Liceliler 1970'li yıllara kadar "afyon" maddesini sakız olarak çuvallarla Malatya'dan ve Tokat sınırlarından satın alarak Van ve İran sınırına, bazen de İran içlerine kadar katırlarıyla götürerek satarlardı. O dönemlerde afyonun nasıl işleneceğini ve ne işe yarayacağını bilmezlerdi. Onlar için sadece taşınması gereken yasak bir maldı ve sonuçta da eve ekmek götürülmesini sağlayan kaçak bir kazanç kapısıydı.
Sayfa 258 - Yiğitlik İnkâr Gelinmez·Kitabı okuyor
Iran'ın yitik evladına.
Allah bile ne yapsın seni? Kurbanların cennetine mi çıkarsın, yoksa cellatların cehennemine mi atsın?
Sayfa 221 - Mirza rıza·Kitabı okuyor
Kitap Alıntısı
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Fikir ve șuur halindeki millî hareket yeni olmakla beraber, milletin kökleri (her yerde az çok değismek üzere) oldukca eskidir. iran, Şehname ile kendi köklerini buldu, Portekiz Lusiades'lerle, İtalya Divina Commedia ve Orlando Furioso ile, Almanya Niebelungen'lerle. ve yakın zamanlarda Finlandiya Kalevala destanları ile millî hareketini temellendirdi. Biz, edebiyatımızın "romantizm" denilen devresinde maalesef bunu yapamadık. Fransız romantiklerini taklit eden Şairlerimiz, hakikatte yıkılan bir medeniyetin eski kıymetlerine karşı hasretlerini ifade ediyorlardı: Eșber, Tarık, Cezmi, Celâleddin Harzemşah artık dirilemeyecek olan "ümmet" medeniyetinin hatıralarından ibaretti; halbuki millî bir sanatın kıymetleri vatanın içinden, halkın şuuraltı hazinesinden alınmış ve istikbale çevrilmiş, idealleştirilmiş, yaşayan kıymetler olmalıdır. Wagner, Puşkin, Longfellow, Goethe veya Elias Lönrot'un kıymetleri böyledir. Bizde milliyetçilik bir fikir hareketi haline geldiği zamandan beri, birbiri arkasından kendisine başlica üç ifade șekli buldu: 1) Hayali Türkçülük, 2) İlmi Türkçülük, 3) Felsefi Türkçülük.
Sayfa 175 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
İmhilal Devri
imparatorluk, bölge kuvvetleri içinden muhtarlıkların kazananların çoğalmasıyla dağılmaya doğru gider. Yeni harpler ve isilâlarla bu dağılmayı durdurmaya çalışır. Fakat dıştan gelen baskılara karşı mukavemet edemeyecek hale gelince dağilma hızlanır. Merkezi kuvvet zayıfladıkça imparatorluğun aşağı tabakalarında dağıtıcı (anarşik) fikirler yayılmaya başlar: Panteizm, kozmopolitlik, teslimiyet ve mukavemetsizlik fikirleri din veya dinyevî şekillerde bu dağılmanın ifadesi olur. Eski Yunan'da iskender imparatorluğundan sonra "dünya hemşeriliği" fikirler kuvvetlenmisti. Roma'da Pleb ve Spartaküs hareketlerinden, Stoacılık cereyanlarından sonra Hristiyanlık, imparatorluğun temellerini sarmıştı. Iran'da Kubâd zamanında Mibid Mthidan olan Mezdek'in yaydığı doktrin, imparatorluğun maddi ve mânevi yapısını esasından sarsmaya sebep olmuştu. Çin'de ve Türkler arasına Budizm'in yayılışı aynı sebeplere dayanmakt idi. Uygur hükümdarı Budizm'i kabul ederken harp ve mücadele aleyhtarlığının muhitte nasıl yerleşmiş olduğu görülüyor.
Sayfa 131 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
Bütün eski uygarlıklar, insanların cinsel yaşamını kontrol etmeyi amaçladılar. İlk Sümer krallarından Ur-Nammu döneminden (MÖ 2100 dolayları) günümüze kalan en eski yazılı yasalar, cinsel meselelere epey dikkat çeker. Tarihi kayıtlardaki en eski ölüm cezalarından biri zinayla ilgilidir. Ur-Nammu'un 7. Yasası, başka erkekleri ayartan evli kadınların öldürülmesini, sevgililerinin ise serbest bırakılmasını emreder. Aslında Yakındoğu'da her "yollu" kadını ölüm beklerken, sevgililerinin kaderi çoğu zaman kocaların elinde olurdu. Ur-Nammu yasaları gibi ilk yasalar epey eski ve zor dönemlerin âdetlerine dayanır. Küçük gruplar bir araya gelerek büyük şehirler oluştursalar bile her zaman işgal ve talan için fırsat kollayan çapulcuların saldığı tehditle karşı karşıyadır. Zina bir ailenin birliğini ve nesebini bozuyor, bütün bir kabileyi veya yerleşimi çok savunmasız kılıyordu. Bu açıdan bakıldığında Ur-Nammu'nun zina yapan kadınlara verdiği ölüm cezası yeni bir şey değildi; bizim bildiğimiz ilk yazılı ceza yasasıydı sadece. Eski toplumlar birbirlerini etkiler ve bir grubun yasaları çoğu zaman düşmanları tarafından da benimsenir ve sonrasında daha da geliştirilirdi. Aradan asırlar geçtikçe Ur-Nammu gibi Sümer krallarının ilk cinsel yasakları, İbranilerin hayli ayrıntılı kurallarına dönüştü ve sonuçta bu kurallar da kilisenin ve Hıristiyan devletlerin seks yasalarının temelini oluşturdu. Yakın zamana kadar Eski Ahit'in dünyanın ilk yazılı yasaları olduğu düşünülüyordu. Başka türlü olabilir miydi? Hem Eski Ahit'in ilk beş kitabını oluşturan Tevrat'ın kasırganın ortasında ve bir dağın tepesinde Musa'ya doğrudan Tanrı tarafından indirildiği söylenmiyor muydu? Öyleyse vahiy kaynaklı olan kutsal kitabın, en azından insanların yazdığı şekilde öncülü olamazdı. Tevrat'taki 613 kuralın
Sayfa 26 - Kolektif Kitap·Kitabı okudu
Sosyoloji
Sünnilik ve Şiilik
Muhammed’in ölümünün ardından, takipçileri onun halefinin kim olması gerektiği konusunda bölündü. En yakın sahabeilerinden biri olan Ömer bin Hattab, Peygamber Muhammed’in kayınpederi Ebu Bekir’i aday gösterdi ve Ebu Bekir ilk halife seçildi. Ancak bazı Müslümanlar bu karara karşı çıkarak Peygamber’in kuzeni ve damadı Ali bin Ebu Talib’in halife olması gerektiğini iddia ettiler. Bu anlaşmazlık, İslam’ın iki ana mezhebinin ortaya çıkmasına yol açtı: Bugün tüm Müslümanların yaklaşık yüzde 85’ini oluşturan Ebu Bekir’in “Sünni” destekçileri ve bazı yerlerde önemli azınlıklar olmalarına rağmen İran, Irak, Azerbaycan ve Bahreyn’de nüfusun büyük bölümünü oluşturan Ali’nin “Şii” destekçileri. Sünniler, Ebu Bekir’in ve ilk halifelerin meşruiyetini kabul ederken Şiiler yalnızca Peygamber’in ailesi olan Ehl-i Beyt’in üyelerinin onun mirasçıları olabileceğine inanırlar. Ali’den sonraki imamların meşruluğuna ilişkin anlaşmazlık, Şiilerin tanıdıkları peygamberlerin sayısına göre Beşçiler, Yediciler ve Onikiciler (Şii’deki en büyük grup budur) olarak daha da alt bölümlere ayrılmasına yol açtı.
Sayfa 344·Kitabı okuyor