"Bir de boğarsm yılanı, bu iki. Bir de kurşunlarsın yılanı,
bu üüüç! Yılan türlü türlü ölür bir de... Hastalanır ölür, leylek
yer ölür, şöyle ölür böyle ölür. Bir de nasil ölür, bilir misiniz?"
Valinin hoşuna gidiyordu Murtazanm konuşması.
"Bir de nasıl ölür?"
"Bir de nası mı ölür, sorduğu şeye bak Vah Beyimin! Bir
yılan iğne ucu kadar bir yara alırsa... İğne ucu kadar bir yara ne
ki! Bir insan, bir hayvan iğne ucu kadar bir yara alırsa ne olur?
Hiçbir şey olmaz, düşünmeyin, hemen iyi olur. Halbuysam ki
bir yılan iğne ucu gibi bir yara alırsa ölür. Nası ölür derseniz,
işte onu siz görmediniz, bilmezsiniz. Ben bilirim. Yılan iğne
ucu kadar da olsa bir yara alınca, sarıca karıncalar o yaraya
üşüşürler. Bir gün içinde yılanı yer bitiriverirler. Anladın mı
şimdi Vali Bey?"
Vali onun gözlerinin içine gözlerini dikmiş düşünüyordu:
"Evet," dedi. "Sözünüzü bitirin."
"İşte İnce Memed yılandaki açılan bu iğne ucu kadar yara-
dır.
Ne setterhan zehra yi gördü o esnada ne de zehra setterhani. Hatırlamak ve tanımak kadar görmek de zaman işiydi besbelli.
Onun da düğümü kaderde kilitliydi.