(...) “Evvelâ her şey mûcize… Her şey Allah’ın mûcizesi… Yekûn hâlinde varlık ve tek tek her şey mûcize… Göz mûcize, kulak mûcize, akıl mûcize, ruh mûcize… İki parmak ucu arasında bir çiçeğin ipek nescini [dokusunu] lif lif tadan duygu nedir? Ne sayalım! İnsanın içine ve dışına doğru her şey mûcize… Hacim mûcize, şekil mûcize, renk muûcize…Sonra bütün bunlar basit ve tabiî sayılıp da meccanî [bedava] bir bedâhet [apaçıklık] hissi içine girildi mi, artık bunlardan ötesinde olmaz sanılan şeyler ayrıca mûcize…”
Her şeyin yok edicisiyiz,
hemcinslerimizin avcısıyız,
atom bombasının, hidrojen bombasının ve insanları öldürürken nesnelere hiç zarar vermediği için bunların arasında en faydalısı olan nötron bombasının yaratıcılarıyız,
makineler icat eden,
icat ettiği makinelerin hizmetinde yaşayan,
içinde yaşadığı evi yiyip bitiren,
kendisinin içeceği suyu ve kendisine yiyecek veren toprağı zehirleyen,
kendisini kiralayabilen ya da satabilen ve kendi benzerlerini
kiralayabilen ya da satabilen,
zevk için öldüren
işkence eden,
tecavüz eden yegâne hayvanlarız.
Ama aynı zamanda da,
gülen,
uyanıkken düş kuran,
ipekböceğinin salyasından ipek yapan, çöplüğü güzelliğe dönüştüren, gökkuşağının tanımadığı renkleri keşfeden,
dünyanın seslerine yeni müzikler katan,
gerçeklik ve onun hafızası dilsiz olmasın diye yeni sözcükler yaratan yegâne hayvanlarız.
Çin milletinin sözü tatlı, ipek kumaşı yumuşak imiş. Tatlı sözle, yumuşak kumaşla uzak milleti öylece yaklaştırırmış... Türk milletinin oturacağı yer Ötüken ormanı imiş