Çağatay Yaşmut
Çağatay Yaşmut'un "Moda Cinayetleri" romanı, bir cinayet soruşturmasının izini sürüyor gibi görünse de suçun, siyasetin, inancın, rantın ve insan ilişkilerinin birbirine dolandığı çok katmanlı bir toplumsal panorama sunuyor. Üniversite hocası Aziz Aksoy ve genç eşi Pelin'in vahşice öldürülmesiyle başlayan hikâye, kısa sürede sıradan bir polisiyenin sınırlarını aşarak devlet içindeki yapılanmalardan emniyet müdürünün tutuklanmasına, üniversitelerde yaşanan ideolojik çatışmalardan kent rantı uğruna gecekonduların yıkılmasına kadar uzanan geniş bir alana yayılıyor. Aziz Aksoy'un İstanbul Boğazı'nın ortasından geçerek Polonezköy'e kadar uzandığını ortaya koyduğu fay hattı araştırmaları, romanın yalnızca jeolojik değil, toplumsal fay hatlarını da görünür kılan güçlü bir metaforuna dönüşüyor.
Başkomiser Galip, Serdar, Mustafa ve Melike yalnızca suçluların peşinde koşan polisler değil; aynı zamanda kendi hayatlarının yükünü taşıyan insanlar olarak karşımıza çıkıyor. Galip'in sevgilisi Oya ile yaşadığı ayrılık süreci ve ardından gelen intihar girişimi, soruşturmanın sert atmosferine insani bir kırılganlık katarken, hastanede doktor şiddetinin ortasında kalması ve dayak yemesi devlet otoritesinin bile zaman zaman çaresizleşebildiğini gösteriyor. Serdar'ın üniversitedeki saldırılar sırasında kendisini kaosun ortasında bulması, Mustafa'nın platonik aşkı Tülay'ın peşinde sürüklendiği trajikomik olaylar ve bir ihbar sonucu sevdiği kadının evine baskın yapmak zorunda kalması karakterlerin psikolojik derinliğini artıran önemli ayrıntılar olarak öne çıkıyor.
Yaşmut'un en büyük başarısı, cinayeti yalnızca "kim yaptı?" sorusuna indirgememesinde yatıyor. Cinayetin arkasındaki ilişkiler ağı, gecekondu sakinlerini evlerinden çıkararak arsalarına
Sabia ve Fikret Köy Enstitüsü' nde okuyan iki öğrencidir. Birbirlerini severler, ileride mutlu bir yuva kurmanın hayalini kurarak mezun olmayı beklerler.
Fakat hayat onları beklenmedik yaşantılara sürükler. Fikret' in okumasına ,öğretmen olmasına vesile olan ustasının yiğeni Leyla köy ağasının oğlu tarafından tecavüze uğrar ve hamile kalır. Fikret ustasına gönül borcunu ödemek için Leyla ile evlenir.
Leyla ile evliliğini bebek doğduğunda bitireceğini, Sabia' dan onu beklemesini ister.Sabia mezun oluncaya kadar onu bekler ancak Fikret geri dönmeyecektir.Sabia bir gün Fikret' in evine gider. Ondan onu sevdiğini, bebeğin ondan olmadığını duymak ister. Ancak Fikret kızının kendi kızı olduğunu söyler. Sabia yıkılır ve bir daha hiç karşılaşmazlar.
Fikret kızının adını Sabia' yı daima yanında hissetmek için Sabia koyar. Sabia' ya olan aşkının hiç bitmeyeceğini ve kendisini asla sevmediğinin farkına varan Leyla arkasında bir şiir bırakarak intihar eder.Fikret yıllarca öğretmenlik ve yazarlık yaparak kızını büyütür.
Sabia ise öğretmenlik yaparken kocasını terk eden, ailesi tarafından reddedilen bir kadın ( Aynur )ve oğlunu (Tarık)evine alır. Bir süre sonra Aynur ölür ve Sabia Tarık' ı okutur, büyütür, onun manevi annesi olur. Sabia hayatı boyunca sevgisini kalbine gömer ve hiç evlenmez. Dergilere yazılar gönderir ve isminin gizli kalması için adını Nedret olarak değiştirir.
Tarık annesini 80 öncesi karışık dönemden korumak için hastaneye yatırır. Nedret' in doktoru ise Fikret' in kızı Sabia' dır. Babasının kitap ayıracının aynısını Nedret' te gören Sabia şüphelenir. Derin bir araştırma ve itiraflar sonucu Nedret' in Sabia olduğunu, kendisinin tecavüz çocuğu olduğunu öğrenir.Bu arada hapishanede olan babasının yazdığı mektuplar eline geçer. Bu aşkta herkesin masum
Olgunluk ve acılarla doğmak zorunda bırakılan çocukların hikayesi. Kelimeler arasında sahneleri tahayyül etmeniz kitap sonunda okudum mu, izledim mi diye sorgulatır insanı.
" Dikenlikler Prensi " roman formunda tükettiğim ilk grimdark eser oldu ancak türü çekici kılan ahlaki gri alanları,karakter dilemmallarını, yozlaşmış dünyanın ikilemleri gibi hikayeye derinlik katan konuları bu eserde bulamadım. Yazar grimdark anlatımını okuyucuyu şoke etmek için salt vahşeti kullanarak vermeye çalışmış ancak derinliksiz olduğu için çiğ durmuş. İnsanı arada bırakan saf bir kötü veya saf iyi olmayan kompleks ve katmanlı karakterler yerine (Örneğin Guts ve Griffith); ana karakterimiz domestos mikrobu gibi "Ben kötüyüm! Bakın çocuk halimle masum köylüyü r*pe edip, yağmalayıp, evlerini yakarak öldürdüm hehehehe" diyerek dolaşan, saf kötü, dandik bir edgelord.
Ancak en azından yazar bu kötülüğü fena olmayan bir temele oturmuş. 9 yaşındaki Jorg, seyehat ederken pusuya uğruyor. Prensimiz bulunmasın diye yakın bir çalılığın içine atıldıktan sonra annesinin r*pe edilip kardeşiyle birlikte katledilişini saklandığı ve saplandığı zehirli dikenlerin arasından izlemek zorunda kalıyor. Günlerce dikenlerin yoğun zehrine maruz kalıp bir de yanlış tedavi sonucu 9 hafta boyunca ateşli krizlere girip aklını yitirmesi yetmezmiş gibi; sonrasında da bir büyücünün zihin manipülasyonuna uğraması ve en son finale yakın öldürdüğü nekromanser cadının kalbini yemesi... Tamam "Karakter kötü ama sebepleri var." diyorsun da eh.
İyileştikten(!) sonra babasının kan parasını alıp intikamdan vazgeçmesini öğrenmesiyle daha da bilenen Jorg, zindandaki haydutları salarak onlarla birlikte hisardan kaçıyor ve hisarda yaşayan tecrübesiz burjuva prensimiz, lanetlenip aklını yitirdi diye anında insan müsveddesi dolu haydut grubuna ve raconlarına uyum sağlıyor.
Yıllar sonra haydutların başına geçip geri döndüğünde babası krallığın birinci veliahtını, ilk oğlunu ortadan kaldırmak için
Jane bacım yine döktürmüş.kalemine kurban.bide bizden rica etmiş napalım artık konuşmayalım da taşa dönelim.josh ve meave’in bizi geri gerim geren kaplumbağa hızında ilerleyen ilişkisinden bahsetmeyelim o halde.ama cinayet çok iyi kurgulanmış.otel odasında içeriye giren çıkan olmadığı halde bir ceset bulunur.başta intihar gibi düşünülsede kısa sürede cinayet olduğu anlaşılır. kurban odaya girdiğinde kamera kayıtlarına göre onu son canlı gören kişide cesedi bulan kişide masumdur.o halde katil kim olabilir?
Gizli OdaJane Casey · Olimpos Yayınları · 202629 okunma
“Vialand’a gelmişken herkes hangi oyuncağa bineceğini heyecanı ile geç kaldık işte şu bu oyuncaklara binemeyeceğiz , eğer binemezsek sorunu sizsiniz sizin yüzünüzden olacak diyen ergen liselinin kurnaz gülümsemeli bakışlarını görmüşken, hiç de oyuncaklar için heyecan duymayan, tek başına yaşamaya alışkın tavırlarla, bir tek kendisinin oyuncaklara binerek anksiyete yaşamayacak isteyececeğinden emin gibi sormuştu ama bir kaç şüpheli cevaplara rağmen bir tek o kalmıştı. Vialand Avmye çıkarken -tek başına gezmeyi becerebildiği için olacak hep hızlı hareket etmişti de geriye doğru saydı 5-6 adet 15-20 basamaklı toplamda yaklaşık 120 basamak kadar çıkacağını hesap etti , merdivenler bittiğinde nefes nefese kaldığını gördü, yaşına göre iyi çıktığını ana yine de zorlandığını anladığında yukarı bulutlara baktı ve çoğu yaşadığını şekilde derealizsyon ve deparsonalizsyon karışımı, sigaradan mı yoksa şekeri mi düştü derken kendini D&R mağazasında buldu. Ne de olsa güzel geçecek bir kitap ve Starbucksta americano ile kitap okuma heyecanıyla Thomas Bernhard kitabı bulmaya koyuldu da yani kendisi bulmalı derken yine yorgunluk, ben neredeyim bu kalabalıklar derken panik atak , şeker düşmesi karışımı ayakta zar zor duruyordu , bak yine aynısı oluyor diyerek D&R çalışanı kıza Thomas Bernhard kitabı var mı diye soracaktı ki telaffuz edemeyeceğini umarak google’a yazdı ve gösterdi, bu yazarın kitaplar var mıydı, kız bilgisayardan baktı ve hiç bir kitabı kalmamış deyince çaktırmadan tamam sağol derken kız gittikten sonra bilgisayara kendisi baktı da anlamlandıramadı, isimler vardı ama olsaydı kitaplar herhalde yeşil okey işareti de olur derken kadınların duygusal tepkileri aklına geldi ve güvenmediğini düşündü , kızsa başından savdı gerçekten bakmadıydı. Neyse bulamadım bari starbucksa
Yeşaya GeldiLászló Krasznahorkai · Can Yayınları · 1989905 okunma