📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
İnsan savaşı umut eder mi? Eğer bir askersen ve kendini gerçekleştirebileceğini düşündüğüm tek yer savaş alanı ise evet. Bu kalede yıllar boyunca kalan her bir asker tek bir umut sayesinde burada kalmıştır; bir gün gelecek olan savaş.
Kitap, Drago isimli bir askerin kuzey sınırındaki Bastiani Kalesi'ne atanmasını konu alıyor. Kaleye ayak bastığı andan itibaren geri dönmeyi düşünen karakter, ilerleyen süreçte buraya alışıyor, şehrin gürültüsünü, samimiyetsizliğini kaldıramıyor ve son nefesine kadar içinde yeşerttiği umut ile birlikte kalede rutin bir hayat yaşarken içsel süreçlerinin şahidi oluyor. Heidegger 'ın dasein kavramı bu noktada bir ışık sunuyor. Dünyada olmayı umut etmekle birlikte ele almasının yanında insanın bulunduğu mekana dönüşmesi fikri kitabın ilerleyen süreçlerinde kendisini daha çok gösteriyor.
Tüm bu serüven, muhteşem betimlemeler, psikolojik, sosyolojik ve felsefi anlatımla harmanlanıyor ve kitabı okurken bir yandan da araştırmaya itiyor. Konusuyla birlikte varoluşçu felsefeyi gözler önüne seriyor. Umut ve umutsuzluk ekseninde savrulan karakteri yeri geliyor Sartre gibi yeri geliyor Kierkegaard gibi yorumlarken buluyoruz kendimizi. Drago'yu psikoloji kuramcılarına göre kategorilere sokmak ise çok kolay. Yazar o kadar derinlikli bir karakter ortaya koymuş ki, aslında gerçek bir insan olduğunu ve evrensel duygulara sahip olduğunu bizlerin gözüne sokmuş gibi.
Velhasıl kelam okumayı, araştırmayı, düşünmeyi ve en çok da varoluşçuluğu seven herkes mutlaka bu kitaba bir göz atmalı.
Ey nefis! Bil ki dünkü gün senin elinden çıktı. Yarın ise senin elinde senet yok ki ona mâliksin. Öyle ise hakiki ömrünü, bulunduğun gün bil. Lâekall günün bir saatini, ihtiyat akçesi gibi hakiki istikbal için teşkil olunan bir sandukça-i uhreviye olan bir mescide veya bir seccadeye at.
Her duygunun kendine özgü bir değeri ve önemi vardır. Tutkusuz bir hayat yaşamın kendi zenginliklerinden kopuk ve yalıtılmış, donuk, çorak bir kayıtsızlık alemine dönüşebilir. Ancak Aristo'nun tespit ettiği gibi, makul olan uygun duygudur, yani koşullarla orantılı biçimde hissedebilmektir. Duygular fazlasıyla bastırıldığında donukluk ve uzaklık yaratır; kontrolden çıktığında, aşırı ve ısrarlı, patolojik bir hale gelir. Kişiyi felç eden baskın kaygılanmada, öfkeye dönüşen kızgınlıkta ve manik ajitasyonda olan da budur.