5/10
·416 syf.··
2026 57. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 00:00
Baştaki bölümleri çok sıkıcı , sondaki bölümleri ise daha akıcı , haliyle de ortalama bir kitaptı. ''Don bilmem kimler'' kafanızı biraz karıştırsada ilerleyen sayfalarda az çok yerine oturuyor kim kimdir. 1800'lü yılların bütün sosyal sınıfları (işçi-burjuvazi-soylu-ruhban) kitapta sizi bekliyor. Kahramanımızın derdi de tam olarak bu. İşçi Gesualdo'dan soylu Don Gesualdo olmaya can atıyor. Peki bu sorununu nasıl çözecek? Kitap bunun cevabı niteliğinde.
Duvarcı Ustası Don GesualdoGiovanni Verga · T. İş Bankası Kültür Yayınları · 2017253 okunma
Propaganda Metni mi, Yoksa Evrensel Bir Annelik Hikayesi mi?
8/10
·432 syf.··
Beğendi
·
2026 24. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 19:47
Uzun zamandır kitaplığımda bana bakan ama bir türlü elimi uzatmadığım, sonunda arkadaşlarımın “Hâlâ okumadın mı, mutlaka okumalısın!” ısrarlarına dayanamayıp kapağını açtığım bir klasikle burdayım: Maksim Gorki’nin "Ana"sı. Dürüst olmak gerekirse, normalde propaganda dozu yüksek, ideolojik ağırlıklı ve buram buram siyaset kokan kitaplar pek benim kalemim değildir. Bu yüzden kitaba başlarken içimde hafif bir çekince vardı. Okumaya başladıktan sonra da bu hissimde pek yanılmadığımı gördüm. 1900’lerin başındaki Rusya’nın o gergin, kaynayan siyasi atmosferi romanın her hücresine öyle bir sinmiş ki, dürüst olayım, olay örgüsü bazen kaplumbağa hızıyla ilerliyor. Karakterlerin uzun uzadıya girdiği siyasi tartışmalar, bitmek bilmeyen ideolojik diyaloglar yüzünden sayfaları yer yer biraz ağır çevirdim. Hatta bazı anlarda kendimi edebi bir romandan ziyade, bir siyasi bildiri ya da propaganda metni okuyormuş gibi hissettiğimi saklayamayacağım. Bir de üstüne karakterlerin bazen çok kusursuz, adeta pürüzsüzce idealize edilmiş olması bana biraz yapay geldi. İnsan dediğin hatasıyla, zaafıyla insandır diye düşünmeden edemedim okurken. Ama gelelim madalyonun diğer yüzüne ve beni bu kitaba bağlayan, iyi ki okumuşum dedirten kısımlara... Kitapta öyle bir karakter dönüşümü var ki, insan izlerken gerçekten hayran kalıyor. Kitabın başında karşımıza çıkan o sıradan, hayatın sillesini yemiş, her şeyden korkan ve sinmiş ev kadınının; adım adım korkularını sıyırıp atmasını, o kabuğu kırıp bilinçlenmesini ve herkesi kucaklayan güçlü bir figüre dönüşmesini izlemek bana muazzam bir umut ve ilham verdi. İşin en etkileyici tarafı ise bu kadının yaşadığı annelik hissinin sadece kendi biyolojik çocuğuyla sınırlı kalmaması. Zamanla tüm işçi sınıfını, haksızlığa uğramış, ezilmiş o gencecik
Edebiyat
AnaMaksim Gorki · Can Yayınları · 202534,4bin okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bir Annenin Uyanışı ve Direnişi
Puan vermedi
Maksim Gorki'nin Ana romanı, yalnızca bir dönemin toplumsal yapısını anlatmakla kalmıyor; aynı zamanda bir annenin korkudan cesarete uzanan içsel yolculuğnu da etkileyici bir şekilde gözler önüne seriyor. Pelageya'nın oğlunun mücadelesini anlamaya çalışırken yaşadığı değişim, kitabın en güçlü yönlerinden biri. Karakterlerin gerçekçiliği ve duygusal derinliği, okuru hikayenin içine kolayca çekiyor. Romanın en dikkat çekici yanı, toplumsal adaletsizlikleri ve işçi sınıfının yaşadığı zorlukları yalın ama etkileyici bir dille aktarması. Gorki, ideolojik mesajlarını karakterlerin yaşamları üzerinden işleyerek okuru düşünmeye sevk ediyor. Bu yönüyle Ana, yalnızca bir roman değil, aynı zamanda insanın inançları uğruna neleri göze alabileceğini anlatan güçlü bir eser. Kitapla ilgili en çok aklımda kalan şey, umudun ve dayanışmanın en zor zamanlarda bile insanı ayakta tutabilmesi oldu. Zaman zaman temposu ağır ilerlese de verdiği duygular ve düşündürdükleri buna fazlasıyla değiyor. Klasik Rus edebiyatını ve toplumsal içerikli romanları seven herkesin mutlaka okuması gereken eserlerden biri olduğunu düşünüyorum.
AnaMaksim Gorki · Evrensel Basım Yayın · 201634,4bin okunma
Puan vermedi·432 syf.·
2026 232. kitabı
Bu gün Gorki'den okuduğum ilk kitap olan Ana kitabı ile sayfalarınızı meşgul edeceğim. Maksim Gorki çok küçük yaşlarda öksüz kalmış, henüz küçük bir çocukken çalışmaya başlamış, dolayısıyla işçileri çok yakından tanıma fırsatına sahip olmuş ve sosyalist gerçekçi yazımın öncülerinden biri haline gelmiştir. Asıl adı Aleksey Maksimoviç Peşkov olan Maksim Gorki yaşadığı zorlu hayat ile birlikte Rusçada "Acı" anlamına gelen Gorki soyismini almıştır. 1905 devrimi öncesi dönemi ele alan eserde yoğun bir şekilde sosyalizm propagandası yapılmaktadır. Kitapta, kocası tarafından sürekli şiddet gören, zor şartlar altında yaşamaya çalışan, kendine sunulan hayatı hiç sorgulamadan yaşayan bir kadının kocasının ölmesinden sonra bir fabrikada işçi olarak çalışan oğlu Pavel sayesinde yaşadığı dönüşüm sürecini anlatılmaktadır. Pavel Çarlık Rusya'nın halka uyguladığı politikalara ve halkın emeğini sömüren burjuva sınıfına karşı savaşan, eşitlik, özgürlük, adalet konularında halkı bilinçlendirmeye çalışan bir işçidir. Başlarda ana oğlunun ve arkadaşlarının bu konular üzerindeki konuşmalarını dinlerken onları pek anlayamasa ve korksa da zamanla onları anlamaya, haklılıklarını görmeye ve kendini oğlunun davasına vermeye başlamıştır. Eser gayet akıcı ve sade bir dille kaleme alınmış olsa da, benzer olaylar ve benzer diyalogların çok sık olmasından ve 430 sayfalık kitabın bana gereğinden fazla uzatıldığı hissi uyandırmasından dolayı bazı bölümlerde sıkıldığımı belirtmek isterim. Fakat bu söylediklerim kitabı beğenmediğim algısı oluşturmasın lütfen, sonuçta dünya edebiyatının önemli eselerinden bir tanesi ve okuduğum için çok memnunum. Okumayı düşünen herkese şimdiden keyifli okumalar dilerim.
İnceleme
AnaMaksim Gorki · Can Yayınları · 202534,4bin okunma
Puan vermedi·138 syf.··
2026 435. kitabı
Semaver, Türk edebiyatında hikayeciliğin dönüm noktalarından biri kabul edilen usta yazar Sait Faik Abasıyanık’ın ilk kez 1936 yılında yayımlanan ilk hikaye kitabıdır. Bu eser, sadece yazarın edebiyat dünyasına attığı güçlü bir adım değil, aynı zamanda Türk öykücülüğünün geleneksel kalıplardan sıyrılıp bireyi, sokağı ve sıradan insanı merkeze alan yeni bir anlayışla tanışmasının da belgesidir. Kitaba adını veren ve açılış öyküsü olan Semaver, İstanbul’da bir fabrikada işçi olarak çalışan Ali adındaki genç bir adamın ve onun annesiyle olan huzurlu, sade yaşamını konu alır. Hikayedeki semaver, sadece çay pişiren bir ev aleti değil; o küçük evdeki sıcaklığın, sevginin, sabah neşesinin ve anne-oğul arasındaki kopmaz bağın canlı bir timsalidir. Ali’nin her sabah annesinin yaktığı semaverin sesiyle uyanışı, işine gidişi ve evdeki o küçük mutluluk zinciri, annesinin ani ölümüyle trajik bir şekilde kırılır. Sait Faik, ölümün getirdiği o ağır ve dilsiz acıyı, Ali’nin bir daha asla kaynatamadığı semaver üzerinden muazzam bir durgunlukla ve derinlikle anlatır. Kitapta yer alan diğer hikayelerde de Sait Faik, kulaklarımıza o bildiğimiz tanıdık İstanbul’un seslerini fısıldar. Fabrika işçileri, balıkçılar, kahvehanelerdeki emekliler, sokak çocukları, küçük esnaflar ve adalardaki sıradan insanlar onun öykülerinin başkahramanlarıdır. Yazar, bu insanları sınıfsal ya da ideolojik birer kalıp olarak değil; iç dünyaları, yalnızlıkları, sevinçleri ve insani sıcaklıklarıyla edebiyata dahil eder. Onun gözünde her insan, keşfedilmeyi bekleyen bir cevherdir. Semaver, Sait Faik’in insan sevgisiyle yoğrulmuş o eşsiz, şiirsel, yalın ve samimi dilinin en güzel örneklerini barındırır. Toplumsal normların ve büyük anlatıların gölgesinde kalan küçük hayatların güzelliğini keşfetmek, İstanbul’un
SemaverSait Faik Abasıyanık · İş Bankası Kültür Yayınları · 201915,2bin okunma
Puan vermedi·136 syf.··
2026 401. kitabı
Komünist Manifesto, Karl Marx ve Friedrich Engels tarafından 1848 yılında kaleme alınan, dünya tarihini, siyasetini ve sosyolojik düşünceyi kökten sarsarak değiştiren en etkili politik metinlerden biridir. Sadece bir ideolojinin temel belgesi olmakla kalmayıp, modern dünya düzenine ve kapitalist sisteme yönelik yapılmış en güçlü erken dönem eleştirilerinden birini sunar. Metin, insanlık tarihinin temelde bir sınıf çatışması tarihi olduğu teziyle açılır. Marx ve Engels, feodalizmin yıkılışıyla ortaya çıkan burjuvazi (üretim araçlarına sahip olan zengin sınıf) ile proletarya (emeğinden başka satacak hiçbir şeyi olmayan işçi sınıfı) arasındaki derin uçurumu ve sömürü mekanizmasını inceler. Kapitalizmin kendi iç çelişkileri nedeniyle kaçınılmaz olarak krizlere sürükleneceğini ve bu sistemin, kendi mezar kazıcıları olan işçi sınıfını bizzat yarattığını savunurlar. Eser, felsefi ve ekonomik analizleri son derece çarpıcı, edebi ve ajitatör bir dille sunar. Özel mülkiyetin doğası, aile yapısı, ulus kavramı ve din gibi kurumların egemen sınıfın çıkarlarına nasıl hizmet ettiğini sorgulayan manifesto, işçi sınıfını birleşmeye ve yeni, sınıfsız bir toplum düzeni kurmaya çağırır. Yayımlandığı günden bu yana küresel çapta devrimlere, sendikal hareketlere, siyasi partilere ve akademik tartışmalara yön veren bu kısa ama yoğun metin, günümüzde de küreselleşme, gelir adaletsizliği ve emek sömürüsü gibi konuları anlamak adına temel bir referans kaynağı olma özelliğini korumaktadır.
Komünist ManifestoKarl Marx · Can Yayınları · 202416,4bin okunma