Son otuz yılda sosyal ve kültürel açıdan öyle çok ve hızlı değişimler yaşandı ki, bu olguyu kışkırtan tek bir neden söylemek çok zor: 70'li yıllardan itibaren, o güne dek kadın ve erkek arasında var olan ve ailenin klasik yapısını oluşturan geleneksel ilişkileri altüst eden bir davranış evrimi yaşandı. Hepimiz bu devrimden daha adil bir dünyanın doğacağından emindik; bu yeni dünyada kadınlar kurban rolünden sıyrılacaklar ve gerçekliğin farkında olan kahramanlar, eşlerinin bilinçli arkadaşları olacaklardı. Erkekler de değişmişti; kişiliklerinin tutucu yönlerini terk etmişlerdi ve önyargı ve kıskançlık barındırmayan yeni zamanlarla yüzleşmeye hazırlardı. O günlerden bugüne kadar kırk yıl geçti ve kadınların tartışılmayan ve tartışılması mümkün olmayan fetihlerinin ötesinde belirginleşen durum, dişi modelin erkek modele amansızca uyum sağlamış olması oldu. Birbirimize uyduk, çünkü daha önce de söylediğim gibi medyanın bize -büyük bölümü yiğitçe direnen bilinçli kadınlara-sunduğu imge sadece baştan çıkarma ve haz verme nesnesi olan bir dişiden başka şey değildir. Uyum sağladık, çünkü cinselliği üreme kavramından sıyırmış olmamız erkeklerden özgürleşmemizi sağladı. Kendimizi gerçekleştirebiliriz, ikili serüvenlerine taşkınlıklarını dışa vurma gözüyle bakan erkekler misali biz de keyfimize göre farklı serüvenler yaşayabilir ve bunu duygulara bulaştırmadan yapabiliriz. Doğurganlığımızı yönetmeyi, anneliği hayat amaçlarımızın son sıralarına ötelemeyi öğrendik; ne var ki zaman saatinin hızla ilerlemeye başladığını fark ettiğimiz zaman da annelik arzusunun dayanılmaz dürtüsünü hisseder olduk. __Bir şekilde toplumun pornografikleşmesi durumu ortaya çıktı. Her şey cinsellik etrafında döner oldu - sergilenen, konuşulan, yaşanan, tüketilen, paylaşılan bir cinsellik.
Sayfa 74·Kitabı okuyor
"Çocukluğumdan beri yaşamın, birbirine benzeyen iki boşluk arasında, doğumdan sonraki karanlıkla ölümden sonraki karanlık arasındaki bir kıvılcım olduğuna inanmışımdır." "İki boşluk arasındaki bir kıvılcım: yaşam. Hoş bir imge Josef. İkinci boşlukla bu kadar meşgul olup da birinciyi hiç düşünmememiz de tuhaf değil mi?"
Alıntı
Reklam
Sinema perdesiyle, üstünde resmin bulunduğu tuvali karşılaştıralım. Sonuncusu, izleyiciyi derin düşünmeye davet eder; onun önünde insan, kendini çağrışımların akışına bırakabilir. Oysa izleyicinin aynı şeyi sinema çekimleri karşısında yapabilmesi, söz konusu değildir. Çünkü belli bir sahneye ilişkin çekim görüldükten hemen sonra, yerini bir başkasına bırakmıştır. Eski sahne saptanamaz. Sinemadan nefret eden, sinemanın önemi konusunda hiçbir şey anlamamış, ama yapısından bazı noktaları kavramış olan Duhamel, bu durumu şu notuyla tanımlamıştır: “Artık düşünmek istediğimi düşünemiyorum. Düşüncelerimin yerini devingen görüntüler aldı.”
Bir Esin duyuyorum, bir imge yakalıyorum, bazen bir metni okuduktan sonra böyle duyar insan, bir kendinden geçme, bir kapılıp gitme… 
Sayfa 336·Kitabı okuyor
Alıntı
bir imge soldurdu bu solgun insanları.
Zerdüşt’ün söylevleri / solgun suçlu üzerine·Kitabı okuyor
Alıntı
''Bir rüya sırasında,'' diye yazıyor Dr. C.G.Jung, ''hasta şöyle bir imge kurdu: 'Nemli bir mağaradan bir yılan fırladı ve rüya göreni cinsel bölgesinden ısırdı' Bu düş, hasta analizin gerçekliğine ikna olduğu ve kendisini anne kompleksinin zincirinden kurtarmaya başladığı zaman görülmüştü.
Sayfa 19·Kitabı okuyor
Alıntı
Reklam
Reklam