"Çok korkuyorum." Neden, diye sordum. Öyle mutluyum ki, Doktor Resul. Böylesine büyük, müthiş bir mutluluk, insanı korkutuyor. Yine nedenini sordum, şöyle dedi: 'Senin bu kadar mutlu olmana, ancak senden bir şey almaya hazırlandıkları zaman izin verirler. Hemen onu susturdum.
Birkaç hileyle kendini diğerlerine dayatma ve kamu otoritesinin kısmını elde etme becerisi gösteren biri ortaya çıkar ve böylece saygın bir adam olur ve Tanrı ona saygı gösterilmesini ister, kısa sürede gücü olur ve Tanrı ona itaat edilmesini ister. Bu gücün emanet edildiği kişi onu kötüye mi kullanıyor? Bu, Tanrı’nın çocuklarını cezalandırmak için kullandığı sopadır. Devlet gücünü zorla ele geçiren bu adamı kovmaya da vicdan izin vermez; çünkü bunun için kamu huzurunu bozmak, şiddet kullanmak ve kan dökmek gerekecektir ve tüm bunlar Hıristiyan yumuşaklığıyla bağdaşmaz ve zaten bu sefil dünyada özgür veya köle olmanın ne farkı var? Önemli olan cennete gitmektir ve bunun en kısa yolu da kadere boyun eğmektir.
1982 yılından 1984 yılına kadar, Diyanet İşleri Başkanlığı eliyle yurt dışına atanan imamların aylıkları Rabıta örgütünce ödenmiş. Ne yazık ve ne acı ki böyle olmuş.
Koskoca Türkiye Cumhuriyeti, yurt dışında görevlendirdiği imamlara verecek para bulamamış da bu parayı bir şeriat örgütü olan "Rabıtat-al-Alâm al-İslâmî"ye ödetmiş. Atatürk hakkında hakaret dolusu (Sanem Adam - Put Adam) kitabını basan ve
dağıtan bu şeriat örgütüne!
Hem de sabah akşam Atatürkçülükten söz edildiği dönemde yapılmış bu mutabakat.