ÎTİKADÎ MESELELERDE OBJEKTİF OLMAK, TUZAKTIR!..
Blain Brown'un Sinematografi isimli eserini bir dostumun tavsiyesiyle okumuştum. Teknik kısımlarını anladığımı söyleyemem. Ancak teorik kısımları hakikaten öğreticiydi. Mesela şu dediği hep aklımdadır. (Elbette mânâca naklediyorum:) "Eğer kuralları değiştirmek istiyorsan öncelikle o kuralların niçin konulduğunu öğrenmelisin." Neden böyle söylüyordu Brown? Çünkü kuralların konuluş hikmetini-faydasını bilmeden yapılacak değişiklikler "geliştirme" değil "bozma" olurdu. Sinema gibi yenilikçiliğe meyyal bir meslek kolunda olsanız bile, bir kuralı "ne işe yaradığını bilmeden" değiştirmeye kalkarsanız, faydadan çok zarar getirirdiniz. Geleneğin üzerinde yükseldiği tecrübeyi anlamaya çalışmak bu nedenle çok önemliydi. Eline her kamera geçiren sinemayı baştan yazamazdı. Yoksa rezil olurdu. Kon-Tiki de birçok eleştiri yapar bu açıdan modern bilimcilere. Thor Heyerdahl'ın Peru'dan Polinezya kıyılarına bir salla yolcuğulunu anlatan Kon-Tiki, filmindeki maceracılığın aksine, aslında bilimin tecrübeyle gelen bilgiye karşı körleşmesini irdeler. Kitap boyunca Heyerdahl'ın en çok kafayı taktığı konulardan birisi budur. Bilimciler kafalarının içindeki "olurluk-olmazlık" içinde öyle boğulmuşlardı ki sahada nelerin başarılıp-başarılamayacağını koltuklarından kalkmadan tâyin etmeye çalışırlar. Halbuki insanlığın binlerce yıllık tecrübesi de epeyce bir sınanmışlık içermektedir. Kulak verilmesi gerekir. Kendisi kulak verir. Başarır. Kitaptaki misallerden birisi, yanlış hatırlamıyorsam, kutup bölgesinde seyahat eden kâşifin başına gelenlerdir. Yerlilerin fermuar türünden şeyleri kemikten yapmalarını cahillikten sanan kâşifimiz çadırına döndüğünde kötü bir sürprizle karşılaşır: **Metalden yaptığı hiçbir şey açılmamaktır. Hepsi soğuktan kenetlenmiştir. Yolculuğunda büyük
Edebiyat Üslup
Bazı insanlar duyarak değil, sezerek öğrenir.
Onlara bir şey anlatmanız gerekmez. Cümleler kurulmadan önce yüzünüzdeki gölgeyi, sesinizdeki uzaklığı, gözlerinizin artık eskisi kadar oyalanmadığını fark ederler. Bu bir yetenek değil belki; uzun süre dikkatle bakmanın sonucudur. İnsanlar genellikle ayrılıkları büyük anlarla hatırlar. Bir kapının kapanışı, söylenen son söz, edilen bir veda... Oysa ilişkilerin çoğu o kadar gürültülü bitmez. Bazen hiçbir şey olmaz. Her şey yerli yerindedir. Aynı masa, aynı sandalye, aynı sokak, aynı ses. Ama insan yine de bir şeylerin değiştiğini hisseder. Çünkü kalp yön değiştirirken ses çıkarmaz. Önce bakışlar kısalır. Sonra anlatılan şeyler azalır. Eskiden heyecanla paylaşılan küçük ayrıntılar önemini yitirir. Sessizlik hâlâ vardır ama anlamı değişmiştir. Bir zamanlar dinlendiren sessizlik, zamanla yorucu olmaya başlar. Belki de insanı en çok yaralayan şey gidiş değildir. Gidişin çok önceden başlamış olduğunu sonradan fark etmektir. Yine de bazı insanlar bununla kavga etmez. Bir şeyi tutmanın onu korumak olmadığını bilirler. Değişimi inkâr etmek yerine izlerler. Çünkü bilirler ki hayatın en sessiz gerçeklerinden biri şudur: Her şey aynı kalmaz. Bazı sevgiler biter. Bazı yollar ayrılır. Bazı insanlar uzaklaşır. Ve insan bütün bunları kabul etmeyi öğrendiğinde, kaybettiği şey kadar kendini de bulur. Belki olgunluk dediğimiz şey tam olarak budur; bir kapıyı zorla açık tutmaya çalışmak yerine, kapanırken çıkan sesi sakinlikle dinleyebilmek 🌬Yasemen Birses🌬
Psikoloji
Reklam
İyi idare ettin gerçekten. Kimseye belli etmedin. Çünkü insanların bu kadar güçsüz olduğunu görmesini istemedin. Başkalarına iyi gelirken, kendine hayrı dokunmayan sana konuşuyorum. Bir tarafın hep şunu söyledi. Ben daha kendi bataklığımdan çıkamamışım. Başkalarına nasıl yol gösteririm? Ve içten içe sahtekâr gibi hissettin. Sanki her an foyan ortaya çıkacakmış gibi. Ama işin garip tarafı da, şu an seni ayakta tutan şey de bu. İnsanların sana güvenmesi, sözlerini ciddiye alması, sende bir şey görmeleri. Aslında sen hem kendine hem başkalarına sevgi ve kabulü hak ettiğini kanıtlamaya çalışıyorsun. Ama fark etmediğin bir şey var. En doğru şeyi zaten yaptın. Görmek istemediğin şeyden kaçmadın. Ona dik dik baktın. Kendi kusuruna acımayı ve karanlığınla kavga etmeyi bıraktın. Çoğu insan tam burada kaybeder. Ama sen karanlığın içinde ışık olmayı seçtin. Kendi kanayan yarandan başkalarına şifa akıtırsın. Çünkü sen yaptıklarını hizmet ve fedakârlık eylemine dönüştürme yolundasın. Çünkü sen vazifeni biliyorsun ve inkâr etmiyorsun. Sen başkalarına kendinin en çok ihtiyaç duyduğu şeyi veriyorsun. Şefkati, anlaşılmayı ve alan açmayı. Ve bu şekilde hem kendini hem onları iyileştiriyorsun. Henüz tamamen iyileşmemiş olman sahte olduğun anlamına gelmez. Tam tersine gerçek olduğunun kanıtıdır. Acıyı bizzat deneyimlediğin için insanın kırılganlığını anlıyorsun. Bu da seni gerçek bir rehber yapar. O yüzden kendinden şüphe etme.
Alıntı
Trump, İsrail’in İran nükleer tesislerine tek başına saldırmasına yeşil ışık yakıyor ama araya çok tüccarca bir şerh koyuyor: "Eğer küçük çaplı olursa..." Rasyonel Analiz: Trump iki gün önce Versay'da petrol fiyatlarını düşürmek ve Hürmüz’ü açmak için İran’la bir mutabakat imzaladı. Şimdi İsrail'in İran’a topyekun, büyük bir savaş başlatacak şekilde saldırmasına izin veremez; çünkü bu durum petrolü yeniden 100 doların üzerine fırlatır ve kendi imzaladığı barış zaferini çöpe atar. Ancak İsrail sağının öfkesini dindirmek ve Wall Street’teki lobilerin gazını almak için de Tel Aviv'e adeta bir "stres atma/itibar kurtarma operasyonu" izni veriyor. Yani "Büyük bir savaş çıkarmadan, İran'ın canını acıtacak küçük bir hava akını yapacaksanız arkasındayım, ama gemiyi batıracak kadar büyük oynamayın" diyor. G7 Zirvesi’nde kameralar önünde Netanyahu'yu Lübnan'daki yıkım yüzünden sertçe eleştiren, arkada telefonda azarlayan Trump, Kanal 14’e çıktığında "İlişkimiz çok iyi, mükemmel" diyor. Bu, Amerikan iç siyasetindeki seçim finansmanı ve lobi baskısının Trump’a nasıl bir adım geri attırdığının kanıtıdır. Trump, Netanyahu’nun şahsından nefret etse veya onun politikalarını "akılsızca" bulsa bile, ABD’deki Yahudi sermayesini karşısına alarak topal ördek konumuna düşemeyeceğini çok iyi biliyor. Kameralar önünde "Bibi ile aramız müthiş" tiyatrosu oynayarak içerideki finansal ablukayı dağıtmaya çalışıyor. Lübnan saldırıları nedeniyle İsrail’e silah ambargosu iddiaları sorulduğunda "Bu konudaki söylentileri hiç duymadım" demesi, Trump’ın tipik bir inkâr ve zaman kazanma taktiğidir. Pentagon koridorlarında bu ambargonun konuşulduğunu sağır sultan bile bilirken, Trump bu topa girmeyerek hem İsrail'e açık açık mavi boncuk dağıtıyor hem de kendisini bağlayacak net bir taahhütten
1000Kitap
‎ لَٓا اِكْرَاهَ فِي الدّ۪ينِ قَدْ تَبَيَّنَ الرُّشْدُ مِنَ الْغَيِّۚ فَمَنْ يَكْفُرْ بِالطَّاغُوتِ وَيُؤْمِنْ بِاللّٰهِ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقٰىۗ لَا انْفِصَامَ لَهَاۜ وَاللّٰهُ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌ ‎Dinde zorlama yoktur. Rüşd/Hak, batıldan (kesin bir biçimde) ayrılmıştır. Her kim (reddetmek, tekfir etmek, teberrî etmek suretiyle) tağutu inkâr eder ve Allah’a iman ederse kopması olmayan sapasağlam kulp (olan Kelime-i Tevhid’e) tutunmuş (ve İslam dinine girmiş) olur. Allah, (işiten ve dualara icabet eden) Semî’ ve (her şeyi bilen) Alîm’dir.‎ ‎(2/Bakara, 256) ────────────── 📝 Dipnot: İslam’ın kopmaz kulpu Kelime-i Tevhid’dir. Kişinin Kelime-i Tevhid’in ehlinden olması ve söylediği Lailaheillallah’ın kendisine fayda sağlaması için iki şart zikredilmiştir: Tağutu inkâr ve Allah’a (cc) iman. Tağut, Kur’âni bir kavram olup Kur’ân’da sekiz farklı ayette geçmektedir. İslam’ın en önemli kavramlarından olan tağutu reddetmek, tüm peygamberlerin ortak gündemidir. (bk. 16/Nahl, 36) *Kur’ân’a Göre Tağut:* - Kur’ân’ın ölçüleri dışında ölçüler koyarak insanları vahyin aydınlığından küfrün karanlıklarına götüren geleneksel, dinî ya da siyasi bilgi kaynağıdır. (2/Bakara, 257) - Putlaştırılan, uğruna yaşanıp ölünen, dostluk ve düşmanlığın kendisine göre belirlendiği, meşruiyetini Allah’tan almayan değerler ve takip edilen yollardır. (4/Nisâ, 76) - Allah’ın yasalarına muhalif kanunlar yapan ve insanları buna davet eden şahıslar, kurumlar ve bunların koyduğu yasalardır. (4/Nisâ, 60) - Allah’ın dışında ibadet edilen; Allah gibi sevilen, korkulan, gönülden itaat edilen canlı cansız varlıklardır. (39/Zümer, 17) Tağutları reddetmeyen her insan, Allah’a iman ettiğini iddia etse de tağuta iman etmiş, ona kul olmuş ve Allah’ı inkâr etmiştir. (bk. 4/Nisâ, 51; 5/Mâide,
Din
Sözlerinin altında hep bir yalan aramaktan kaçtım. Sen her kendini inkar ettikçe olmayan kişilerin bile sen olduğuna inanmaya başladım. Kabus gibiydi, her yerdeydin ama aslında hiçbir yerdeydin. Çıldıracaktım. Üzüntüden, çaresizlikten tükendim.
Reklam
Reklam