New York, insanların kaldırım kenarlarında televizyon ve radyoların başına üşüştüğü bir üçüncü dünya kenti haline gelmiştir.) New York- lularm bireysel kimlikleri, mekanın kendisiyle asla böylesine samimi ve hassasça kenetlenmemişti: gerek kentin kendisi, gerekse bizler yara lı, korkmuş, korkusuz, öfkeli ve gururluyduk. Kentin beden politikası bir mecaz olmaktan çıkmıştı.
Peress ve dostları, açtıkları sergiye, E. B. White'ın nükleer savaşın ansızlığıyla New York'un savunmasızlığına değindiği 1949 tarihli de nemesine ithafen "Here Is New York" (Burası New York) adını ver mişlerdir. White'a göre," faniliğin gözdağı", artık "göklerdeki jetlerin sesinde" duyulabiliyordu." Organizatörler, yalnızca profesyoneller değil, 9/11 ile birlikte şehrin krizi ve ardından gelen o yabancı günlerin birer belgeselcisine dönüştürdüğü amatörlerden, "kim olursa olsun her kesten" fotoğraf edinmek için açık bir çağrıda bulunmuşlardır.
Burası New York, yıllar boyu belgesel fotoğrafın suiistimaldi, röntgenci ve yabancılaştırın niteliklerinden dem vuran eleştirel argonun bir red- diydi. Tam tersine, Michael Shulan'ın sergi kataloğunda da yazdığı gibi, "doğasındaki demokrasi ve sonsuz biçimde çoğaltılabilmesinden ötürü fotoğraf 11 Eylül'de olanlan ifade etmek için kusursuz bir mecradır...
New York sakinleri için bu bir haber değildir: bu başa çıkılması imkansız bir karabasandır. Peşimizi bırakmayan tüm o imgeler ile baş edebilmek için önce tüm bu imgeleri medyadan geri almak gerektiğini düşündük." Beş bini aşkın fotoğraf sergiye adeta yağmış ve bunlar isimsiz biçimde sergilenmiştir (Magnum'un yıldız fotoğrafçılarının resimleri, isimsiz amatörlerle bir arada yer almıştır. Kendi deneyimlerimizi gerçek kılan bu fotoğraflar, başkalarının da tecrübelerini görmemizi sağlar;