"Savaşı kazanmak uğruna, ülkenizdeki en küçük demokrasi kalıntısını bile feda etmek gerekecekse, yabancı diyarlarda demokrasi savaşı vermek neye yarardı?"
Çok az insanın kendisini ölümden önce tamamlayabileceğini anlamaya başladım; onun için de yarıda kalan işlere acırım. Boşa gitmiş ömür sürmüş olmak bir saplantı halinde düşüncelerimi hareketsiz kıldı ve her şeyi çevresine bir çıban gibi topladı. İktidar açlığım, aşık kişiyi yemekten, uyumaktan, düşünmekten hatta belirli törenler gerçekleştirilmedikçe sevmekten alıkoyan aşk oburluğunu andırıyordu.
Başıma iyi ya da kötü şeyler gelmesi, mutlu ya da mutsuz olmam, huzur ya da sıkıntı, bütün bunlar görüyorum ki bana bağlı, yapacaklarıma bağlı. Hayatımı belirleyecek benden başka bir güç yok. Çok zeki bir insan olmadığımı da biliyorum artık.
“Bir kimse arıyorsa, gözü aradığı şeyden başkasını görmez çokluk, bir türlü bulmayı beceremez, dışardan hiçbir şeyi alıp kendi içine aktaramaz, çünkü aklı fikri aradığı şeydedir hep, çünkü bir amacı vardır, çünkü bu amacın büyüsüne kapılmıştır. Aramak bir amacı olmak demektir. Bulmaksa özgür olmak, dışa açık bulunmak, hiçbir amacı olmamak. Sen, ey saygıdeğer kişi, belki gerçekten arayan birisin, çünkü amacının peşinde koştuğundan hemen gözünün önündeki bazı şeyleri görmüyorsun.”
“Senelerden beri yürüdüğüm çölde karşıma vaha çıktı. Yeşilliğe, suya, serinliğe kavuştum. Hayatın yalnız gözyaşı, acı, azap olmadığını anladım. Anladım ki insanların kaderi ve onlara vadedilmiş olan yalnız cehennem ve çöl değildir. Bundan sonra bunu anlayıp, kavrayıp böyle bir vahada yaşadıktan sonra tekrar kurak bir çöle nasıl atılırım? Artık bu yoksul, öksüz hayatı sürmeye nasıl katlanırım, bu hayata nasıl dayanırım?”