Reşat Nuri’nin diğer eserlerindeki o naif Anadolu esintisini beklerken, Kan Davası beni çok daha sert ama bir o kadar da insani bir yüzleşmeyle karşıladı. Kitap, bir kan davasının o köhne, karanlık tünelinden çıkıp vicdanın aydınlığına ulaşmaya çalışan bir adamın portresini çiziyor.
Güntekin, burada töreleri bir dekor gibi kullanıp asıl odağı insanın kendi içindeki düşmanla olan savaşına çekmiş. Öfkenin insanı nasıl tükettiğini, affetmenin ise aslında kendi zincirlerini kırmak olduğunu o kadar zarif anlatıyor ki sayfaları kapattığınızda, zihninizi 'İnsan geçmişiyle nasıl barışır' sorusu meşgul ediyor.
Anadolu’nun o kadim tozunu, toprağını ve insanının o bitmek bilmeyen vicdan azabını soluyormuş gibi hissediyorsunuz.
Reşat Nuri Güntekin'in bu ölümsüz eseri adıyla bir sertlik vadediyor gibi görünse de, aslında ruhun en yumuşak, en kırılgan yerlerine dokunan bir hesaplaşma. Yıllar süren, nesilden nesile aktarılan bir öfkenin, bir insanın vicdanında nasıl şekil değiştirdiğine şahit oluyoruz.
Bir yanda kökleşmiş geleneklerin soğuk nefesi, diğer yanda ise o nefesi kesmeye kararlı bir vicdanın ateşi... Güntekin, burada bir suçun öyküsünü anlatmıyor; o suçu taşıyan yüreklerin nasıl ağırlaştığını ve affetmenin, intikam almaktan çok daha büyük bir cesaret istediğini bize gösteriyor.
İnsan her şeye rağmen kendini aşabilir mi? Vicdan azabı, bir kan davasından daha mı ağırdır? Bütün bu soruların cevabı bu klasik eserde sizi bekliyor. Kitapla ve sevgiyle kalın...