Bir kadının ruhu nerede söner, nerede dilsizleşir kadın...
Puan vermedi·75 syf.·
2026 64. kitabı
Her şey, doğduğu o ilk evde, çocukluk ve genç kızlık yıllarında başlar. Daha büyüyemeden "el alem ne der" baskısıyla kuşatılır, hayalleri elinden alınır ve hayatı sadece katlanılması gereken bir "görevler" dizisine dönüştürülür. Bir kadının ruhu; kendi hayatı hakkında tek bir özgür cümle kuramadığı, içinden geldiği gibi "hayır" ya da "evet" diyemediği o ilk gençlik yıllarında, sessizce ve erkenden söndürülür. Bu dilsizlik bizim topraklarımıza da hiç yabancı değil; azaldı ama bitmedi... Kadınlar mutsuzluğa, dayatılan evliliklere, kapalı kapılar ardındaki darbelere, hor görülmeye ve sessizce yok edilmeye çoktan doydu, fazlasıyla doydu. Handke'nin annesi de tam olarak bu doymuşluğun, bu dilsizliğin kurbanlarından biri. Okuduğumuz hikaye onun hikayesi. (-mi sadece?) Genelde kurgu dışı kitapların incelemelerine göz atarım; yazım tekniğiyle alakalı yorumlar var mı diye anahtar sözcükler ararım, fikir versin diye. Okunma istatistiklerine ve inceleme sayılarına ise genelde hep bakarım, "çünkü ben de ekonomistim" :) Okunurluğu 500’ü bile bulmamış bu incecik kitap hakkında, çoğunluğu kadınlardan gelen bayağı bir inceleme kaleme alınmış. Fakat ben asıl özetle, "Okuyucuya hiçbir şey katmayan, zerrece önemsiz bir kitap" yazan bir okurun satırlarını görünce bu yazıyı kaleme alma ihtiyacı duydum. Hiç mi bir insanın dilsizlikle nasıl kişiliksizleştirildiğini görmedin? Hiç mi o parlatılmış pencerelerin arkasındaki görünmez emeği, o "biçimi kusursuz sefaleti" sezmedin? "Be adam!" diye yükselmedim dersem yalan olur. Ne acı bir duygusuzluk ama... Belli ki ne kadınları, ne taşrayı ne de yazarın o çiğ dürüstlüğünü zerre kadar anlayamamış. Ama gayet göğsünü gere gere yorumunu yapmış. İlginç... Bize hiçbir şey katmadığı iddia edilen bu "önemsiz" kitap; yoksulluğun sadece cüzdanı
Alıntı
Mutsuzluğa DoyumPeter Handke · Ada Yayınları · 1985435 okunma
7/10
·176 syf.··
2026 59. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 11:58
Bence Vejetaryen, okuması kolay ama sindirmesi zor kitaplardan biri. Han Kang olayları anlatmaktan çok hisleri, sessizlikleri ve bastırılmış acıları anlatmayı seçiyor. Bu yüzden kitap bittiğinde geriye hikâyeden çok insanın içinde bıraktığı o huzursuz duygu kalıyor. Benim de kitapla ilgili en büyük hissim, ilk bölümün etkisinin çok güçlü olduğu; ikinci ve üçüncü bölümlerin ise aynı tempoyu koruyamasa da anlatmak istediği büyük resim için gerekli olduğuydu. 1. Bölüm – Vejetaryen Kitabın en güçlü kısmı kesinlikle burasıydı. Çünkü Yeong-hye’yi doğrudan tanımasak bile onun etrafındaki insanların gözünden değişimini izlemek çok çarpıcıydı. En sıradan görünen bir kararın bile toplum tarafından nasıl tehdit olarak algılanabildiğini görmek beni etkiledi. Han Kang bu bölümde yalnızca et yememeyi anlatmıyor; insanın kendi bedeni üzerinde söz sahibi olmasının bile ne kadar zor olabileceğini gösteriyor. Sessiz ama giderek büyüyen bir isyan var bu bölümde. Ben kitabın en sürükleyici ve en merak uyandıran kısmının burası olduğunu düşündüm. 2. Bölüm – Moğol Lekesi Bu bölüm edebi açıdan çok başarılı olsa da benim için okuması ilk bölüme göre daha zordu. Anlatım dili daha sanatsal, daha sembolik bir hâl alıyor ve hikâyeden çok karakterlerin iç dünyasına odaklanıyor. Bu yüzden zaman zaman tempoyu kaybettiğimi hissettim. Yine de bu bölümün, insanların başkalarını gerçekten görmek yerine kendi arzularını ve takıntılarını onlara yansıttığını anlatması bakımından oldukça güçlü olduğunu düşünüyorum. Kitabın verdiği rahatsızlık hissi de burada daha belirginleşiyor. 3. Bölüm – Alev Ağaçları Son bölüm ise bana göre kitabın en duygusal kısmıydı. Ancak aynı zamanda en ağır ilerleyen bölüm de buydu. Olaylardan çok duyguların ön planda olması nedeniyle zaman zaman okurken koptuğum anlar oldu.
VejetaryenHan Kang · April Yayıncılık · 20259,8bin okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Puan vermedi·160 syf.··
2026 426. kitabı
Dinle Küçük Adam (Listen, Little Man!), Avusturya asıllı Amerikalı psikiyatrist, psikanalist ve bilim insanı Wilhelm Reich’ın 1945 yılında kaleme aldığı, insanlık tarihinin en içten, en öfkeli ve aynı zamanda en şefkatli sitemlerini barındıran sarsıcı bir manifestodur. Kitap, yazarın bilimsel bir araştırma metninden ziyade, insanlığın trajik durumuna isyan eden bir bilim insanının iç döküşü, adeta bir vasiyetnamesidir. Wilhelm Reich, bu eserinde küçük adam olarak nitelendirdiği sıradan, ortalama insan tipine seslenir. Buradaki küçük adam ifadesi bir aşağılama değil; kendi haklarını, özgürlüğünü ve potansiyelini elleriyle teslim eden, otoriteye boyun eğen ve kendi kendini köleleştiren modern insanı tanımlayan sosyo-psikolojik bir tespittir. Yazar; faşizmin, diktatörlerin ve sömürü düzenlerinin tepedeki birkaç kötü insandan ziyade, bu küçük adamların korkaklığı, kıskançlığı, sorumluluktan kaçışı ve güce olan tapınma arzusu sayesinde var olabildiğini savunur. Kitap boyunca Reich, sıradan insanın gerçek büyüklük ve deha karşısındaki düşmanlığını, kendisini kurtarmaya çalışanları nasıl çarmıha gerdiğini ve buna karşılık kendisini ezen zalimleri nasıl kutsadığını keskin bir dille eleştirir. Küçük adamı kendi korkularıyla, cinsel tabularıyla, dedikoduculuğuyla ve basiretsizliğiyle acımasızca yüzleştirirken, ona gerçek özgürlüğün ancak kendi içindeki bu köle ruhunu yok etmesiyle mümkün olacağını hatırlatır. Dinle Küçük Adam; bireyin toplumsal cinnet ve totaliter sistemlerdeki payını gözler önüne seren, psikoloji ile sosyolojinin kesiştiği, her okuyucunun aynaya bakmasını sağlayan sarsıcı ve zamansız bir başucu eseridir.
Dinle Küçük AdamWilhelm Reich · Avrupa Yakası Yayınları · 201215,4bin okunma
Puan vermedi·50 syf.··
2026 423. kitabı
Kâtip Bartleby (Bartleby, the Scrivener), Moby Dick'in efsanevi yazarı Herman Melville’in 1853 yılında yayımlanan, modern dünya sistemine ve bürokrasiye karşı yapılmış en özgün, en sarsıcı başkaldırılardan birini içeren ölümsüz uzun öyküsüdür. Varoluşçu edebiyatın ve absürdizmin öncüsü kabul edilen bu eser, Franz Kafka ve Albert Camus gibi dehalara ilham kaynağı olmuştur. Hikaye, New York’un finans merkezi Wall Street’teki bir hukuk bürosunda geçer. Büro sahibi olan yaşlı ve düzen düşkünü avukat (aynı zamanda anlatıcı), işlerin yoğunluğu nedeniyle Bartleby adında, son derece sessiz, solgun ve mekanik görünümlü bir kâtip işe alır. Bartleby başlangıçta belgeleri kopyalama işini büyük bir sadakat ve hızla yerine getirir. Ancak bir gün, avukat ondan kopyalanmış bir metni kontrol etmek için yardım istediğinde, Bartleby dünya edebiyat tarihinin en ünlü ve en gizemli direniş cümlesini kurar: "Yapmamayı tercih ederim" (I would prefer not to). Bartleby bu andan sonra hiçbir şeyi protesto etmeden, öfkelenmeden veya kabalaşmadan, sadece pasif bir direnişle bürodaki tüm işleri, ardından taşınmayı ve en sonunda yaşamayı "tercih etmemeye" başlar. Avukatın tüm rasyonel ikna çabaları, öfkesi ve şefkati, Bartleby’nin bu sarsılmaz ve sessiz duvarına çarparak erir. Melville, bu minimalist öykü üzerinden modern kapitalist sistemin insanı nasıl robotlaştırdığını, yabancılaştırdığını ve ruhunu emdiğini harika bir alegoriyle anlatır. Bartleby, sistemin çarkları dönmeye devam ederken o çarkların arasında duran, ne itaat eden ne de açıkça isyan eden, sadece sistemi kendi eylemsizliğiyle kilitleyen muazzam bir karakterdir. Kâtip Bartleby, bir solukta okunacak ama etkisi ömür boyu sürecek, insanın dünyadaki varoluşunu ve sistemle olan bağını sorgulatan çok derin bir edebi şaheserdir.
Katip BartlebyHerman Melville · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202215,5bin okunma
8/10
·224 syf.··
2026 17. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 17:22
Yıl  1826 İstanbul  2.Mahmut  dönemi 30 yıldır zindanların şeyhi kabul edilen hapisteki usta bir hırsız  ekibini toplayıp Kaşıkçı Elmasını  çalmak için plan yapar. Güvene dayalı bu planda isimler yerine birbirlerine hayvan isimleri ile seslenirler. Planı kuran aslan, eski arkadaşları bukalemun ve tuti ile aralarına yeni katılan ceylan ve porsuk. İşi veren ve kimsenin bilmediği tilki , porsuğun aşkı sarayda hizmetçi tavşan.  2. Mahmut dönemi Yeniçeri ocağının  kaldırılması, batıda Yunan isyanları, Mısır'da Kavalalı Mehmet Ali Paşa İsyanı sorunları, halkın değişime reformlara verdiği tepkiler, asayiş  ve düzenin isyanlar ile karmaşa içinde olduğu  bir zaman. Tüm bu kargaşa devrinde aslında dürüst  ama hırsız, güven ve kuşku arasında,  plan plan içinde, sırlar  ve  gizli intikam planları  arasında geçen bir hikaye. Kitabın ortasından sonra hızlanıp akıp gidiyor. Kullandigi kelimeler, dönemin hayatına dair,  geleneklerine dair anlatılarıyla zaman yolculuğuna çıkarıyor yazar. Ayrıca tarihi bilgilerimi de şöyle bir tekrar edeyim demeden geçemiyor insan. Kitabi okurken araştırdığım bilgiler Kaşıkçı Elması, 86 karatlık büyüklüğü, armudi kesimi ve etrafını çevreleyen çift sıra 49 adet pırlantasıyla Osmanlı'nın en değerli hazinelerinden biridir. Günümüzde İstanbul'daki Topkapı Sarayı Müzesi'nde sergilenen bu eşsiz taşın kökeni ve saraya nasıl geldiği hakkındaki rivayetler şunlardır: 1. Eğrikapı Çöplüğü Rivayeti (Halk Efsanesi) Tarihçi Reşad Ekrem Koçu'nun da aktardığı en yaygın hikayeye göre; 1699 yılında İstanbul'da bir kâğıt toplayıcısı, Eğrikapı çöplüğünde parlak, yuvarlak bir taş bulur. Değerini bilmeyen bu kişi, taşı bir sokak satıcısına sadece 3 tahta kaşık karşılığında verir. Satıcı taşı bir kuyumcuya gösterir. Kuyumcu taşın çok değerli bir elmas olduğunu anlar ama
Soygunİskender Pala · Kapı Yayınları · 20261,403 okunma
Delifişek
7/10
·85 syf.··
2022 21. kitabı
·
12 saatte okudu
·
Okunma: 31 Ocak 2022 15:44
Delifişek, Zezé’nin hayat yolculuğunun üçüncü durağı olarak karşımıza çıkıyor. Şeker Portakalı ile tanıdığımız, ardından Güneşi Uyandıralım ile büyüme sürecine tanıklık ettiğimiz Zezé, bu kitapta artık küçük bir çocuk değildir. Karşımızda çocukluğun masum dünyasından çıkmış, gençliğe adım atan, kendi kimliğini arayan bir delikanlı vardır. Fakat büyümek, Zezé için sadece yaş almak değildir; geçmişin izlerini de beraberinde taşımaktır. Çocukluk yıllarında yaşadığı sevgisizlikler, kırgınlıklar ve zorluklar Zezé’nin karakterinde derin izler bırakmıştır. Onun hassas, duygusal ve her şeyi derinden hisseden tarafı hâlâ varlığını sürdürür. Çünkü bazı insanlar büyüse de içlerindeki o küçük çocuğu tamamen kaybetmezler. Zezé de onlardan biridir. Hayata karşı daha güçlü durmaya çalışırken bile içinde hâlâ sevgiye, anlaşılmaya ve değer görmeye ihtiyaç duyan o çocuk yaşamaya devam eder. Belki de kitabın en etkileyici yanlarından biri, bize kendi çocukluğumuzu hatırlatmasıdır. Hepimizin geçmişte kalan anıları, küçük mutlulukları ve bazen de unutamadığı kırgınlıkları vardır. İnsan büyüdükçe çocukluğuna daha farklı gözlerle bakmaya başlar. O zaman anlarız ki çocukluk sadece geçmişte kalan bir dönem değildir; bugün olduğumuz insanın temelini oluşturan en önemli parçadır. Bu yüzden bence asıl mesele büyümek değil, büyürken içimizdeki çocuğu kaybetmemektir. Çünkü insanın merhametini, hayallerini ve güzellikleri görebilme yeteneğini çoğu zaman o çocuk tarafı yaşatır. Zezé’nin gençlik yıllarında verdiği mücadele de aslında birçok gencin yaşadığı iç çatışmaları yansıtır. Kendini kanıtlama isteği, özgür olma arzusu ve kendi yolunu bulma çabası onu bazen yanlış kararlar vermeye sürükler. Gençliğin getirdiği isyan, öfke ve anlaşılmama duygusu onun davranışlarında kendini gösterir. İnsan bazen çevresindekilerin
Roman
DelifişekJosé Mauro de Vasconcelos · Can Yayınları · 202133,7bin okunma