Kadının dinsel olarak "noksan" sayılması-ki bu, kadının özsel değerini bedenine bağlayan bir anlayıştır- ailenin reisi olan erkeğe kadın üzerinde dinsel bir hak da sağlar: "Karısının itikad, ibadet ve ahlakını yoklayarak bu hususta bir eksiği varsa onu da öğretmek. Kuran'daki "erkeğin bir derece üstünlüğü", gerçek yaşam da ona birden fazla derecede üstünlük ve hak kazandırmaktadır, dinsel alanı da kapsayan bu hiyerarşik ilişki, inanan kadın tarafın-dan da ister istemez içselleştirilmektedir. "Kıyamet gününde kadın evvela namazından, sonra da kocasına itaatından sorulacaktır" buyuran hadisi mümin kadının sorgulaması, olanaksız olmasa da, kolay değildir.
Sayfa 138·Kitabı okuyor
Kitap Simyacıları
...Ortada bir İslâmî şiddet/dehşet olduğu kesin ve fakat sebep İslâm'ın kendisi (itikad) değil, ...
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Ahirete İmanı Yok Gibi Yaşayanlar
Âhireti tasdik eden, fakat sefahet ve dalalette gidenlere, bir haps-i ebedî ve bütün dostlarından bir tecrid içinde bir haps-i münferid, yalnız başına bir hapis kapısıdır. Öyle gördüğü ve itikad ettiği ve inandığı gibi hareket etmediği için öyle muamele görecek. Sözler - 142
İman, insanı dizginler; fakat tabiatını değiştirmez. ​Hadiste şöyle buyrulmuştur: “İnsanlar madenler gibidir. Cahiliyede hayırlı olanlar, dinde derin anlayış kazandıklarında İslam’da da hayırlıdır.” Hz. Ebû Bekir (ra), cahiliyede de İslam’da da şefkatliydi. Hz. Ömer (ra), cahiliyede de İslam’da da kararlıydı. Hz. Hâlid (ra), cahiliyede de İslam’da da cesur bir savaşçıydı. ​
Sayfa 266 - Nida yayınları
1000Kitap
İlk defa Hz. Osman’ın (r.a) şehit edilişiyle (35/656) başlayan fitne ve kargaşa sürecinde ortaya çıktığı görülen “Şîa” tâbiri, —o dönemde henüz kitlesel itikadî ayrışmalar söz konusu olmadığı için— sözlük anlamıyla; Hz. Osman’ın (r.a) kanını talep eden “Osman taraftarları” ile onların karşısında Hz. Ali’nin (r.a) yanında yer alan “Ali taraftarları” tarzındaki gruplaşmaları anlatmak üzere (“Şîatü Osman” ve “Şîatü Ali” ... tarzında) kullanılmıştır. “Şîa” tâbirinin —İmâmiyye’nin kastettiği anlamda— ıstılaha dönüşerek “belli bir siyasî-itikadî fırka”yı anlatmak üzere kullanılması ise —her ne kadar İmâmiyye tarafından aksi iddia edilse de— tarihî gelişmelerin de gösterdiği gibi daha sonraki dönemlere rastlar. Zira Şîa’nın temel itikad ilkelerinden biri olan “imâmet”, tarihî gelişmelere paralel olarak birbirini izleyen/besleyen süreçler içinde aşama aşama teşekkül etmiş ve çok daha geç dönemlerde İmâmiyye’nin benimsediği muhtevayı kazanmıştır.
"Ademoğlunun iç alemine açılan kapılar"
"Kulun halleri şöyle taksim edilmiştir. 1- İtikâd, 2- Kalb'e gelen ilhâmlar, 3- Akıl ve kalbinde doğan nûrlar, 4- Müşâhedeler, 6- Mükâşafeler, 7- Zâhirî ve bâtınî bütün fiiller"
Sayfa 34·Kitabı okudu
Alıntı