• 416 syf.
    ·9 günde·Beğendi·10/10
    De ki: “SİZ ALLAH’A DİNİNİZİ Mİ ÖĞRETİYORSUNUZ? OYSA Kİ ALLAH, GÖKTE NE VAR, YER DE NE VAR HEPSİNİ BİLİR. ALLAH HER ŞEYİ ÇOK İYİ BİLMEKTEDİR.”

    Kitabı elimde gören çoğu kişi bu nasıl kitap, ne biçim kitap ismi dediler, toplu taşımada da okurken birkaç kere sorgulayıcı bakışlara maruz kaldım. Kitap, ismini gördüğünüz üzere Hucurat Suresi 16. ayetten alıyor ve Allah’ın esasen bu ayeti hem o zaman hem de günümüz zamanında kimler için söylediğini anlatıyor. Yani indirilen, vahyedilen din ile uydurulan dini kıyaslıyor. Mesela tasavvufun İslam’la alakası yok denilince alacağımız iki tür cevap vardır. Biri şüphesiz “sen kimsin de Mevlânâ’ya (bir insana Mevlânâ demek ayrı bir hezeyan zaten) laf edersin” diğeri de “bu bir gelenek” cevabı olur. İlk soruya verilmesi gereken cevap herkesin bir aklı ve düşüncesi olduğu için, dini konularda da elimizde Kur’an gibi kaynak olmasından ötürü rahatlıkla eleştirebilme hakkına sahip olabilmemizdir. İkinci söze cevap olarak da zaten kendisini “gelenek” kelimesinden belli etmektedir. Gelenek kelimesini ikiye ayırır isek gelen-ek olur, yani bir şeye sonradan gelen ektir. Dine sonradan bir şey eklemek haşa Allah eksik indirdi de bizler de tamamladık demekten başka bir şey de değildir.

    Kitap içinde ne tasavvufa ne de Celâleddîn-i Rûmî’ye en ufak bir söz yoktur, verdiğim örnek sadece benim örneğimdir. Kitap ana konu olarak 3 bölümden oluşuyor, ilk bölümde Kur’an’ın hayatımızdaki yerini, ne derece okuduğumuzu ve anladığımızı anlatıyor, ikinci bölüm ise hadis kitaplarının hem Kur’an ile çelişmesi, hem kendi içlerinde çelişmesi, hem diğer hadis kitapları ile çelişmesi hem de akıl ve mantık ile beraber insanın doğası ile çelişmesi örneklerini verip hadis kitaplarının neden dinin kaynağı olamayacağını belirtiyor, üçüncü bölümde de Kur’an’daki Hz. Muhammed ile siyerdeki, hadislerdeki ve rivayetlerdeki Hz. Muhammed’i kıyaslıyor. Yani Allah bize Kur’an’da defalarca insan peygamber, beşer peygamber olduğunu belirtirken, Kur’an harici herhangi bir mucize verilmediğini söylerken, görevinin sadece elçi olduğunu bildirirken, Kur’an dışı hiçbir söz söylemeyeceği söylenirken hatta söylerse eğer Hakka Suresi 44 – 47 ve İsra Suresi 73 – 75 ayetler arası neler olacağını bildirirken aksine rivayetlerde her türlü mucizeyi gerçekleştiren (çünkü peygamber yarıştırmak lazım), ayı yaran, daha bebekken top gibi ayı parmağının ucuyla oynatan, bir tabak yemeği, bir damla suyu 1000 kişiye yetiren ama aynı zamanda da açlık da çeken, Kur’an’da olmayan şeyleri haram eden, kendine göre yasalar koyan (dini konularda), haşa Allah’ın habibim dediği, ben aşığım sen de bana maşuksun dediği uydurma peygamberi kıyaslıyor. Onun için bölüm bölüm kitap hakkında incelememi belirteceğim.

    1. BÖLÜM: KUR’AN HAYATIMIZIN NERESİNDE

    Dünya üzerinde tartışmasız en çok okunan kitap ama en az anlaşılan hatta anlaşılmamak istenen kitap da Kur’an’dır. Düşünsenize insan her bir zaman bir şey öğrenmek için okurken ama Kur’an’ı sadece okumayı öğrenmek için okuyor #11731408 . Yani Allah, biz Ademoğluna mesaj göndermiş ama biz o mesajı ne yapıyoruz, okuyup anlamak yerine, üzerinde düşünmek yerine boğazımızdan, gırtlağımızdan farklı farklı sesler çıkararak okunması gereken bir kitap haline getirmişiz. Düşünün bir kere sevgiliniz, eşiniz, anneniz, babanız veya kardeşiniz size Whatsapp üzerinden bir mesaj gönderse hemen hiç bekletmeden o mesajı okumak istersiniz, peki o mesajı hiç seslendirerek kıraat getirerek ya da melodileştirerek okumayı denediniz mi? Bence hayır. Peki bu kimseler size bilmediğiniz bir dilde mesaj gönderse ne hissedersiniz, hemen mesajda ne demek istediğini öğrenmek ve anlamak istersiniz tabii ki. Peki bizleri yaratan Allah’ın mesajını neden anlamak istemiyorsunuz, neden biz insanoğluna ne dediğini merak etmiyoruz? Cennet ve cehennem için hesaba çekileceğimize inanıyoruz ama o zaman neden cennete giriş, cehennemden kurtuluş kitabımızı, yol gösterici kitabımızı merak edip okumuyoruz? Tabir-i caizse sorular da cevaplar da bize aslında önceden verildiğinin neden tam olarak farkında değiliz? Şu an yaşadığımız dinin Kur’an’a ne derece uyduğunu ne kadar biliyoruz? Bu tarz düşüncelerimizi çevremizdeki insanlara açıp düşüncelerimizi söylesek eminim ki alacağımız ilk cevap Kur’an anlaşılmaz diyecekleridir. “Biz, ayetleri işte bu şekilde ayrıntılı kılıyoruz ki, hakka dönebilsinler.” A’raf Suresi 174. Ayet ve benzeri olan onlarca ayete rağmen mi anlaşılmaz diyoruz? Allah kendisine, din gününde sen bize bizim anlayamayacağımız bir kitap gönderdin diyebilme hakkını biz insanlara verebilir mi? Herkes her konuda kendini açıklamak isterken Allah kendini vahyinde açıklayamamış ya da açıklamak istememiş ki insanları ikilemde bırakmak istemiş diyebilir miyiz? Diyemeyiz ama şu an diyorsunuz ve diyorlar. Kur’an ölünün arkasından sadece Yasin Suresi’nin okunması gereken bir kitap değildir, hatta ölünün arkasından okuruz ama okuduğumuz surenin 70. Ayetinde bu kitabın diriyi uyarmak için gönderildiğini belirttiğini de bilmeden okuruz. Kur’an duvarda dantelden bir kılıfın içinde, bir sayfası duvarda çerçevede saklanacak ve sadece başımız sıkıştığı anda Arapça anlamadan okunulması gereken bir kitap değildir. Kur’an’a bu kadar yakın olup bu kadar uzak olmamamız gerekmektedir. İşte Emre Dorman’ın 1. Bölümde genel olarak bu tarzdaki düşüncelerini okuyoruz.

    2.BÖLÜM: HADİSLERİN KENDİ İÇİNDEKİ ÇELİŞKİLERİ

    Emre Dorman bu bölümde hadislerin her türde ve her yerde tutarsızlıklarını ve çelişkilerini gösterip bizlere hadislerin dinin kaynağı olamayacağını haklı olarak belirtiyor. Dorman hadislerde kaynak olarak gayet adil davranıp Kütüb-i Tis’a’yı (9 Kitap) değil Kütüb-i Sitte’yi (6 Kitap) baz almakta ve bu kitaplardan kaynakları ile beraber sunmakta. Bu 6 kitabın içinde de bildiğimiz üzere en sahih olarak görülenler Buhari ve Tirmizi’dir. İşte bu kitapların ve tabii ki de diğer 4 kitabın hem kendi içindeki çelişkileri hem birbiri içindeki çelişkilerini Emre Dorman bizlere kaynakları ile göstermektedir, peki nedir bu çelişkiler, nedir bu hem Kur’an’a uymayan hem de akla mantığa uymayanlar? Hz. Muhammed mesele Buhari’deki rivayetlere göre bir sayfada “bu böyle yapmayın günahtır” derken diğer bir sayfada da “bunu kesinlikle böyle yapın çok sevaptır ve cennetiniz garantidir” dediği rivayet edilmekte ve aslında da Hz. Muhammed itibarsızlaştırılmaktadır. Buhari’de sahih kabul edilen bir hadis rivayeti Tirmizi’de ise uydurma geçmektedir ve bununla beraber dinin kaynağının olamayacağı açıkça belli olmaktadır ve bu çelişkinin bir de 6 kitap içinde olan halini düşününce uydurma dinin aslında ne kadar yaygın olduğunu fark edebilmek çok da zor olmasa gerek. Hem zaten dinin kaynağı şüphesiz Allah’tır ve O’nun kelamıdır.

    Uydurma hadise bir örnek: #10650386


    3. BÖLÜM: KUR’AN’DAKİ PEYGAMBER İLE RİVAYETLERDEKİ PEYGAMBER

    “Senden önce hiçbir insana ölümsüzlüğü vermedik; şimdi sen ölürsen onlar ölümsüz mü kalacaklar? Her nefis ölümü tadacaktır. Biz sizi, şerle de, hayırla da deneyerek imtihan ediyoruz ve siz bize döndürüleceksiniz. (Enbiya Suresi 34-35)

    “Hiç kuşkusuz sen de öleceksin, onlar da ölecekler. Sonra siz, kıyamet günü Rabbinizin huzurunda davalaşacaksınız. (Zümer Suresi 30-31)

    Örnek verdiğim iki ayet üzerinde düşünüp, akıl kullanmayanlar Peygamberimiz’i ölümsüz ilan etmişler, kabrinde namaz kıldığını, “Şefaat Ya Resulallah” şirk sözüne cevap verdiğini, haşa kabrinde eşi ile birliktelik yaşadığını uydurmaktadırlar ve maalesef sorgulamayı günah bilen vatandaşlarımız da bunlara inanmaktadır. İşte tam da bu ve benzeri kısımlarda Emre Dorman Kur’an’ın anlattığı, insan olan, beşer olan, hata ve günah işleyen, biz insanlar için en güzel ve tek olması gereken örnek insanı, Hz. Muhammed’i anlatırken, Kur’an’ın aksine rivayetlerle, hurafelerle abartılan peygamberi Kur’an ayetleri ile kıyaslayıp bizlere sunuyor ve kararı bizlere bırakıyor.

    Aklını kullanan ve kullanmak isteyen her Müslümanın okumasını tavsiye ettiğim, İslam’ın nakil değil akıl dini olduğunun farkında olanların zaten okuyacağını da düşündüğüm bir kitap.
  • "Verdiğiniz sözü yerine getirin; çünkü verilen söz sorumluluğu gerektirir."
    (İsra Suresi 34. Ayet)
  • Ahde vefa gösterin. Çünkü ahid bir sorumluluktur.
    İsra süresi / 34. Ayet
  • "Verdiğiniz her sözü yerine getirin; çünkü verdiğiniz her sözden, kıyamet gününde mutlaka sorguya çekileceksiniz."

    (İsra Suresi 34. Ayet)
  • [MESCİDİ HARAM Kabe mi ? ] yada [ Miraç var mı ? ]
    5 Mayıs 2010, 18:29
    Değerli dostlar,
    Aynı başlık altında birbirinden bağımsız gibi görünen iki ayrı konuyu tek başlık altında açmam size garip gelebilir.Ayrıca her iki konuda bizlere anlatılan ve uygulanan şekli ile genelde itiraza hiç açık olmayan konular olmasına rağmen,cesaret edip açmaya karar verdim.Sizlerden Ricam dikkatle okumanız ve eğer bir hatam var ise,güzellikle uyarmanızdır.Yok eğer anlattığımda bir hata görmemişseniz o halde bunun arkasını iyice düşünmenizdir.

    Sabırla ve düşünerek okumanız dileğiyle...


    Mescidi Haram ve Miraç konusunu aynı konu altında işlememin nedeni,ikisininde ortak bir ayete dayanması ve bu ortak ayetin bana göre yanlış anlaşılmasından kaynaklanan iki ayrı kavramı doğurması nedeniyledir.

    Klasik anlayış, bu ayet ile Peygamberimizin Mescidi Haram'dan , Mescidi Aksaya yaptığı MİRAÇ olayını anlamakta ve bu sebeplede ayetin öznesi için parantez içinde Peygamberimizin adını kullanılmaktadır.

    Söz konusu ayet; İSRA SURESİ 1.AYETTİR.
    Bu ayet ile Kuran içinde iyice dolaşarak, Namazın kıblesi olan Mescidi Haramı ararken,vardığımız sonuç ile aynı zamanda Miraç konusunuda cevaplamış oluruz.

    Mescidi Haram ; ne demektir ?
    Öncelikle bunu bir açalım.Bildiğiniz gibi ''Mescid'' secde edilen yer demektir.Kelimenin açılımı yada dizilimi zaten başka bir anlama gelmemektedir.

    Me : Mekan anlamı katan ek
    Scid : Secde

    Haram kelimesini ise,günlük konuşmamızda kullandığımız bir kelime ile çözümlemeye çalışalım.
    ''Mahrum'' kelimesi sanırım hepinize çağrışım yapacaktır.İşte bu kelime doğrudan ''Haram'' kelimesinden türetilmiştir ve anlamı ''kısıtlanmış'' demektir.Bu açılımla Haram kelimesi ''Kısıtlı-kısıtlamak-kısıt
    lanmak'' gibi anlamlara gelir.Sonuç olarak ''Mescidi Haram'' ifadesi; SECDENİN KISITLANDIĞI YER demektir.


    Şimdi artık Kur'ân içinde Mescidi Haram'ın neresi yada ne olduğunu anlamak için bir gezintiye çıkabiliriz.


    --------------------------------------------------------------------------------
    İsrâ 1 Bir gece, kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye (Muhammed) kulunu Mescid-i Haram'dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa'ya götüren Allah noksan sıfatlardan münezzehtir; O, gerçekten işitendir, görendir.

    İsrâ 2 Biz, Musa'ya Kitab'ı verdik ve İsrailoğullarına: "Benden başkasını dayanılıp güvenilen bir rab edinmeyin" diyerek bu Kitab'ı bir hidayet rehberi kıldık.

    İsrâ 3 (Ey) Nuh ile birlikte (gemide) taşıdığımız kimselerin nesli! Şunu bilin ki Nuh, çok şükreden bir kul idi.

    İsrâ 4 Biz, Kitap'ta İsrailoğullarına: Sizler, yeryüzünde iki defa fesat çıkaracaksınız ve azgınlık derecesinde bir kibre kapılacaksınız, diye bildirdik.

    İsrâ 5 Bunlardan ilkinin zamanı gelince, üzerinize güçlü kuvvetli kullarımızı gönderdik. Bunlar, evlerin arasında dolaşarak (sizi) aradılar. Bu, yerine getirilmiş bir vaad idi. *

    İsrâ 6 Sonra onlara karşı size tekrar (galibiyet ve zafer) verdik; servet ve oğullarla gücünüzü arttırdık; sayınızı daha da çoğalttık.

    İsrâ 7 Eğer iyilik ederseniz kendinize etmiş, kötülük ederseniz yine kendinize etmiş olursunuz. Artık diğer cezalandırma zamanı gelince, yüzünüzü kara etsinler, daha önce girdikleri gibi yine Mescid'e (Süleyman Mabedi'ne) girsinler ve ellerine geçirdikleri her şeyi büsbütün tahrip etsinler (diye, başınıza yine düşmanlarınızı musallat kıldık). *

    İsrâ 8 Belki Rabbiniz size merhamet eder; fakat siz eğer yine (fesatçılığa) dönerseniz, biz de sizi yine cezalandırırız. Biz cehennemi kafirler için bir hapishane yaptık.

    İsrâ 9 Şüphesiz ki bu Kur'an en doğru yola iletir; iyi davranışlarda bulunan müminlere, kendileri için büyük bir mükafat olduğunu müjdeler.
    --------------------------------------------------------------------------------

    İsra suresinin ilk ayetlerine baktığımızda,biraz dikkat edersek ayetlerin Musa Peygamberi anlatmaya daha yakın olduğunu görebiliriz.Fakat 2.ayetten başlayan Musa Peygamber ve kavminin hikayesi her nedense ilk ayette devamından bağımsız olarak düşünülmüş ve öznesi olarak parantez içinde Peygamber efendimizin adı ile anılmıştır.Ancak ayetin orjinalinde Peygamberimizin adı yoktur.Peki acaba ilk ayet için öznenin Peygamber efendimizin düşünülmesi Kur'ân'a ne derece uygundur.Ayetin bağlantılarını bularak devam edelim.Ve ayeti orjinalinde olduğu gibi parantezi kaldırarak inceleyelim.

    --------------------------------------------------------------------------------
    İsrâ 1 Bir gece, kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu Mescid-i Haram'dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa'ya götüren Allah noksan sıfatlardan münezzehtir; O, gerçekten işitendir, görendir.
    --------------------------------------------------------------------------------

    Ayette bu yolculuğu yapan kul bilmiyormuş gibi düşünüp,Kuran içinden en doğru özneyi bulmak için uğraşalım.

    1- Bir gece, kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye
    2- kulunu Mescid-i Haram'dan,
    3- çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa'ya götüren Allah noksan sıfatlardan münezzehtir; O, gerçekten işitendir, görendir.

    Ayeti üç parçaya bölüp,öznenin neler yaptığına bakarsak eğer,yukarıdaki şekilde sınıflayabiliriz.

    Öznesi belli olmayan bu kul, Bir gece ayetlerin bir kısmını görmek için, mescidi haram olarak anılan bir yerden,çevresi mübarek kılınan bir yere gidiyor.Şimdi Kur'ân içinde bu süreci kim yaşamış olabilir bir bakalım.

    --------------------------------------------------------------------------------
    Tâ-Hâ 9 (Resulüm!) Musa (olayının) haberi sana ulaştı mı?

    Tâ-Hâ 10 Hani o, bir ateş görmüş ve ailesine: Bekleyin! Eminim ki bir ateş gördüm. Belki ondan size bir meş'ale getiririm veya ateşin yanında bir rehber bulurum, demişti. *

    Tâ-Hâ 11 Oraya vardığında kendisine (tarafımızdan): Ey Musa! diye seslenildi:

    Tâ-Hâ 12 Muhakkak ki ben, evet ben senin Rabbinim! Hemen pabuçlarını çıkar! Çünkü sen kutsal vadi Tuva'dasın!

    Tâ-Hâ 13 Ben seni seçtim. Şimdi vahyedilene kulak ver.

    Tâ-Hâ 14 Muhakkak ki ben, yalnızca ben Allah'ım. Benden başka ilah yoktur. Bana kulluk et; beni anmak için namaz kıl.

    Tâ-Hâ 15 Kıyamet günü mutlaka gelecektir. Herkes peşine koştuğu şeyin karşılığını bulsun diye neredeyse onu (kendimden) gizleyeceğim.

    Tâ-Hâ 16 Ona inanmayan ve nefsinin arzularına uyan kimseler sakın seni ondan (kıyamete inanmaktan) alıkoymasın; sonra mahvolursun!

    Tâ-Hâ 17 Şu sağ elindeki nedir, ey Musa?

    Tâ-Hâ 18 O, benim asamdır, dedi, ona dayanırım, onunla davarlarıma yaprak silkelerim; benim ona başkaca ihtiyaçlarım da vardır.

    Tâ-Hâ 19 Allah: Yere at onu, ey Musa! dedi.

    Tâ-Hâ 20 Onu hemen yere attı. Bir de ne görsün, hızla sürünen bir yılan değil mi!

    Tâ-Hâ 21 Allah buyurdu: Al onu! Korkma! Biz onu şimdi ilk haline sokacağız.

    Tâ-Hâ 22 Bir de elini koltuğunun altına sok ki, bir başka mucize olmak üzere o, kusursuz ve lekesiz beyazlıkta çıksın.

    Tâ-Hâ 23 Ta ki, sana, büyük ayetlerimizden bazılarını gösterelim.

    Tâ-Hâ 24 Firavun'a git. Çünkü o iyice azdı.
    --------------------------------------------------------------------------------

    Bu grup ayetler içinde,aradığımız kelimelere dair yalnızca 1.maddedeki kısma dair bişey bulabildik.

    (1- Bir gece, kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye)
    (Tâ-Hâ 23 Ta ki, sana, büyük ayetlerimizden bazılarını gösterelim)

    Ancak bu birçok Peygamber için anılması olası bir ayet.Yani buraya kadar bir kanıt elde edebilmiş değiliz.
    Ancak şu ayeti lütfen iyice aklınızda tutunuz.Çünkü yazının sonlarına doğru bu ayete vurgu yapacağız
    (Tâ-Hâ 24 Firavun'a git. Çünkü o iyice azdı.)


    DEVAM EDELİM...
    --------------------------------------------------------------------------------
    Nâzi’ât 15 Sana Musa'nın haberi geldi mi?

    Nâzi’ât 16 Kutsal vadi Tuva'da Rabbi ona şöyle seslenmişti:

    Nâzi’ât 17 Firavun'a git! Çünkü o çok azdı.
    --------------------------------------------------------------------------------

    Yine elimizde sağlam bir kanıt yok.Ama az önceki grup ayetlerde Musa Peygamberin vardığı yer bu grup ayetlerde ''Kutsal vadi Tuva'' şeklinde isimlendirilmiş.Ama hala iddaamıza dair bir kanıtımız yok.Fakat hatırlamanızı istediğim ayet yinelenmiş. (Nâzi’ât 17 Firavun'a git! Çünkü o çok azdı)


    DEVAM EDELİM...
    --------------------------------------------------------------------------------
    Neml 7 Hani Musa, ailesine şöyle demişti: Gerçekten ben bir ateş gördüm. (Gidip) size oradan bir haber getireceğim, yahut bir ateş parçası getireceğim, umarım ki ısınırsınız!

    Neml 8 Oraya geldiğinde şöyle seslenildi: Ateşin bulunduğu yerdeki ve çevresindekiler mübarek kılınmıştır! Âlemlerin Rabbi olan Allah, eksikliklerden münezzehtir!

    Neml 9 Ey Musa! İyi bil ki, ben, mutlak galip ve hikmet sahibi olan Allah'ım!
    --------------------------------------------------------------------------------
    Bakın yine aynı olay değişik bir sahneden yineleniyor.Ancak bu yinelenmenin içinde biz çok ama çok önemli bir ipucu daha buluyoruz.Bundan önce Musa Peygamber ile ilgili verdiğim grup ayetlerin hep aynı olayı,değişik sahnelerden anlatan bir bütünü oluşturduğuna dikkat edin.Yine aynı olay ama bazı kelimeler,bazı isimler değişik grup ayetlerde ekleniyor anlatıma.

    Bu ayette aramış olduğumuz 2.parçayıda bulmuş olduk.Ayette tırnak içine aldığım yere dikkat edin.
    Neml 8 Oraya geldiğinde şöyle seslenildi: ''Ateşin bulunduğu yerdeki ve çevresindekiler mübarek kılınmıştır!'' Âlemlerin Rabbi olan Allah, eksikliklerden münezzehtir!

    İsra 1.ayette söz konusu yolculuğu yapan kişi nereye gitmişti ? Hatırlayalım.
    (3- çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa'ya götüren Allah noksan sıfatlardan münezzehtir; O, gerçekten işitendir, görendir.)

    ÇEVRESİ MÜBAREK KILINAN YER !
    İşte çok önemli bir nokta ! Eğer Kur'ân içinde sizlerde ararsanız,Musa Peygamberden başka ismen hiçbir Peygamberin yada hiçbir kişinin ÇEVRESİ MÜBAREK KILINAN YERE gittiğinden bahsetmez.Kuran içinde ismen geçen bu yere,tek giden Musa Peygamberdir.Aksini Kur'ân içinde ismen bulmanız kesinlikle söz konusu değildir.

    Bu durumda,İsra 1.ayette Mescidi Haramdan çıkan Kul kimdir ? Söz konusu ayetin içindeki anlatımı Kur'ân içinde Musa Peygamberden başkası için teyit etmek , Kur'ân dahilinde mümkün değildir.Üstelik,bu olayın öncesinin bağlantısınıda Musa Peygamberden başkası için kurmak mümkün değildir.

    --------------------------------------------------------------------------------
    KASAS suresi 15 ila 20. ayetler.

    Musâ, halkının haberi olmadığı bir sırada şehre girdi; iki adamı kavga eder buldu. Biri kendi tarafdarlarından, diğeri de düşmanı tarafından idi. Kendi tarafdarlarından olan adam, düşmana karşı Musa'dan yardım diledi. Musâ da ona bir yumruk vurdu, derken adam öldü. Musâ, bu (olsa olsa) şeytanın işindendir. Şüphesiz ki o apaçık saptırıcı bir düşmandır, dedi.

    Ey Rabbim, doğrusu ben kendime yazık ettim, artık bağışlamanla benim suçumu ört! dedi. O da onu bağışladı. Gerçekten O, çok bağışlayan, çok merhamet edendir.

    Musa, «Rabbim! Bana lutfettiğin nimetlere andolsun ki, artık suçlulara asla arka olmayacağım» dedi.

    Derken şehirde korku içinde sabahı etti gözetiyordu, baktı ki dün kendisinden yardım istiyen ona yine feryad ediyor, Musâ ona besbelli sen yaramazsın dedi

    Mûsa, ikisinin de düşmanı olan adamı yakalamak isteyince o şöyle dedi: "Dün bir adamı öldürdüğün gibi, bugün de beni mi öldürmek istiyorsun? Sen yeryüzünde zorba olmaktan başka bir şey istemiyorsun. Barışseverlerden olmak gibi bir niyetin yok."

    Şehrin öbür ucundan bir adam koşarak geldi. "Ey Mûsâ, dedi, ileri gelenler seni öldürmek için aralarında konuşuyorlar. Sen çık (git), ben sana öğüt verenlerdenim."
    --------------------------------------------------------------------------------

    Gördüğünüz gibi,olayın öncesinde Musa Peygamber bu olayı yaşamış ve kendisine öğüt veren biri orayı terk etmesini istemiştir.Ve işte bunun üzerine Musa Peygamber orayı terk etmiştir.Zira İSRA kelimesinin anlamını düşünürseniz, GECE YÜRÜYÜŞÜ demektir.Yani Musa Peygamber bu olayın ardından,yaşadığı mekandan İSRA etmiş ve ÇEVRESİ MÜBAREK KILINAN YER'e bu isra olayından sonra ulaşmıştır.


    Şimdi soru şu;
    Olayın öncesi,sonrası,İsra suresinin ilk ayetleri hep Musa Peygamberi anlatırken,İsra 1.ayetin içindeki tüm olayları Musa Peygamber yaşamışken,sizce neden Parantez içinde Peygamberimizin ismini yazıyorlar ?

    ÇÜNKÜ MESCİDİ HARAM konusunu yanlış anlıyorlar.Mescidi Haram'ı Mekke'deki Kabe olarak algılıyorlar.
    Yani klasik namazın kıblesi olan yer ! Eğer bu ayette Parantez içine Hz.Muhammed ismini koymazsalar,o zaman namazın kıblesi olan MESCİDİ HARAM malesef,onlara göre kıble olmaktan çıkacaktır.Çünkü bu durumda KUR'ÂN İÇİNDE 2 AYRI PEYGAMBER İÇİN 2 AYRI MESCİDİ HARAM OLDUĞU ORTAYA ÇIKACAKTIR. O halde namazın kıblesi nasıl belirlenecektir ?

    Musa Peygamberin yaşadığı Mısır bölgesine dönerek mi kılınacak namaz ?
    Yoksa Peygamberimizin yaşadığı Mekke bölgesine dönerek mi ?

    Kuranda bir çelişki mi var ? Yoksa YANLIŞ ANLAŞILAN BİŞEYLER Mİ VAR ?

    Cevap: Hayır Kur'ân'da çelişki olması mümkün değil ve evet YANLIŞ ANLAŞIAN BİŞEYLER VAR.DAHA DOĞRUSU YANLIŞ ANLAŞILAN ÇOK ŞEY VAR.

    Şimdi,İsra 1.ayet Musa Peygamberi anlattığına göre.Ve bu ayette Mescidi Haram'dan çıkan kişi Musa Peygamber olduğuna göre,Kur'ân içinde 2 adet mescidi haramla karşı karşıyayız demektir ve bu durum,düşünülecek çok şeye gebedir.Biz düşünülecekleri erteleyelim ve MESCİDİ HARAM İLE ANLATILAN ŞEYİN NE OLDUĞUNU ANLAMAYA ÇALIŞALIM.

    MESCİDİ HARAM NERESİ,YADA NEDİR ?

    Anlam olarak yazının başında Mescidi Haram'ın SECDENİN KISITLANDIĞI YER olduğunu söylemiştik. Aslına bakarsanız sadece anlamına bakarak bile her şeyi çok net anlayabiliriz.SECDENİN KISITLANDIĞI YER neresi olabilir sizce ? Çok basit değil mi ? SECDENİN KISITLANDIĞI HER YER OLABİLİR ! Evet yanlış duymadınız.Nerede secde kısıtlanmış yada kısıtlı ise ora mantıken SECDENİNİN KISITLANDIĞI YER olmaktadır.

    Peki,bu klasik İslam anlatısına uyar mı ? Aslına bakarsanız doğru soru aslında şöyle olmalı , bunca ayet örneğinden sonra acaba, KLASİK İSLAM ANLATISI OLAN ‘’MESCİDİ HARAM ALGISI’’ KURAN'A GÖRE DOĞRU MU ? Bu soruyu sormanın artık zamanı geldi.

    Şimdi Mescidi Haram'ı Kuran içinden nasıl anlamamız gerektiğini anlamaya çalışalım.
    --------------------------------------------------------------------------------
    Bakara 150
    (Medenî 87) (Evet Resulüm ! ) Nereden yola çıkarsan çık (namazda) yüzünü Mescid-i Haram'a doğru çevir. Nerede olursanız olunuz, yüzünüzü o yana çevirin ki, aralarından haksızlık edenler (kuru inatçılar) müstesna, insanların aleyhinizde (kullanabilecekleri) bir delili bulunmasın. Sakın onlardan korkmayın! Yalnız benden korkun. Böylece size olan nimetimi tamamlayayım da doğru yolu bulasınız.
    --------------------------------------------------------------------------------

    farkındaysanız namaz ifadesi parantez içindedir.Tıpkı isra suresi 1.ayetteki Peygamberimiz Hz.Muhammed'in isminin parantez içinde olması gibi.peki ayeti iyice okuyalım ve mantıken düşünelim.

    Konuya ayetler ile bakmadan önce,akıl ile bakmanızı rica ediyorum.
    Öncelikle eğer ki Kur’ân bu dinin kitabı ise,o halde Kur’ân’ın anlattığı namaz motifinin bildiğimiz ve bildiğimiz halinden hiç şüphe etmediğimiz namaz motifinin üzerine tam olarak oturması gerekmektedir.O halde ayeti düşünelim. Gördüğünüz gibi ayetin içinde aslında Namaz kelimesi hiç geçmemektedir.Ancak bu demek değildir ki,namaz kelimesi geçmiyor diye namazdan bahsedilemez ! Elbette bahsedebilir. Ama bu ayette bahsediliyor mu ?
    Biz işin orasını kurcalamadan, farz edelim ki bu ayet namaz ile ilgili. O halde motifin bildiğimiz namaz motifine uyması şart. Bakın ayette yola çıkmaktan bahsediyor ! Yani namaz galiba hareket halinde kılınıyor. Ama bunlara da takılmayalım.Klasik bildiğimiz namazı kıldığımızı düşünelim.Hatta Peygamber zamanında bu işi yaptığımızı düşünelim. Siz Mescidi Haram’a uzak bir konumdasınız,ona doğru yöneliyorsunuz,yüzünüzü ona doğru çeviriyorsunuz. Ama bir korku var içinizde ? Hayrola neyin korkusu oluyor ki bu ? Allah korkusu değil ! Çünkü ayet ONLARDAN KORKMA diyor.Hatta onlardan korkmayın benden korkun diyor.
    Peki basit bir namaz içinde bunca kıyamet neden kopuyor ? Düşünün kü medinedesiniz,namaz kılacaksınız ve yüzünüzü mekke’deki Kabeye döneceksiniz.Ama Allah uyaracak.KORKMAYIN ! Neden korkalım ki ? Sorun kendinize,Türkiyede evinizde namaz kılıyor ve yüzünüzü Mekke istikametine dönüyorsunuz ve Allahtan doğrudan size bu vahiy geliyor.ONLARDAN KORKMA ! İyi ama onlar kim ve sadece namazda yüzümü bir yana döndüm diye neden korkayım ? Bunu bir düşünün isterseniz.Bizde o arada ayetlerle kaldığımız yerden devam edelim.
    Dikkat ederseniz,ayetin anlatımı azda olsa İsra 1.ayete benzemektedir.Nasıl İsra suresinde bir kul yola çıkıyor,buradada benzer şekilde ''nereden yola çıkarsan çık deniliyor.Ancak,İsra 1.ayette Mescidi Haramdan yola çıkılırken,bu ayette tam tersine doğru yola çık emri veriliyor.O halde daha önce örneklediğimiz sureleri tersine doğru okuyup,süreci birde tersinden başına düşünürsek,bakalım bu ayeti anlayabilirmiyiz.
    Yukarıda Musa Peygamberin İsra olayı ile ilgili grup halinde verdiğim ayetlerin anlattığı olayı biraz daha detaylı hali ile görelim.Bakalım Mescidi Haram konusu için bağlantılar bulabilecekmiyiz.
    --------------------------------------------------------------------------------
    Tâ-Hâ 23 Ta ki, sana, (böylece) en büyük ayetlerimizden bazılarını gösterelim.
    Tâ-Hâ 24 Firavun'a git. Çünkü o iyice azdı.
    Tâ-Hâ 25 Musa: Rabbim! dedi, yüreğime genişlik ver.
    Tâ-Hâ 26 İşimi bana kolaylaştır.
    Tâ-Hâ 27 Dilimden (şu) bağı çöz.
    Tâ-Hâ 28 Ki sözümü anlasınlar.
    Tâ-Hâ 29 Bana ailemden bir de vezir (yardımcı) ver,
    Tâ-Hâ 30 Kardeşim Harun'u.
    Tâ-Hâ 31 Onun sayesinde arkamı kuvvetlendir.
    Tâ-Hâ 32 Ve onu işime ortak kıl.
    Tâ-Hâ 33 Böylece seni bol bol tesbih edelim.
    Tâ-Hâ 34 Ve çok çok analım seni.
    Tâ-Hâ 35 Şüphesiz sen bizi görmektesin.
    Tâ-Hâ 36 Allah: Ey Musa! dedi, istediğin sana verildi.
    Tâ-Hâ 37 Andolsun biz sana bir defa daha lütufta bulunmuştuk.
    Tâ-Hâ 38 Bir zaman, vahyedilecek şeyi annene (şöyle) vahyetmiştik:
    Tâ-Hâ 39 Musa'yı sandığa koy; sonra onu denize (Nil'e) bırak; deniz onu kıyıya atsın da, benim düşmanım ve onun düşmanı olan biri onu alsın. (Ey Musa! Sevilmen) ve benim nezaretimde yetiştirilmen için sana kendimden sevgi verdim. *
    Tâ-Hâ 40 Hani, kız kardeşin gidip "Ona bakacak birini size bulayım mı?" diyordu. Böylece seni, gözü gönlü mutluluk dolsun ve üzülmesin diye annene geri verdik. Ve sen, birini öldürdün de seni endişeden kurtardık. Seni iyiden iyiye denemeden geçirdik. Bunun için yıllarca Medyen halkı arasında kaldın. Sonra takdire göre (bu makama) geldin ey Musa! *
    Tâ-Hâ 41 Seni, kendim için elçi seçtim.
    Tâ-Hâ 42 Sen ve kardeşin birlikte ayetlerimi götürün. Beni anmayı ihmal etmeyin.
    Tâ-Hâ 43 Firavun'a gidin. Çünkü o, iyiden iyiye azdı.
    Tâ-Hâ 44 Ona yumuşak söz söyleyin. Belki o, aklını başına alır veya korkar.
    --------------------------------------------------------------------------------
    Bundan sonraki ayetleri dikkatle okuyunuz…
    --------------------------------------------------------------------------------
    Tâ-Hâ 45 Dediler ki: Rabbimiz! Doğrusu biz, onun bize aşırı derecede kötü davranmasından yahut iyice azmasından endişe ediyoruz.
    Tâ-Hâ 46 Buyurdu ki: KORKMAYIN, çünkü ben sizinle beraberim; işitir ve görürüm.
    Tâ-Hâ 47 Haydi, ona gidin de deyin ki: Biz, senin Rabbinin elçileriyiz. İsrailoğullarını hemen bizimle birlikte gönder; onlara eziyet etme! Biz, senin Rabbinden bir ayet getirdik. Kurtuluş, hidayete uyanlarındır.
    --------------------------------------------------------------------------------
    İşte size Bakara 150.suredeki kıble ayeti dediğimiz ayetin doğrudan Kuran ile tefsir edilmesi.
    Nasıl mı ?
    Şunu yapın,Farz edin ki Ta-Ha suresinden altıntıladığım son kısmın yerine sanki bakara 150.ayet Musa Peygambere o an inmiş gibi bir okuyun. Bakalım hiçbir değişiklik görebilecekmisiniz ?
    Bakara 150
    (Resulüm : Musa) Nereden yola çıkarsan çık yüzünü Mescid-i Haram'a doğru çevir. Nerede olursanız olunuz, yüzünüzü o yana çevirin ki, aralarından haksızlık edenler (kuru inatçılar) müstesna, insanların aleyhinizde (kullanabilecekleri) bir delili bulunmasın. Sakın onlardan korkmayın! Yalnız benden korkun. Böylece size olan nimetimi tamamlayayım da doğru yolu bulasınız.

    Özetle; Mescidi Haram demek, Secdenin kısıtlandığı yer demektir.Ve elbette Allah’ın seçtiği her Peygamber secdenin kısıtlandığı yerlere çevirilmişlerdir.Aslında Kur’ân içinde yalnız iki Peygamber için iki ayrı Mescidi Haram anılmıştır fakat ! O ikisini doğru anladığımızda, yani bu işin zip’ini doğru çözdüğümüzde , Kur’ân’daki her Peygamberin yüzünü Mescidi Haram’lara çevirdiğini,secdenin kısıtlandığı yerlere yönlendirildiği gayet açıktır.Yani Lut Peygamberin Mescidi Haramı kendi kavminin yaşadığı yerdi,bir başka Peygamberin ise kendi kavminin yaşadığı yerdi.Özetle Mescidi Haram ifadesi fiziken bir yeri değil. İnsanların fiilen yaşadığı yerlerde ki secdesizlik hali ile anılan bir kavramdır.Eğer bugün İstanbul secde’den ( Allah’a olan itaatten ) uzaksa,bu demektir ki, İstanbul Mescidi Haram olarak anılabilir.

    İşte böyle değerli dostlar,
    Şu bir gerçek ki,bu yazıya itirazlar gelecektir.Çünkü bu yazı klasik namazın kıblesini ortadan kaldırmaktadır.Ve değil kıble namaz dahi düşünülmek zorunda kalmaktadır.Ki düşünülmelidir.
    Çünkü nasıl kıble bildiğimizden farklı ise,Kur’an’daki namazda aynen ve çok daha fazla kanıt ile sabit olarak,bildiğimiz namaz değildir.