Huzur ve Emniyet
İslam, insanı her türlü zulüm, haksızlık ve şekāvetten selamete çıkarır. İslâm âlimleri, dînin gâyesinin "zarûrât-ı diniyye" denilen şu beş temel esası yerleştirmek ve muhafaza etmek olduğunu ifade ederler: a) Dinin muhafazası, b) Canın muhafazası, c) Aklın muhafazası, d) Nâmus ve haysiyetin, dolayısıyla neslin muhafazası, e) Malın muhafazası. Bu beş esas muhafaza edildiğinde, insan tam bir huzur ve emniyete kavuşur.
Sayfa 21 - Erkam Yayınları, İstanbul 1434 / 2012·Kitabı okuyor
Fâtiha-6: اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقٖیمَ ۙ Meali: Bizi doğru yola (İslâm’a) ilet (İslâm ile yaşat). Fâtiha-7: صِرَاطَ الَّذٖینَ اَنْعَمْتَ عَلَیْهِمْ ۙ غَیْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَیْهِمْ وَلَا الضَّٓالّٖینَ Meali: Kendilerine (lütfundan) nimet verdiğin kimselerin yoluna (ilet);{7} (emirlerine âsi olmuş ve) gazaba uğramışların ve sapıtanların değil (Yâ Rabbi).* (Âmin...)** * Yahudiler, hıristiyanlar ve diğerleri gibi.{8} Yahudiler dinlerini merasimleştirdiler, peygamberlerini küçük düşürdüler, devre dışı bıraktılar, hakaret ettiler, hatta bazısını öldürdüler. Hıristiyanlar ise peygamberlerini ilâhlaştırdılar. “Din vicdan işidir.“ diye onu vicdanlara hapsettiler ve dini dünyevîleştirdiler. Halbuki inancın/dinin, kişinin iç dünyasına ait birşey olduğunu söyleyip onu vicdanla sınırlı bir alan içine hapsetmek ve kişiyi, dinî yaşamından engellemek yanlış ve geçersizdir. Çünkü vicdanda olan herşey her yerde var demektir. Bu yönden bunu hegemonik/baskıcı usûl ve üslupla bastırmak insan onurunu zedeleyen bir tavır olmuştur. ** Âmin, “Öyle olsun, kabul eyle” anlamındadır ve “âmin” demek sünnettir. Sesli namazlarda Hanefîler’de imam ve cemaat sessiz; Mâlikîler’de yalnız cemaat sesli; Şâfiî ve Hanbelîler’de imam ve cemaatin sesli okumaları menduptur. Besmele, İmam Şâfiî’ye göre sûreye dâhil sayıldığından sesli namazlarda açıktan okunur. İmâm-ı Âzam ve Mâlik’e göre yedinci âyet “gayri’l-magdûbi...”dir. Dipnotlar: Dipnot 7: bk. 4/69 Dipnot 8: bk. 2/90; 5/77; 58/14
Kitap Alıntısı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Fâtiha-5: اِیَّاكَ نَعْبُدُ وَاِیَّاكَ نَسْتَعٖینُ ؕ Meali: (Ey Rabbimiz!) Yalnız sana (ibadet ve itaatle) kulluk eder ve (her hal ve ihtiyacımızda) ancak senden medet umar/yardım dileriz. Bu âyet inananların Allah’a verdiği bir taahhüttür. Bilmemiz gerekir ki Allah’a kulluk, yalnız O’na ibadet etmekle değil, hem ibadet hem de emir ve yasaklarına itaatle gerçekleşir. Çünkü Allah, yalnız ibadet ilâhı değildir. Bunun içindir ki İslâm “lâ ilâhe illallah” ile başlar, “iyyâke na‘büdü” ile yürürlüğe girer. Kur’an’da birçok yerde Allah’a kulluk emredilir. Çünkü insanları, bütün emirlerine itaatte kul etme hakkı ancak O’nundur. Zaten Allah da insanları bunun için yaratmıştır.{2} Çünkü Bir’e kul olmayan bine kul olur; Allah’a kullukta yücelik ve hürlük, kula kullukta ise esaret ve küçülme vardır. Seyyid Kutub, tefsirinde; “Öyle bir zaman gelir ki insanlar, Allah’ı sözde inkâr etmeyebilir, O’na ibadeti de terketmezler ama o ibadeti ya birine gösteriş olarak yaparlar, ya helal ve haramı (serbestlik ve yasakları) tayin ve ilanda, başkalarının İslâm’a aykırı emirlerine istekle itaat ederler ya da İslâm’a aykırı olarak bir kimseye sığınmak ve ondan bir pâye elde etmek isterler ki {3} bu durumda onları rab kabul etmiş, onlara tapmış ve kulluk etmiş olurlar.{4} Böylece ‘müslümanım’ dedikleri halde –Allah korusun– şirke düşerler.” der. “İslâm öncesi Arap müşrikleri de ideolojileri yönünden Allah’ı inkâr etmiyorlar fakat O’nun, hayatlarında hükümleri geçerli olan Rab olmasını kabul etmiyorlardı. İşte Allah’a Rab, Mâlik (Hükümran) ve tek İlâh olarak{5} inanmamak şirk olur.”{6} Dipnotlar: Dipnot 2: bk. 51/56 Dipnot 3: bk. 4/139; 35/10 Dipnot 4: bk. 9/31 Dipnot 5: bk. 112/1-4 Dipnot 6: (Seyyid Kutub, VIII, 284). bk. 2/107, 138; 5/52; 6/102; 12/40, 106; 16/49, 52; 29/25; 39/64, 65;
Kitap Alıntısı
Daveti ibadet görmeli ve vahyin belirlediği usule göre davet yapmalıyız. Dileyen delil üzere hayat bulur, dileyen delil üzere helak olur. Yüce Allah onları azgınlıklarından hesaba Gekecek, bizleri de davetimizde İslami öğretilere uyup uymadığımızdan.....
Tevhid basım
O İstanbul değil artık..
O gün, 29 Mayıs 1453 Salı günüydü. Bir çağ bitiyor ve yeni bir çağ başlıyordu. İslam kılıcı Bizans’ı yıkıyor, ama İstanbul’u kurtarıyordu. Vaktiyle Sultan Mehmed: “Yeryüzünde tek din, tek devlet olmalı ve İstanbul o devletin taht şehri yapılmalı” demişti. İstanbul, Osmanlıların taht şehri olacaktı…
Sayfa 102
Bu duaya bugün içinde amin diyebiliyor muyuz..
Fatih Sultan Mehmed Han Allah’ım! Senin gösterdiğin yolda, gönderdiğin din uğruna savaşan İslam ordusunu koru, zafere ulaştır! Konstantiniye’nin fethini göster. Sana sığındık, Sana bağlandık; bizi sevindir, düşmanlarımızı yerindir...
Sayfa 99