SÖZÜN GÜCÜ MÜ?
GÜCÜN SÖZÜ MÜ?
Tarih sosyolojisini objektif bir bakış açısıyla okumaya vakıf olanlar göreceklerdir ki, tarihi konjektüre yön veren iki güçten biri SÖZ diğeri de GÜÇ’tür. Sözün güce galebe çaldığına inananlar hep medeniyetin kurucu mimarları olurlarken, gücün sözüne güvenenler de tarihin sayfalarına diktatör olarak kaydedilmişlerdir.
İnsanlık tarihinin başlangıç noktasında Adem a.s. sözün gücüne inandığından meleklerin bile kendisine secde ettirir konumuna yükselirken, insanın sadece güç ve şehvetten müteşekkil olduğuna inanan melekler insan hakkında yanılıp yeryüzü halifeliğini insana kaptırmışlardır. Aynı sahnede Adem sözün gücüne inandığı gibi İblis de gücün sözüne sırtını dayamış ve neticede sözün gücüne inanan Adem bu tavrı ile adam olurken, gücün sözüne sırtını dayanan İblis Şeytan oluvermiştir.
Sözün gücüne bel bağlayan Habil erdemli duruşun mümessili olurken, gücün sözüne inanan Kabil tarihin ilk katili oluvermiştir. Bu gelenek tarihi serüven içerisinde hep tekrarlana gelmiştir. Sahne değişmiş, aktörler başkalaşmış ama senaryo ve sonuç hep aynı olmuştur. Bazen sözün gücünü gücün sözüne tercih edenin adı İbrahim olurken, karşısında gücün sözünü kendine ilke edinenin adı Nemrud olmuştur. Bazen sözün gölgesinde gücü terbiye edenin adı Musa olurken, sözün gücü karşısında Gücün şiddetinden medet umanın adı Firavun olmuştur. Bazen kurtuluşu sözün sözcüsü kalemin mürekkebinde arayanın adı Hz. Muhammed olurken, hep güçlü kalmayı gücün sözünün yegane dayanağı olan cehalette arayan cehaletin babası Ebu Cehil olmuştur.
Geldiğimiz noktada da bu iki gücün temsilcileri farklılaşmasına rağmen misyon olarak yüklendikleri kimlikleri hep aynı kalmıştır. Sözün gücüne inananlar ikna ve müşavereyi merkeze alırken, gücün sözüne