Yine o günlerden biriydi
Oturmuş iki sevgili
Boşa kürek çekiyorduk acelemiz var gibi
Alaca karanlık, verece nihilist bir önyargı
Ve galiba ufak bir dozda kara sevda çıkmıştı ceplerimizden
Hayat diyorduk
Ne kadar alıngan oluyor
Biraz mizah ve başkaldırı yakalarsa düşlerimizde
O günlerden biriydi
Makyavel bir aşkın akşamüstü çarpıklığında
Çarşaflarımız kızarmış ekmek ve tütün kokuyordu
Biz hızla yol alıyorduk durmadan
Yol bizi katiyen almıyordu
O günlerden biriydi
Cuma
Saat On Dört
Aylardan Nisan
Gittin sen ve ben anladım ki
Vardığı yerde değil, durduğu yerde yaşlanıyor insan
Insaf
Hele ki senin elindeyse;
Yaramaz bir çocuğun,
Oynarken bozduğu alete dönüyor yaşanmışlıklarım...
❝
İki insan bir zaman arkadaşlık yaparlarsa, hâlleri birbirlerine benzemezse, muhakkak sonunda ayrılırlar. Bu gizli bir mânâdır. Şairler bu mânayı sezmişlerdir. Hatta şairlerden birisi şöyle der: Biri 'Siz nasıl ayrıldınız?' dedi. Ona içinde insaf bulunan bir söz söyledim. O benim şeklimden değildi. Ondan ötürü ayrıldım.
❞
İnfak, imkânla alakalı bir konu değil, doğrudan imanla ilgilidir...
Evet, infak; imanı ve insafı olanların işidir... İnfakta "ne gereği var?" diyemezsiniz. Çünkü infak imanın gereğidir...
Ey kişi! Eğer gururun siperinden çıkıp nefsin hakkında insaf edersen -ki hepimiz de bu hitaba dahiliz- sabahtan akşama kadar geçici nasipler peşinde koştuğunu anlarsın. Ancak geçici dünya için durur, onun için hareket edersin. Sonra yarın onun ümmetinden ve tâbilerinden olmayı ümit edersin. Senin zannın ne kadar zayıftır, senin ümidin ne kadar da yersizdir.
İnsaf ve merhamet dilenmekle ulus işleri, devlet işleri görülemez; ulusun, devletin onur ve bağımsızlığı korunamaz...
İnsaf ve merhamet dilenmek gibi bir ilke yoktur. Türk ulusu, Türkiye'nin gelecekteki çocukları, bunu bir an akıllarından çıkarmamalıdırlar.