7/10
·164 syf.·
2026 21. kitabı
Gömülü Dev’den sonra okuduğum ikinci Kazuo Ishiguro kitabı. Uzak Tepeler, ilk kitabı olmasına rağmen oldukça başarılı, Nobeli var. İki kitabını da çok severek okudum hatta yazarın diğer kitaplarını da almayı düşünüyorum. Lütfen incelememi, kitabı bitirdikten sonra okuyun, çok ciddi spoiler içeriyor, işin bütün heyacanı kaçar, demedi demeyin. İngiltere’de yaşayam Japon kadın Etsuko’nun büyük kızı Keiko intihar etmiştir. Küçük kızı Niki, bu kayıptan sonra annesini ziyarete gelmiştir. Etsuko, Niki ile bağlarını güçlendirmeye çalışırken, bir yandan da 2. dünya savaşı sonrası Nagazaki’de ki yaşamına yolculuk yapar. Bu yolculukta komşusu Saçiko ve onun kızı Mariko ile kurduğu arkadaşlığı anlatır. Bir alt hikaye gibi görünmesine karşın, son sayfalarda gerçeği anlıyorsunuz. Dikkat Spoiler !!! Aslında Saçiko ve Mariko , Etsuko ve Keiko’dur. Aslında, Mariko ile iletişimini anlatırken, hep ayağına dolanan bir ipten bahsediyor, ama ben o ipin anlamını ancak sonunda anlayabildim, okurken bağlantı kuramamıştım. O ayağına dolanan ip, Keiko’num intihar ettiği iptir. Bunun yanında, savaş sonrası Japonya’ya dair çok güzel tespitler var. Amerika’nın onları nasıl değiştirdiği, aile yapılarını, düşünce yapılarını, okul kurallarını bozduğunu, özgürlük adı altında onları da kendilerine benzetmeleri anlatılmış. Okuyunuz, seveceksiniz…
Uzak TepelerKazuo Ishiguro · Yapı Kredi Yayınları · 20181,938 okunma
9/10
·336 syf.··
2026 14. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 22:38
Şafakta Verilmiş Sözüm Vardı “Romain Gary” 9/10 Gerçek adı Roman Kacew olan Romain Gary’nin “Bu kitap otobiyografik bir ilham kaynağı ama bir otobiyografi değil.” diye betimlediği kitabı. Romain Gary’den okuduğum ilk kitap bu. Her şeyden önce insanların genel olarak otobiyografik bir eser olarak bahsetmelerine rağmen aslında tam da yazarın dediği gibi bu kitabın sadece otobiyografi olduğunu söylemek bence büyük bir haksızlık. Çünkü çok detaylandırılmış belli zaman aralıklarına rağmen; atlanmış, üzerinde fazla durulmamış yıllar, yaşamına dair merak ettiklerinizle ilgili yanıt bulamayacağınız sayısız soru bırakıyor zihnimizde. Gary’nin kitabında yaşamından çarpıcı olayları okurken aslında ustaca saklanmış psikolojik tespitlerine de tanıklık ediyorsunuz. İnsanları, tavırları, karşılaştığı durumları o kadar net, sade bir şekilde anlatıyor ki… Savaşı anlattığı en dramatik olaylarda bile mizahı büyük bir ustalıkla kullandığı kalemiyle sizi gülümsetebiliyor yazar. Mükemmeliyetçi, savaşçı, çok çalışkan, cesur, güçlü, ve sevgi dolu bir anneyi tanıyoruz önce. Ancak onun oğluna duyduğu büyük tutkunun, yaşamına dair biçtiği kusursuz rollerin, Gary üzerinde yarattığı baskıyı da hissediyorsunuz sarsıcı bir şekilde. İnsanların çoğunun aksine Gary kendi hayallerini gerçekleştirme arzusundan ziyade annesinin ona biçtiği kusursuz kariyer, mükemmel hayat için sürekli çabalayan, savrulan, yorulan ama hep bir yolunu bularak ayakta kalmayı başaran masal kahramanlarını anımsattı bana. Onu çoğu kez mucizevi bir şekilde ayakta tutan, kendisinin tanımıyla aralarındaki bu göbek bağı. Bir defa geldiğimiz bu dünyada herkesin kendisi için hayaller kurabilmesi gerektiğine inanıyorum ben. Bu nedenle çok sarstı beni Gary’nin hayatı. Hayatta ulaştığımız nokta ne olursa olsun oraya varmayı kendimizin
Edebiyat
Şafakta Verilmiş Sözüm VardıRomain Gary (Emile Ajar) · Sel Yayıncılık · 2020714 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
8/10
·268 syf.·
2026 44. kitabı
İlklerin günahı olmaz diyor, yazarın dırdırını sineye çekebilecek her edebiyatsevere bu tarihi klasiği tavsiye ediyorum. ​Hikaye, İstanbul Boğazı'ndaki Öreke Taşı mevkiinde üç gizemli cesedin bulunması ve ardından Beyoğlu'nda intihar süsü verilmiş şüpheli bir ölümün yaşanmasıyla başlıyor. Dönemin idealist sorgu yargıcı (müstantik) Osman Sabri Bey, bu karmaşık düğümü çözmek ve katilleri bulmak için tehlikeli bir soruşturmanın içine atılıyor. Kurgu tek kelimeyle harika! ​Ancak kitabı değerlendirirken yazıldığı dönemi ve yazarın alametifarikasını göz önünde bulundurmak gerekiyor. Puanımı kırarak eleştirdiğim ve aynı zamanda hayran kaldığım noktalar kısaca şöyle: ​ Neden Puan Kırdım? ​ Kitap, Sultan II. Abdülhamid döneminde (1884) yayımlanmış. İstihbaratın, jurnalciliğin ve baskının yoğun olduğu bu dönemde böyle bir kitap yazmak gerçekten büyük risk. Yazar da ara ara araya girip padişah güzellemeleri yapıyor. (Gerçi adam ne yapsın, tüm kitaplar padişahın izni olmadan basılmıyor.) ​ Ahmet Mithat tam anlamıyla ağzı çok kalabalık, çok laf yapan bir yazar. Kurgunun en heyecanlı yerinde aniden araya girip okuyucuya ders vermeye kalkması, bitmek bilmeyen toplumsal nasihatleri ve o bildiğimiz "öğretmen" edası insanı gerçekten boğuyor. Bilgi sıkıştırmak için sürekli akışı bozuyor. ​ Konu çok güzel, kurgu mükemmel ama yazar bu gevezeliği yüzünden konuyu sonlara doğru iyice uzatıyor. Polisiye kurgunun o dinamik, merak uyandıran temposu ne yazık ki bu gereksiz uzatmalar yüzünden baltalanıyor ve okuyucuyu biraz sıkmaya başlıyor. ​ Neden Kesinlikle Okumalısınız? ​Tüm bu anlatım kusurlarına, yazarın laf kalabalığına ve sonlardaki tempo düşüşüne rağmen kitap kesinlikle güzel ve okumaya değer. Dönemin İstanbul’unu, eski hukuk sistemini (müstantiklik müessesesini)
Esrâr-ı CinâyâtAhmet Mithat Efendi · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20253,055 okunma
Puan vermedi
ailesi yeni bir eve taşınmak zorunda kalınca mutsuz olan beş yaşındaki zeze, yeni evlerinin bahçesindeki minguinho adını verdiği, iyi hissettiği vakitlerde ise xururuca dediği bir şeker portakalı fidanı ile arkadaşlık kurar. zeze, yoksul bir ailenin çocuklarından biridir; yaşıtlarına göre zekası, olgunluğu ve hayal gücü çok gelişmiş olsa da oldukça yaramaz bir çocuktur. bu haylazlıkları yüzünden mahalleli tarafından "şeytan" olarak anılır ve evde sürekli acımasızca dayak yer. ailesinin yoksulluk çekmesi, babasının mahcubiyeti ve öfkesi, annesinin yorgunluğu nedeniyle evde sevgisini göstermekte zorlanan bir ortam vardır. ablası glória onun bu karanlık evdeki en büyük dayanağı ve koruyucusuyken, abisi totoca ise zaman zaman sert, zaman zaman kardeşçe yaklaşır. bilge dayısı edmundo ise ona masallar anlatıp içindeki zekayı gören nadir kişilerden biridir. yine de hiçbiri zeze'nin içindeki yalnızlığı tam anlamıyla silemez ve onunla iletişim kurmak yerine bu durum sık sık şiddetle sonuçlanır. zeze de yalnızlığını, sevgisizliğini ve hayallerini en yakın sırdaşı olan bu küçücük şeker portakalı fidanıyla paylaşıp onunla giderir. zeze yine bir gün yaptığı bir haylazlık sayesinde portekizli manuel valaderes -kendi tabiriyle portuga- ile tanışır. başta sert ve soğuk görünen bu adam, zamanla zeze'nin kalbindeki boşluğu dolduran tek gerçek dost olur. gün geçtikçe aralarındaki bağ güçlenir; portuga ona güvenmeyi, sevilmeyi ve şefkat görmeyi öğretir. zeze, portuga'yı manevi babası olarak görmeye başlar. zeze yine yaptığı yaramazlıklar sonucu ablasından ve babasından çok kötü dayak yiyince intihar etme kararı alır ama portuga onu bu kararından vazgeçirir. ancak bu dostluk uzun sürmez ve talihsiz bir tren kazası sonucu portuga hayatını kaybeder. portuga'nın ölümü zeze'yi yaşamdan
Şeker PortakalıJosé Mauro de Vasconcelos · Can Yayınları · 2022275,1bin okunma
Puan vermedi·232 syf.··
2026 46. kitabı
·
19 saatte okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 15:52
Kitap mektuplardan oluşuyordu ve yaşananlar bu mektuplarla anlatılıyordu. Kitap Refik Cemal’in arkadaşı Server’e, Neriman ile evleneceğini bildirmesiyle başlıyor. Sonrasında Neriman’la evlenmesi Neriman’ın Handan’a olan bağlılığı ve Handan başka bir ülkede olmasına rağmen sürekli hayatlarının her yerinde olması ile devam ediyor. Handan’a gelecek olursak çok değişik ve çalkantılı bir ruh hali olduğunu çekinmeden söyleyebilirim. Nazım’ın ona evlenme teklifi etmesi ama onun kabul etmemesi ardından kısa bir süre sonra Hüsnü Paşa’yla evlenmesi ile Nazım’a neden bunu yaptın diye düşünüyor insan. Bu olaylardan sonra Nazım’ın hapse düşmesi ve orada intihar etmesi aslında intihar sebebinin Handan olduğunu da açıkça belli ediyor. Handan bu olaylardan sonra derin bir vicdan azabı duyuyor bence çünkü sonrasında kendini mutluluğa ve sevgiye çok da layık görmediğini anladım ben. Handan gibi dik duruşlu bir kadının ona her türlü aşağılamayı yapan Hüsnü Paşa’ya takıntısı ve o ne yaparsa yapsın onu beklemesi kendini ondan başka kimseyle düşünememesi çok garipti. Handan genç bir kadındı ve önünde yaşanacak çok hayat vardı. Fakat Handan Hüsnü Paşa’ya takıntısından hasta olup yataklara düştü. Handan penceresinde olaylar böyleyken bir de Neriman var ki kocasına açıkça Handan sana göre siz Handan’la daha iyi olurdunuz gibi cümleler sarf eden bir Neriman. Kocası ona çok bağlıydı fakat o sürekli kocasının aklına bu fikri sokuyordu. Handan’ı kendinden çok daha mükemmel görüyordu belki bunların payı vardı ama saçmaydı. Refik Cemal ise Handan hasta olunca onunla çok fazla ilgilendi. Birbirlerine aşık oldular. Handan hasta yatağında bir de en kıymetlisi Neriman’ın kocasına aşık olduğunu hissetmesiyle hastalığı daha da kötüleşti. Kitabı okurken karakterleri asla anlayamadım herkes farklı
HandanHalide Edib Adıvar · Can Yayınları · 20197bin okunma
8/10
·296 syf.··
2026 40. kitabı
Merhabalarrr Boston'un gri ve soğuk sabahlarından birinde genç bir kadın, yaşadığı apartmanın beşinci katından düşerek hayatını kaybeder. İlk bakışta herkes bunun umutsuz bir aşkın ardından gelen bir intihar olduğunu düşünür Ancak olay yerine gelen Dedektif Frankie ve ortağı Mac için bazı detaylar yerli yerine oturmuyordur. Güzel, zeki ve klasik ingiliz edebiyatı alanında eğitim gören Taryn Moore'un ölümü göründüğünden çok daha karmaşık bir hikâyenin kapısını aralar. Taryn, ayrılığı kabullenemeyen bir genç kadındır. Eski sevgilisi Liam'a ulaşmaya çalışır, defalarca arar fakat karşılık bulamaz. Bir gün onu baska bir kadınla görünce öfke, kırgınlık ve takıntı birbirine karışır. Ancak Taryn'in hayatındaki tek karmşa bu değildir Akademik geleceği için yardım istediği profesörü Jack ile arasında zamanla duygusal bir bağ oluşur. Yaş farkı, etik sınırlar ve Jack'in evli olması bu ilişkinin önündeki en büyük engellerdir. Fakat bazı duygular mantığın çizdiği sınırları tanımaz. Kitap boyunca şüphe okları sürekli yön değistiriyor. Kendisinden başka kimseyi önemsemeyen narsist eski sevgili Liam mi suçlu? Yoksa duygularıyla mesleği arasında sıkışıp kalan Profesör Jack mi? Ya da sessizliğiyle dikkat çeken, yüzünü beyzbol şapkasının gölgesine saklayan Cody mi? Her bölümde yeni bir ihtimal belirirken gerçek okuyucudan ustalıkla gizleniyor. Romanı büyük bir keyifle okudum Birbiri ardına gelişen olaylar hikâyenin temposunu hiç düşürmüyor ve kitap kendisini tek günde okutmayı başarıyor. Takıntının insanı sürükleyebileceğ karanlık noktalar, öğretmen ve öğrenci arasındaki hassas sınırlar, Orta Cağ'dan gelen trajik hikâyeler ve Yunan mitolojisine yapllan göndermeler romana farklı katmanlar kazandırıyor. Bunların yanında aşk, cinayet soruşturması, polis sorguları hikâyeyi oldukça
Beni SeçTess Gerritsen · Doğan Kitap · 20221,018 okunma