(Irazca) gülüm balım bir köy düşünüyor. Sarım morum bir köy. Yağmurlar yağıyor. Duruca duruca seller, biraz akıp diniyor. Yedi renkli ebemkuşağının altından çocuklar geçiyor. Her muradı gerçek oluyor çocukların. Kuzular çayırlara yayılmış geniişçe! Güneş tatlı tatlı ısıtıyor. Kızlar bahçelerde çiçek çapıyor. Saksılarda ak karanfil, hatmi, sardunya, begonyalar, cam önlerini doldurmuş. Damların saçağına kumrular, güvercinler konup kalkıyor. Ekmekler sıcacık. Elmalar kütür kütür. Elmalar her köye yetiyor. Cevizler koyu gölgeli. Yeni gelinler hiç duyulmamış ninnilerle beşik başında. Analar çocuklarını dövmüyor. Kocalarını üzmüyor. Kocakarılar tengerenkleri alıp ağaç altına gidiyor. Ölülere gülden kefen örtülüyor. Mezarlıklar gül gülistan. Kinsiz, gamsız gümansız, delice bayramlar oluyor her yıl. Varsıllar, yoksulları ezmiyor, ezemiyor. Yoksulluk, varsıllık diye bir şey yok. Köyde kimsesizleri boğmuyorlar. Kimsesizlik diye bir şey yok. Aynı Karataş güneşinin altında, insanlar, kör topal, yeşil gözlü, kara gözlü, hepsi birbirinin kimsesi. Herkes birbirinin elinden tutuyor. Köyler, tarlalar herkesin, hem de herkese yetiyor. Dünya herkese yetiyor. Senlik benlik kalmamış! Gurbet yolları kapalı. Köyler cümbüş içinde. Akşamlar düğün şenliği. İşler imece. Dileyen günde geziyor, dileyen gölgede. Hastanın çorbası, yenidoğanın pabbası, küçük kızın cepli entarisi var. Sofralar bolluklu. Etler kebap olmuş. Meyveler, bostanlar tütüyor. Karataş'a aç gelen, tok gidiyor. Köyler, köylerle at koşturuyor. Köyler, danaları düveleri yarıştırıyor. Karataş'ın danaları birinci! Birinci olmuş danaları, gülleyip pullayıp diziyorlar. Çevresinde bir halay, bir horan! İki çocuk dövüşürse ayırıyorlar. Kavgalar kızışmıyor. İnsanların seyirlik oyunları var. Dünya böyle bir düş. Bir masal bazen böyle...