Çok kısa bir süre sonra mucize sona ermişti. Uzun boş gecelerimde ne yapacağımı bilemiyordum ve hemen her akşam acil serviste gönüllü olarak nöbete kalıyordum. Ağlamaklı hayal gücümde,bekâr yaşamımın boşluğunu Rebecca’ nın dolu ve yoğun yaşamıyladolduruyordum. Benim için tekdüze çabalarla heba olup giden saatler onun için alabildiğine zengin olabilirdi. Ona bir kez telefonettim: Hani ne derler, keyfi yerinde görünüyordu. Modern âşıklarıacıyı bir düşkünlük, kıskançlığıysa bir eğitim noksanlığı olarakgörmeye zorlayan bu acımasız serbestliğin kurbanı olan ben demutluymuşum gibi göründüm. Ayrılığın insanlarda farklı belirtilerdoğurduğunu kabullenmekte zorlanıyor ve herkesin aynı acıyı çekmesini, bunun da açıkça görünmesini istiyordum. Rebecca’nın benden ayrıldıktan sonra acı bir şekilde umutsuzluğa kapıldığını vekendi kendini yiyip bitirdiğini bilmek isterdim. Peki, zaman zamanda olsa beni özlememesi mümkün müydü? Bütün bu yaşadıklarımızdan sonra hem de? Korkunç bir şüpheye kapılıyordum: Sakınhep aynı minval üzere gidiyor olmasındı? Keşke gözlerindeki ancakbayağılık olabilecek şeyi bir istisna olarak hissetmiş olsaydım. Gece kuşu Rebecca, ben hamarat ve erkenden yatağa giren doktorungözünü boyamıştı. Hiç kuşku yoktu: Bir yanlışlık olmuştu ve bununacısını çeken sadece bendim. Bu bakış açısı beni dehşete düşürüyordu: Size güven vermeden hayatı tek bir varlığın etrafında sıkıştıran ve sizi onun en ufak kaprislerine bağımlı kılan çift olgusunalanet okuyordum. Sevmek demek, karşıdakinin sizin üzerinizde sonsuz bir iktidar uygulamasına razı olmak demektir.
ışıklar saçan kocaman yüreğimle senin o hala karanlık ruhuna karşı, üstüne uzanmak isterdim senin, dudaklarım dudaklarının üstünde, alnım alnının, senin o soğuk ellerin yakıcı avuçlarımda, yüreğim çarpa çarpa ... ("Ve çocuğun teni ısındı," der kitap ... ) çarpıntılı ve düzensiz bir yaşam sürmek üzere şehvet içinde uyanasın diye