Olur, aramam seni ve kimseyi
Anıları pas tadında bırakırım
Konuşacak ne kaldıysa kalsın
Susmaktır birşeylere saygılı kılan
Ayrılık da bir olanaktır bilirsin
İnce bir sis, bir hüzün örtüsü
Dumanlı bir ıslık yakışır şimdi
Dudaklarıma, bırakıp giderim
Söz / de sararır biterken bir aşk
Kediye iyi bak çiçekleri sula
Diyorsam da aldırma sözlerime
Alışkanlık işte başka birşey değil
Söz / de sararır biterken bir aşk
Hayatın tam ortasındayım biliyorum. Ve biliyorum toprağa doğru yürüdüğümü.
Bir ah çekip yıkıyorum karşıki dağları.
Bir ıslık çalıyorum, ürkütüyorum kurbağaları.
“İyi ki doğdun” diyorum, “iyi ki doğdun be kardeşim!”
Doğduğun gibi, iyi ki de öleceksin...
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
"Benekli Kordon" Öyküsü İncelemesi
Arthur Conan Doyle'un yazdığı "Benekli Kordon" (The Adventure of the Speckled Band), Sherlock Holmes serisinin en başarılı ve en gerilim dolu öykülerinden biridir. İlk kez 1892 yılında yayımlanan bu eser, yalnızca sürükleyici olay örgüsüyle değil, aynı zamanda beklenmedik sonu ve ustalıkla kurulan gizemiyle de polisiye edebiyatının klasiklerinden biri kabul edilir. Doyle, bu öyküde okuyucuyu sürekli ipuçlarını değerlendirmeye yönlendirirken, gerçek suçluyu ve cinayet yöntemini son ana kadar ustalıkla gizlemeyi başarır. Hikâye, insan hırsının ve açgözlülüğünün insanı ne kadar acımasız hâle getirebileceğini gösterirken, Sherlock Holmes'un gözlem gücü ve mantıklı düşünme becerisini de en iyi yansıtan maceralardan biri olarak öne çıkar.
Öykü, genç bir kadın olan Helen Stoner'ın bir sabah erkenden Baker Sokağı'na gelerek Sherlock Holmes'tan yardım istemesiyle başlar. Helen büyük bir korku içindedir. İki yıl önce ikiz kardeşi Julia, evlenmesine kısa bir süre kala gizemli bir şekilde hayatını kaybetmiştir. Ölmeden hemen önce korku içinde "Benekli kordon!" diye bağırmış, ancak bu sözün ne anlama geldiğini kimse anlayamamıştır. Olay sırasında odanın kapısı içeriden kilitlidir, pencereler demir parmaklıklarla kapalıdır ve odada dışarıdan girebilecek hiçbir yol bulunmamaktadır. Yapılan araştırmalarda da cinayeti açıklayabilecek herhangi bir kanıt bulunamamıştır. Bu nedenle Julia'nın ölümü çözülemeyen bir sır olarak kalmıştır.
Yıllar sonra Helen de evlenmeye karar verir. Ancak tam bu sırada evde yapılan sözde tamirat nedeniyle kardeşinin öldüğü odaya taşınmak zorunda kalır. O gece Julia'nın ölümünden önce duyduğu aynı ıslık sesini yeniden işitince büyük bir korkuya kapılır ve başına aynı olayın geleceğini düşünerek Holmes'a başvurur.
Holmes
Kornasını ötekilerden başka öttüren bir şoför, çekicini başka ahenkle sallayan bir demirci bile ikinci gün kendi kendini tekrarlıyordu. Yaşamanın amacı alışkanlıktı, rahatlıktı. Çoğunluk çabadan, yenilikten korkuyordu. Ne kolaydı onlara uymak! Gündüzleri bir okulda ders verir, geceleri sessiz, güzel kadınlarla yatardı istese. Çabasız. Ama biliyordu: Yetinemeyecekti. Başka şeyler gerekti. Güçlüğü umutsuzca zorlamak bile güzeldi. Duvardaki şu resmin nasıl yapıldığını görmüştü: Islık çalar gibi uzanan dudaklar, kırışan genç alın; uzun, umutsuz, koyu mavi bakışlar. Böylesi gerekti ona. Ama resim yapamazdı. Olsun! Yazacaktı. O gece yatar yatmaz uyudu.
Bedenim üşür, yüreğim sızlar.
Ah kavaklar, kavaklar!
Beni hoyrat bir makasla
Eski bir fotoğraftan oydular.
Orda kaldı yanağımın yarısı,
Kendini boşlukla tamamlar.
Omzumda bir kesik el,
Ki hâlâ durmadan kanar.
Ah kavaklar, kavaklar!
Acı düştü peşime ardımdan ıslık çalar.
Metin Altıok