Ekimin ortasındaRaboçi Put(İşçinin Yolu) gazetesinde “Sosyalist Bakanlar” başlığı ile yayımlanan bir yazıda, halkın “ılımlı” sosyalistler karşısındaki duyguları şöyle anlatılıyordu:
İşte yaptıkları işlerin listesi: (3)
Tseretelli: General Polovtsev’in yardımı ile işçilerin ellerindeki silahları aldı, devrimci askerleri susturdu ve orduda ölüm cezasını onayladı.
Skobeliyev: Kapitalistlere yüzde yüz vergi koyacağını söylemekle işe başladı, atölye ve fabrikalardaki işçi komitelerini dağıtmaya kalkışarak bitirdi.
Avksentiyev: Yüzlerce işçiyi ve Toprak Komitesi üyesini hapse attırdı, birçok işçi ve asker gazetesini kapattırdı.
Çernov: “İmparator Beyannamesi”ni imzaladı ve Fin Diyet Meclisi’nin kapatılmasını emretti.
Onlar ümidin düşmanıdır, sevgilim, akar suyun,
meyve çağında ağacın,
serpilip gelişen hayatın düşmanı. Çünkü ölüm vurdu damgasını alınlarına :
-çürüyen dış, dökülen et -
bir daha geri dönmemek üzre
yıkılıp gidecekler.
Ve elbette ki, sevgilim,
elbet, dolaşacaktır elini kolunu sallaya sallaya,
dolaşacaktır en şanlı elbisesiyle
İşçi tulumuyla
bu gazelim memlekette hürriyet...
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Olduğumuz yerde sefil köylere rastlamak çok zordu. Askerin yanında olan kaçakçıya bayağı göz yumuluyor. Turfanda sebze meyve kaçakçılığı duydunuz mu? Katır sırtında patlıcan, domates kaçırıyorlar. Kuzey Irak'tan 80 bin lira yevmiye ile katırı ile birlikte işçi tutuluyordu. Adam Türkçe bilmiyor, her geçişinde bana el sallıyordu, ben de ona. Sonuçta her şey paradan kaynaklanıyor. Karnı tok sırtı pek adamın silahla işi olmaz. Korucu oldukları için maaş alıyorlar, hepsinde Toros vardı. Ortaköy'ün korucu başı eski PKK'lı Cemil Berk'in Mersedes'i, Toyota'sı, Toros'u vardı. Dağlıktı, ama ummadığın anda çölde vaha ile karşılaşmışsın gibi elma ağaçları falan, küçük bodur ağaçlar, soğuk sular..
Benim de ait olduğum işçi sınıfının bir ayrıcalığı var: Rüşvet yememek gerektiğinin bilincinde olmak, küçük tüccar parçalarına borçlu olmamak ve onları küçük görmek.
Toplumun öyle bir düzeni var ki, işçiler ne kadar çok çalışırsa tüccarlar ve toprak sahipleri o kadar çok kazanır, onlarsa her zaman işçi hayvanlar olarak kalır.
...İşçilerle denizerleri arasındaki çatışma büyüyordu. Sesler, giderek bölge binasına yaklaştı. Akif Dicle ve içlerinde Gültekin Yandımata'nın da bulunduğu birkaç maden mühendisi idare binasını terk ederek Kozlu'nun 300 metre dışındaki dispansere sığındılar. Denizerlerinin havaya sıktıkları silahların sesi buraya kadar geliyordu. İşçiler ise bağıra çağıra ilerliyordu. Ön saflarda olanlar ise, henüz işçilere ateş etmeyen askerlerle göğüs göğüse çarpışmaktaydı. Bazı işçilerin denizerlerinin silahlarını almaya çalıştıkları görülüyordu.
Ve birdenbire silah sesleri durdu, işçiler de bağırmıyordu artık. Hızı kesilen kitle, hantal bir gövde gibi ağır ağır toparlandı. Askerlerin önünde iki işçinin bedeni yatıyordu. Mehmet Çavdar ve Satılmış Tepe'ydi bunlar. Çavdar, hemen oracıkta ölmüştü. Tepe ise ağır yaralıydı; hastaneye kaldırılırken o da ölecekti. Yaralanan epey de işçi vardı.
İşçilerin bir kısmı geri çekilmeye başladı. Yola doğru ilerlediler. Diğerleri ise Satılmış ve Mehmet'in düştüğü yerden ayrılmadı. Sessizce bekleşiyorlardı. Saat 02.00'yi çeyrek geçiyordu. Bekleşenler, gözyaşlarını içlerine akıtmadılar. Kasketleri ellerindeydi. Hava da oldukça soğuktu ama terliyorlardı. Yangın yerine dönen içlerini tenlerine değen ayaz bile dindiremiyordu. Nasıl bir dünyaydı bu. Silahlarla, mermilerle gelmişlerdi üstlerine. Üç beş kuruş için, grizusuz, göçüksüz bir hayat için, çocuklarının ekmeği için, karılarına basma bir entari alabilmek için, ciğerleri kömür karasına bulanmadan rahat ve huzurlu, insan gibi ölebilmek için bağırmışlardı. Önce geçip karşılarına, "sizi kandırıyorlar" demişler sonra da kan dökmüşlerdi. Şimdiye kadar ses çıkarmamaları, her şeyi sineye çekmeleri için yaptıkları binbir dalavereyle kandırmamışlar mıydı onları da, greve çıkınca kışkırtılmış oluyorlardı.