Yazarlar bu konuda tökezliyor, düşüyor ve yollarını kaybedip sürükleniyorlar. Bazıları ilk beş sayfada kesik bir boğaza yer vermezseniz okuru kaybedeceğinizi iddia ediyor. Ben ise iyi bir korku yaratmanın yolunun beklemekten geçtiğine inanıyorum; şöyle sessizce oturun, ortamı gözlemleyin. Oyuncuların fısıltılarına kulak verin, belki de sahneye bir göz atmak için perdeyi kenara çekin. Boş salonun karanlığında oturun ve gölgelerin sizin için dans edişini izleyin.
Çünkü kulağınızın dibinde ıslık çalan bıçağın esintisini ancak kendinizi tamamen kaptırdığınızda hissedebilirsiniz.
"Burda olduğun kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi" diyeceksen eğer, kırk yıl düşünme, güzelim aklına yazık. Çağıracaksan kaldırma elini, elinin işaretine yazık. Sesleneceksen incitme sesinin telini. Gel anlaşalım, gözünün önünde bekleyeyim, göz kırp, ıslık çal, bir ışık yak, o dakika sendeyim..."
Kapımı çalıp durma ölüm,
Açmam;
Ben ölecek adam değilim.
Alıştım bir kere gökyüzüne;
Bunca yıllık yoldaşımdır bulutlar.
Sıkılırım,
Kuşlar cıvıldamasa dallarında,
Yemişlerine doymadığım ağaçların,
Yağmur mu yağıyor,
Güneş mi var,
Farketmeliyim
Baktığım pencereden.
Deniz görünmeli çıksam balkona.
Tamamlamalı manzarayı
Karlı dağlarla sürülmüş tarlalar.
Ekmekten olamam doğrusu,
Nimet bildiğim;
Sudan geçemem,
Tuzludur teneffüs ettiğim hava.
Ya nasıl dururum olduğum yerde,
Öyle upuzun yatmış,
İki elim yanıma getirilmiş,
Hareketsiz,
Sükûta râmolmuş;
Sanki devrilmiş bir heykel?
Ellerim ne der sonra bana?
Soğumuş kalbime ne cevap veririm?
Utanmaz mıyım ayaklarımdan?