Şimdi ürperten, onaran bir şey var, sen bir gülü Uzun uzun koklayarak anlatıyorsun bunu Kalbimizse küllerin altında kalabilen iki köz İki cehennem; imlâsı bozuk mektuplar gibiyiz Çünkü imlâ evlilikle biten aşklara benziyor Rüzgârını yitirmiş vâdiye, bulutsuz Yağmursuz bir gökyüzü de diyebilirsin
Sayfa 175·Kitabı okuyor
Ez-Zuhri "halifeler bizi hadis yazmak için zorladılar" sözü ile⁶, Ebil-Melih'in "Ez-Zuhri'yi, hadis kitabetine zorlayan Halife, Hişâm idi"⁷ sözünden anlaşılmaktadır. Bilhassa bu Halifenin, çocukları için ez-Zuhri'ye hadis yazdırması⁸ ve bu iş için iki de katip tahsis etmesi⁹, işin ne derece ciddi tutulduğunu gösterir. Ez-Zuhri'den, Halife için hadis yazan bu iki kâtipten birisini tesbit etmek mümkün olmuştur. Meşhur hadisçilerden Şu'ayb İbn Ebi Hamza'nın terceme-i halinden bahseden biyografik eserler, bu şahsın Sultan için ez-Zuhri'den imlâ yolu ile pek çok hadis yazdığını zikrederler.¹⁰ Bu konuda gelen bir başka haber ise, bu Sultan'ın Hişâm İbn Abdi'l-Melik olduğunu belirterek meseleyi vuzuha kavuşturmuştur.¹¹ Şu'ayb İbn Ebi Hamza'nın, ez-Zuhri'den Halife için dahi olsa hadis yazması, kendi elinde de yazılı bir koleksiyonun bulunmasını tabii kılar. Nitekim Ahmed İbn Hanbel, Şu'ayb'ın elinde bu kitapları gördüğünü ve hepsinin de muntazam olduğunu söylemiştir.¹²
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
I- Orhun sözü Türkçe metinlerde en eski olarak Moyunçur Kağan âbidesinde geçer. Bu âbidenin şimal cephesinin 3'ncü satırında Orkun şeklinde ve cenup cep-hesinin onuncu satırında yalnız Orkun şeklinde Orhun kelimesi zikrolunmuştur. Bu âbideyi bulup neşreden Fin âlimi Ramstedt bu kelimeyi pek doğru olarak Oruqun diye okuyor. Çünkü Orkun harfi eski Türk alfabesinde ko, ku, ok, uk şekillerinde okunan mürekkep bir harftir. II- Ramstedt'in bunu Orokun diye okumamasına sebep Türkçedeki bir ahenk hususiyetidir. Çünkü Türk-çede bir heceden fazla olan sözlerde ilk heceden başka hiç birinde O ve Ö seslileri bulunamaz (İstanbul şivesin-deki hal sigası müstesna). III- Ramstedt'in okuyuşu doğru olmakla beraber bu söz Orqun diye de okunabilir. Çünkü eski Türk âbidele-rinde imlâ kaidelerine pek o kadar dikkat olunmadığın-dan Orkun harfinden sonra bir Orkun yazılmakla beraber Orkun imlâsı yerine Orkun imlâsı kullanılmış olabilir. IV- Fakat her ne de olsa bu kelime ancak Oruqun veya Orqun yahut da Uruqun veya Urqun şeklinde olabilir. Orqon (Orhon) şeklinde okunmasına imkân yoktur. Çünkü ne Gök Türkçe ve Uygurcada, ne de Çağataycada ve Osmanlıcada (yani eski yeni bütün edebî lehçelerde) birinci hecedeki "O"dan sonra, ikinci hecede "O" seslisi gelmez. İşte misal: dol-du, yor-gun, sol-gun, O-dun, o-lur, yo-lu-muz, dol-dur-mu-şuz. Hatta Türk halkı yabancı kelimeleri bile bu telaffuz kaidesine uydurur, doktor yerine doktur der. V- Bugünkü Saka, Altay ve Kırgız Türklerinde ahenk kaidesi daha ileri giderek edebî lehçelerdeki bu hususi-yete zıt bir şekil almıştır. Yani bu lehçelerde "O" ile baş-layan bir kelimenin ikinci hecesinde de "O" sesli harfi olabilir. Fakat bu lehçeler edebî lehçe değil mahallî ve umumî Türk kaidelerinden uzaklaşmış küçük lehçelerdir. Aynı zamanda Gök Türkçenin de
Sayfa 244 - 245 Orhun, 19 Nisan 1934·Kitabı okudu
''Ne imla, Ne satır arası, Ne paragraf, Boşluk yok Olric Dopdoluyum…''
Odabaşı onun adını deftere kaydederken “ben Ferid’i d ile yazarım” demişti. Ferit’in babası da bu fikirde idi ve Hamid’in “âhir-i ömrümüzde ismimizin sonuna bir it taktılar!” sözünü tekrarlarken kopardığı kahkahaların peşinden “bugünkü imlâda fonetik yok, fonetik, fonetik!” diye bağırırdı.
Sayfa 19 - Ötüken Neşriyat·Kitabı okuyor
Alıntı
ULYSSES "İRLANDA BAŞKENTİNİN YÜREĞİNDE" (*)
(...) Basite ircâ edildiğinde Ulysses, bütün gün boyunca Dablin’de dolanıp duran iki adamın tesadüfen karşılaşmalarının hikâyesi ve bunun hayatı zenginleştirici yansımalarıdır denebilir. Adamlardan biri pek de başarılı sayılamayacak bir reklâm araştırmacısı, öbürü ise henüz rüşdünü isbatlayamamış bir sanatçıdır. Stephen Dedalus ilk kez çıktığı dış seyahatten kanatları kırık ve yeni bir burukluk duygusuyla boynu bükük dönmüştür. Ölmüş annesi aklına geldikçe suçluluk hissi altında ezilmektedir; kendini dayanılmaz biçimde her yanından sarılmış hissetmektedir. Cranly ve Lynch zamanında rahatlıkla alaya alınabilecek kaba saba, maddeci ve hased dış dünya, artık Buck Mulligan’ın (Ulysses’in bir diğer kahramanı, “Kelt” karakteri) kişiliğinde Stephen’ın iç huzuruna yönelik çok daha ürkütücü bit tehlike hâline gelmektedir. Joyce, Stephen’ın ahbabıyla girdiği edebiyat tartışmalarında ön plâna çıkmasını sağlamaya çalışmağa dikkat etmekle beraber, aklının önceden kestiremeyeceğimiz kadar zekî, atik ve hamleci özelliklerini asıl kendi kendisiyle yaptığı konuşmalarda ortaya serer. Gösteriş için yaptığı aşırı davranışları alaya almayı da öğrenmiştir. Ama kendisiyle alay etmesinde isterik bir yan vardır ve açıkçası ümidsiz bir şahsiyet buhranının eşiğindedir. Onu kurtaracak tek şey ruhî bir yeniden doğuştur ve bu duruma çok uygun düşen bir biçimde, doğumevinde Leopold Bloom’a rastladığı zaman bu fırsat kendisine tanınır. __İlk bakışta Bloom, bir kurtarıcıya benzemez. Hiçbir haslet ve kabiliyeti olmayan biri olarak, umumiyetle gülünç biçimde, fizikî yönü acımasızca yakından incelenerek sunulur. Aynı zamanda kıdemli bir kılıbık, iğdiş edilmiş bir koca, beceriksizin teki, biraz da zavallı ve sosyal bakımdan tuhaf tarzda uyumsuz biridir. Öyleyse Stephen’a verecek neyi olabilir?
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Nisan 1997), ULYSSES ve TİLKİ GÜNLÜĞÜ -I-
Akademya Yazıları