşkil edeceği ve ihtilaflı meselelerde nasıl bir yol izleneceğine dair teknik bilgiler.
Mehmet Fikhî el-Aynî, eserini kaleme alırken yalnızca teorik bir fıkıh kitabı yazmakla yetinmemiş, aynı zamanda dönemin fetva bürokrasisinin ihtiyaç duyduğu pratik bir kılavuz oluşturmayı amaçlamıştır. Risale, şu açılardan büyük önem taşır:
Dili ve Üslubu:
Müellif, teknik fıkıh terimlerini kullanırken Osmanlı ilmiye sınıfının kullandığı veciz ve ağırbaşlı üslubu başarıyla yansıtır.
Uygulamaya Yöneliklik:
Eser, sadece "fetva nedir"
Çatalhöyük'te kazı çalışmaları yapan bir akademisyenin kızının hatıra defteri ne kadar eğlenceli olabilir? Binlerce yıldır değişmeyen ve okuyanları şaşkınlığa uğratacak benzerlikler. Özellikle dini inanış ve ritüellerin benzerliği karşısında küçük dilinizi yutacaksınız. Semavi dinlerin bünyesinde yer alan bir çok şeyin 3000-4000 yıl önce Sümer ve Hitit uygarlığında yer almış olması şaşkınlık verici.
Sadece kitap isminden etkilenerek aldığım bir kitaptı. Bana çok fazla şey katmadı maalesef. Muazzez hanımın siyasi görüşünü kitaptaki kadar detaylı öğrenmeme gerek yoktu zaten yarıda bıraktım :)
Kitabı okurken benim en çok dikkatimi çeken cümlelerden biri, Sümerlilere ait şu söz oldu:
"Biliyorsun, neden öğretmiyorsun?"
Bu cümleyi okuduğumda aklıma hemen günümüz geldi. Belki de bugün bu sözü şöyle güncellemek gerekiyor:
"Madem biliyorsun, neden öğretmekten kaçıyorsun?"
Bilginin bu kadar erişilebilir olduğu, fakat paylaşmanın giderek azaldığı bir dönemde yaşıyoruz. Aynı şekilde birçok güzel değerin anlamını yitirdiğini düşündüğümüz zamanlardan geçiyoruz. Yine de inanıyorum ki hâlâ bir yerlerde iyi kalpli insanlar var.
Üreten insandan, çalışan insandan, saygılı ve sınırlarını bilen insandan zarar gelmez. Aksine, onlar topluma ve vatana en çok fayda sağlayan, kıymeti bilinmesi gereken insanlardır.
Daha fazla ipucu vermek istemiyorum ama ufkunuzu genişletecek, düşündürecek ve bazı konulara farklı açılardan bakmanızı sağlayacak bir kitap arıyorsanız, bu kitaba mutlaka bir şans verin.
Dili akıcı ve sohbet havasında.
Icerik daha çok tavsiye odaklı ama özellikle cumhuriyet dönemi gençliği olmanın ayrıcalığını dibine kadar hissediyorsunuz. İnanılmaz bir değişim var. Modernizmin eğitimin, görgü ve medeniyetin hakim olduğu o yıllarda doğmayıp günümüzün yokluğuna dogmanin acısını hissediyorsunuz.
Bu kitabı okurken hayata bakış açımızı değiştirdiğini düşünüyorum , geçmişimizi öğrenip değerlerimize sahip çıkmamız gerektiğini savunan ve bizim gençlerimizin geçmişe bakıp gelece yön vermemizi sağlayan bir kitaptı. Sadece okunan bir kitap değil her sayfasında bir şeyler öğrenilecek ve bizi yönlendirebilecek bir eser. Herkese tavsiye ederim özellikle her Türk kadınının faydalanacağı bir şaheserdir.