Fikir ve șuur halindeki millî hareket yeni olmakla beraber, milletin kökleri (her yerde az çok değismek üzere) oldukca eskidir. iran, Şehname ile kendi köklerini buldu, Portekiz Lusiades'lerle, İtalya Divina Commedia ve Orlando Furioso ile, Almanya Niebelungen'lerle. ve yakın zamanlarda Finlandiya Kalevala destanları ile millî hareketini temellendirdi. Biz, edebiyatımızın "romantizm" denilen devresinde maalesef bunu yapamadık. Fransız romantiklerini taklit eden Şairlerimiz, hakikatte yıkılan bir medeniyetin eski kıymetlerine karşı hasretlerini ifade ediyorlardı: Eșber, Tarık, Cezmi, Celâleddin Harzemşah artık dirilemeyecek olan "ümmet" medeniyetinin hatıralarından ibaretti; halbuki millî bir sanatın kıymetleri vatanın içinden, halkın şuuraltı hazinesinden alınmış ve istikbale çevrilmiş, idealleştirilmiş, yaşayan kıymetler olmalıdır. Wagner, Puşkin, Longfellow, Goethe veya Elias Lönrot'un kıymetleri böyledir. Bizde milliyetçilik bir fikir hareketi haline geldiği zamandan beri, birbiri arkasından kendisine başlica üç ifade șekli buldu: 1) Hayali Türkçülük, 2) İlmi Türkçülük, 3) Felsefi Türkçülük.