Klmlk

Klmlk
@ismail3521
Gazap Üzümleri: Başlangıç ve Sonuç İlişkisi
Puan vermedi·556 syf.··
Beğendi
·
2022 4. kitabı
·
23 günde okudu
·
Okunma: 04 Mart 2022 20:59
Gazap Üzümleri, edebiyat tarihinin en iyi başlangıç yapan okumalarından birini sunuyor. Neden mi? Steinbeck öyle bir şekilde başlıyor ki; kitabı okumayı bitirip tekrar birinci bölümü okumaya başlarsanız ya da şöyle bir göz gezdirirseniz, ancak o zaman anlıyorsunuz kitabın başlangıç bölümünün aslında kitabın özeti olduğunu. Yazar kısa bir ön gösterim izletiyor tabiri caizse... Çok zekice ve de çok gerçekçi bir şekilde. Kitap; umutsuz bir şekilde yağmur bekleyen çiftçilerin apaçık, berrak gökyüzü ve susuzluktan kuruyan ekili toprakları arasında gidip gelen bakışlarıyla başlıyor. Öyle bir umutsuzluk ki ortaya çıkan hayal kırıklığı; her şeyi örten, Sahra Çölü’ndeki kum fırtınalarına rahmet okutan toz toprak dumanını bile düşündürtmüyor. İnsanın ruhunda ve kalbinde oluşan fırtınanın yanında doğanın fırtınasının gücü ne kadar olabilir ki? Babalar toprağa bakar, oradan da gökyüzüne... Hayal kırıklığı kallavidir ama belli etmemeleri gerekir; çünkü onların da yüzlerine bakan anneler ve annelerin de yüzlerine bakan masum çocuklar vardır. Topraktan kalkan yüz, gülümseyerek anneye bakar. Anne "sıkıntı yok" diye rahatlar, ne de olsa evin direği rahattır; gelir geçer bu da... Daha iyi zamanları olmuştur geçmişte ve daha iyiler de gelecekte saklıdır. Anne gülümser çocuklarına, onlar da rahatlar ve oyunlarına dönerler. Ana gerçeği yalnızca baba bilmektedir. Tüm gerçekliği örten toz katmanına rağmen gerçekler, bütün acımasızlıklarıyla ortada sere serpe duruyordur. Önce ufukta ara sıra belirip umut veren bulutlar tümüyle gider. Hayatı, ışığı ve aydınlığı beslemesi gereken güneş, bu sefer kan emen vampir gibi topraktaki ve mısırlardaki suyu son damlasına kadar emer. Önce toprak kurur üstten, kavrulur ve yarılır. Sonra da mısırların yaprakları sararır, kurur ve düşer. Çünkü ilk
Duygu ve Düşünce
Gazap ÜzümleriJohn Steinbeck · Sel Yayınları · 202045,7bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Dan Brown Aldatmacası
5/10
·536 syf.··
2021 71. kitabı
Atalarımızın dünya üzerinde bilinçli bir varlık olarak dolaşmaya başladığı günden beri insan-din ve bilim üçgeninde ilerleyen tarih serüveni hep bu üçgenin merkezinde yer alan çekişmelerden ve çatışmalardan kaynaklanan ilerlemeler ve gerilemelere ve onların tetiklediği olaylarla dolu. Bilinmeyene merakla başlayan ve metafizikle iç içe geçen, mantık aratmayan dine ilgi, gözle görünene dayanan, mantık çerçevesinden çıkamayan duygusuz ve katı bilim ve bu iki olgunun sürekli karşı karşıya gelmesiyle arada ezilen insanoğlu. İnsanlık tarihinden dinle bilimi ve onların birbirlerinden beslenen nefret—aşk ilişkilerini çıkarırsak geriye hiçbir şey kalmazdı dersek abartmış olmayız. Peki bu ikilinin çatışmalarından kaynaklanan olayların geçmişten alınıp yeni nesillere yani geleceğe aktarılması esnasındaki anlatım sürecinde anlatıcının (yazarın) görevi ve sorumlulukları tam olarak nedir? Öznellik ve sübjektiflik kavramlarının içi boşaltılmadan tarafsızlık ne kadar korunabilir? Bu sorunun cevabını günümüz popüler kültür ve edebiyatında çok önemli bir yeri olan son zamanların en sasyonel bir kaç kitabının yazarı Dan Brown üzerinden bulmaya çalışalım. Hemen hemen tüm okurlar gibi benim de "Da Vinci Şifresi" kitabı ile tanımaya başladığım ve arkasından diğer kitaplarını da okumaya çalıştığım Dan Brown, zeki bir yazar olarak insanoğlunun en büyük zaafı olan din ve bilim ikileminden en çok çeken nesil olan günümüz insanlığının zayıf noktasını bulduğunu düşünüyor olmalı ki hemen hemen tüm kitaplarında bu ikilinin tarihsel ilişkilerini, çatışmalarını bir şekilde günümüze ve güncel sorunlarına bağlayarak okuyucuyu kitaplarına bağlamaya çalışıyor ve hakkını da teslim etmek gerekir ki bunu da bugüne kadar da gayet iyi başardı. Ama bunu yaparken anlatıcı olarak okuyucuya verdiği sözlerin
Alıntı
BaşlangıçDan Brown · Altın Kitaplar · 201726,3bin okunma
Edebiyatta Irkçılık ve Masumiyet
2/10
·340 syf.··
2022 51. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 12 Aralık 2022 11:55
Merhabalar.. Çocukluğumdan beri dünya edebiyatındaki klasiklerle büyümüş biri olarak Türk edebiyatına karşı var olan önyargımı bu yıl kırmaya karar vererek Zülfü Livaneli ve Ayşe Kulin’le Türk edebiyatına başladım. Modern edebiyat okursam belki bir yerlerden bir şeyler yakalarım düşüncesiyle Serenad ve Sevdalinka okudum. Şimdi sevdalinka özelinde Türk edebiyatında eksik gördüğüm bazı şeyleri dile getirmeye çalışacağım. Umarım eleştirilerinizle destek olursunuz :) şimdiden teşekkürler.. Bosna savaşı her insan gibi benim de kalbimde hep inceden bir sızıya sebep oluşturan, insanlığın yüz karası dönemlerden biri. Avrupa’nın göbeğinde, dünyanın gözünü kapattığı, islam dünyasının hiçbir şey yapamadığı, Boşnakların yok olmanın neredeyse eşiğine geldiği bir 20. Yüzyıl vahşeti… nerdeyse 4 yıl süren Sarajevo kuşatması modern savaş tarihinin en uzun kuşatması. Şehri 3 yandan çepeçevre saran dağlarda kurulan insan sürek avı noktalarından Avrupa, Rusya ve Amerika’dan zenginlerin sniperlarla Boşnakları avladığı bir dönemi düşünün. Bebeklere bile toplu tecavüzün olduğu ve tecavüzün bir anlık zulüm nedeniyle değil de sistematik bir ırk bozma planıyla uygulandığı bir vahşet döneminden bahsediyoruz ki böyle bir kötülüğün kitabını yazmak çok da kolay olmamalı. Zaten değil de ve kitapta da çok belli oluyor. Neden mi? Çünkü yazarken kendi duygularınızı çok katarsanız yazar olmaktan çıkıp bir fanatiğe dönüşme ihtimaliniz çok yüksek ya da kuru anlatımla geçiştirip bir gazeteci konumuna düşebilirsiniz. Bu tip durumlarda yazar ne kadar ileri gitmeli, neler anlatmalı ya da kurban ve katil durumuna kimi ne kadar dahil etmeli? Bunu yaparken tarafsız davranabilir mi ya da karşı tarafı kötülemeyi ana amaç dışında tutabilir mi? Çok hassas dengelerin gözetlenmesi gereken bir konuda ağzına gelen
Edebiyat
SevdalinkaAyşe Kulin · Everest Yayınları · 202015,3bin okunma
İsa’ya Göre İncil
Puan vermedi·385 syf.··
Beğendi
·
2021 24. kitabı
Erken dönem Hristiyanlık ve Hz. İsa’nın hayatına fazlasıyla ilgili ve o dönem hakkında da az buçuk bilgisi olan biri olarak bu kitabı okuduğumda Saramago’nun neden ülkesini terketmek zorunda kaldığını açıkçası anlayamadım. Eğer bu kitabı şu anki Portekiz’de yazsa bu kadar sert eleştiri alır mıydı ondan da emin değilim.. Allah ve peygamber kavramının dokunulmaz olduğu eleştiri ve kötü yorumun kabul edilmediği islam kutsiyet anlayışı ile hristiyanlıktaki kutsiyet anlayışının çok farklı olması beni biraz bu kitap konusunda aldığı eleştiriler babında kararsız bırakıyor. Çünkü en basitinden söylemek gerekirse Dante’nin kilise tahakkümü altında ezilen ortaçağ Avrupa’sında yazdıklarının yanında Saramago’nun 20. yy Avrupa’sında yazdıkları solda sıfır kalır. Üstte yazdılarımı örneklemem gerekirse Hz. Muhammed’e küfretmenin direkt dinden çıkma (mürted) olarak kabul edildiği islam ile Hz İsa’yı daha insan mı tanrı mı konusunda bir yere oturtamamış hristiyanlık arasında kutsal kabul edileni koruma arasında büyük farklar var. Hz. Muhammed ve diğer bütün peygamberlerin günahsız ve kusursuz mükemmel insan olduğu islam ile Hz. Nuh’u sarhoş, Hz. Davud’u şarap içip lir çalan, Hz. İsa’ya çok da hoş olmayan yakıştırmalar yapan kilise hristiyanlığı çok farklı düşünüyor. Benim de eleştirileri gereksiz sert bulmamdaki temel sebep bu. Hristiyanlık zaten peygamberlik kavramından ve dolayısıyla da peygamberlerden kutsiyeti yok ettiği için dinle çok da alakadar olmayan, laik düşüncedeki Saramago’nun yazdıklarının benim gözümde kilise anlayışındaki ve anlatısındaki İsa’dan çok da farkı yok. Hatta bir müslüman olarak Saramago’nun yazdıklarını daha hafif bile kabul edebilirim. Evet bir müslüman olarak okuduklarınız sizi rahatsız edebilir hatta bir yakınımın deyişiyle "Tövbe çeke çeke" okuyacaksınız
Roman
İsa'ya Göre İncilJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınevi · 20183,139 okunma
Hayvan Çiftliği..
Puan vermedi·152 syf.··
Beğendi
·
2021 26. kitabı
İlkokul 3. sınıfta iken —sanırım o zamanlar 9 yaşımdan yeni gün alıyordum— asıl branşı matematik olan ama kadro yetersizliği sebebiyle sınıf öğretmeni yapılan öğretmenimiz bana Hayvan Çiftliği’ni okumam için ödev olarak verip, bir hafta süren var dedi. Ben de kendimi bildim bileli kitap okumayı sevdiğim için hemen o akşam okumaya başladım. Ama gerek olayın örgüsü gerek kitabın dili gerekse de hikayenin ağırlığı nedeniyle kitabı bir türlü anlayamadım. Kitabı bitirdim ama sırf bitirmek için bitirdim.. Ertesi hafta öğretmen — kendim de bir sınıf öğretmeni olarak böyle insanlar için bu sıfatı kullanırken utanıyorum ama kusura bakmayın— beni tahtaya çıkartıp kitabı anlatmamı istedi. Ben de gayet normal bir şekilde kitabı anlayamadığımı ve anlatamayacağımı söyledim. Daha lafımı tam bitirmeden kulağımın altına bir tokat yediğimi ve binbir türlü hakarete uğradığımı utanarak yazıyorum. Öğretmenimden dayak yememin verdiği utançla aileme hiçbir şey demedim. İyi bir kitap okuru olarak yıllarca okumak istememe rağmen çağrıştırdığı kötü anılar yüzünden bir türlü elimin almaya gitmediği bu kitabı en sonunda geçen sene alıp okudum. Size kitabın incelemesini yapmayacağım ama bu yaşadıklarım üzerinden bir öğretmen olarak öncelikle kendi ailemi sonra da o öğretmen olarak geçinen o MEB çalışanı ile ilgili bir kaç şey söylemek istiyorum. Nasıl bir öğretmen 3. sınıf çocuğuna böyle ağır bir politik kitap okutur? Benim aklıma sadece iki cevap geliyor; ya öğretmen kitabın ismine kanarak bunun bir çocuk kitabı olduğunu varsayarak hayvanların eğlenceli çiftlik hayatı ile ilgili olabileceğini düşünerek vermiş olabilir ya da okumuş olsa dahi kitabın çocuklara uygun olamayacağını kavrayamayacak kadar pedagojik formasyon açısından cahil olabilir. Kendimi avutmak için kendime verdiğim bu cevaplar
Edebiyat
Hayvan ÇiftliğiGeorge Orwell · Can Yayınları · 2024296,5bin okunma