— "Demin bir şey söyledin. Beni merakta bıraktın: "Hepsi birbirinin aynı!" diyordun. Niçin söyledin bunu? — "İnsanlar... Gülüm." — "İnsanlar mı birbirinin aynı?" — "Evet." — "Niçin bu sözü söyledin?" — "Çünkü... bak... Bu dünyada kimbilir kaç milyon adam, kaç milyon sevgilisine der ki: 'Ben senin için canımı veririm.' Kadın, zavallı kadınlar! buna inanırlar. Yalandır bu, yalan. Ben bu yalandan nefret ediyorum. Bu yalan olunca sevmek de yalandır. Ben istiyorum ki seven bir insan ölüme hazır olsun." — "Fakat bunu ne ile ispat eder, Selma? Kendini öldürerek mi?" Selma gözlerini sımsıkı yumdu ve açtı: — "Oh, hayır!" dedi. — "Peki, ne yapsın? Söyle bana: Ne yapsın?" — "Hazır olsun, kafî." — "Ya hazırsa? Fakat ya hazır olduğuna kadın inanmıyorsa?"
Alıntı
Çıraklık
Lisede kalıp aileme bağımlı olmaktansa arafa (ya da cehenneme) seve seve gittim. Ama yeni hayatımdan onlar da faydalandı. Onlara, her zaman yasal yollardan olmasa da yiyecek getirerek kurtuluş sağlıyordum. Kurtuluş dediğim şey de, bir somun beyaz ekmek, kuru bir sucuk ya da bir kavanoz reçelden başka bir şey değildi. Bütün umutlarımı aldığım büyükbabam da artık sona yaklaşmıştı, bundan sonra bana rehberlik edemeyecekti. Ondan öğrendiklerim doğrudan gündelik yaşamda değil, hayal gücümde işe yarıyordu. Bu yüzden birdenbire, yüzde yüz güvendiğim tek insan tarafından terk edildiğimi hissettim. Beni yapmaya gönüllü olmadığım şeyi yapmaya zorlamıştı. Sonunda kaçınılmaz olan gerçekleşti; lise beni saçma sapan bir duruma sürükledi ve öğrenim hayatımdaki mutsuzluğun suçlusu, bana sonuna kadar yalnız olmayı öğreten büyükbabam oldu. Hiç kimse yalnızlık ve soyutlanmayla yaşayamaz, bunların içinde mahvolur, toplum bunu ispat etmiştir. Mahvolmak istemiyorsam, benim için her şey anlamına gelen insandan da ayrılmak zorundaydım. Bu kırılmayı ansızın, sonuçlarını hiç düşünmeden, yapmak zorunda olduğumu bilerek gerçekleştirdim. Belki daha yıllarca okula gider, bu delilik ve saçmalıkla her gün uğraşmayı sürdürür, bitmek bilmeyen tepkilerimi yenilemeye devam ederdim; ama eninde sonunda o kırılmayı yaşamak zorunda kalırdım, belki o zaman bu kırılma, yalnız o uğursuz okulla ilgili değil, hayatımda geri kalan her şeyle ilgili olurdu. Zaten neredeyse tümden kaybolmuş bir varoluşun nihayet rafa kaldırılması anlamına gelecekti. Uzun yıllar boyu hayatım hep çekilmez olmuştu, ama o zamanlar durum, henüz kopuş için olgunlaşmamıştı.
Sayfa 30·Kitabı okuyor
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Susarak da Haklı Kalabilirsin
Bazen konuşmak pes etmek ya da kaybetmek değildir tam tersine bazı şeyleri söylemenin hiçbir şey değiştirmeyeceğini anlamaktır insan bir yerden sonra susması vazgeçmekten değil olgunluktandır. Hatırlayın bir zamanlar her şeyi açıklamak isterdik kendimizi anlatmak yanlış anlaşılmamak kalbimizin niyetini göstermek çünkü sanırdık ki doğrularımızı anlatırsak her şey yoluna girer ama hayat öğretiyor insana "her doğru her kulağı aynı şekilde gitmez" bazı insanlar duymak istemez bazı kalpler sen ne kadar anlatsan da anlamaz ve sen bunu fark ettiğinde susmayı seçersin artık ikna etmeye çalışmazsın kendini savunmaya haklı çıkmaya ispat etmeye uğraşmazsın çünkü bilirsin bazen sessizlik en güzel cevaptır susmak aslında kendini koruma biçimidir tepki vermek yerine nefes alırsın kırıldığın anda hemen konuşmak yerine önce içinde dinlenirsin. Sessizlik bastırmak değil kendi içinde dengeyi kurmayı seçmekte susmak geri çekilmek değildir susmak söylenmesi gerekeni artık kendi içinde bilmek demektir Bir şeyi içinden çözmeyi öğrendiğinde dışarıda tartışmanın anlamı kalmaz zamanla fark edersin ki her kavgadan Galip çıkmak gerekmez bazı savaşlar kazanarak değil hiç girmeyerek huzur verir.
Sayfa 68·Kitabı okudu
Duygu ve Düşünce
"Şarlatanlık Sanatı"
Az bilmek ve bildiğini insanın bilgide erişeceği amaç, dolayısıyla kendini de her şeyin alimi zannetmek, bu tür öğrencileri hakikatten ziyade hayale, ciddiyetten ziyade yüksekten atmaya sürükler. Şarlatanlık bu gibi eksik bilgilerden çıkar, şarlatanlar işte böyle yetişir ... "Şarlatanlık" da bir çeşit sanattır. Bu sanat öğrenimden çok yetenekle genişler, bu mesleğin az çok bazı sanat dallarına bağlı olanlarla kızıl cahil bulunanlara kadar dereceleri vardır. Evet, şarlatanın da iyisi, adisi olur. Şarlatanın en açık belirtisi hiçbir hakikate karşı susturulmuş kalmak istemeyerek seksen dereden su getirmeye uğraşmak; sözle, yazıyla her konuya atılmak, bilmediği şeylerden bilir gibi bahsetmek, cahilliğini gizlemede büyük başarı göstermek, araştırılan, incelenen, bazı konularını ömründe bir defa okuduğu, hafazanallah ya da hiç okumadığı bilimler de, sanatlarda, uzmanlık iddia etmek, iki kere iki dört eder kesinliğiyle iddialarının temelsiz olduğu ispat edildiği halde asla inanmayarak "Karşı tarafa meseleyi anlatamadım ki" sözünden ayrılmamak, hasılı Nuh deyip de durmak, kaleminden çıkan boş şeylerin sadece gerçekler olduğuna herkesi inandırmak konusunda sıkılmayı bertaraf edip her türlü ikna yolunu mubah görmek; tartıştığı kişilerin söyledikleri ne kadar açık, düzgün, sağlam hakikatlerden olsa yine anlamaz görünerek meseleyi safsatalara, anlaşılmaz laflara boğmak, nihayet hasmını usandırarak, nefret ettirerek, iğrendirerek tartışma meydanından püskürtmek. .
Sayfa 49 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Nevm nasıl ki bir rahat bir rahmet bir istirahattir; hususan musibetzedeler, yaralılar, hastalar için… Öyle de nevmin büyük kardeşi olan mevt dahi musibetzedelere ve intihara sevk eden belalarla müptela olanlar için ayn-ı nimet ve rahmettir. Amma ehl-i dalalet için müteaddid Sözlerde kat'î ispat edildiği gibi; mevt dahi hayat gibi nıkmet içinde nıkmet, azap içinde azaptır. O, bahisten hariçtir.
Sayfa 8 - Sözler·Kitabı okuyor
"Allah'ın varlığını bilimle ispat ettikleri gün, ben imanımı kaybederim çünkü imandan inanca düşmüş olurum. İnanç, imana giden yollardan biridir belki ama iman bu meselenin zirvesidir."
Din