Ben ikide birde böyle oluyorum, bazen bütün insanları boyunlarına sarılıp öpecek kadar seviyorum, bazen hiçbirinin yüzünü görmek istemiyorum. Bu nefret filan değil... İnsanlardan nefret etmeyi düşünmedim bile... Sadece bir yalnızlık ihtiyacı. Öyle günlerim oluyor ki, etrafımda küçük bir hareket, en hafif bir ses bile istemiyorum. Taşıp dökülecek kadar kendi kendimi doyurduğumu hissediyorum. Kafamda, hiçbir şeyle değişilmesi mümkün olmayan muazzam hayaller, bana her şeylerden daha kuvvetli görünen fikirler birbirini kovalıyor... Fakat sonra birdenbire etrafımda bana yakın birini arıyorum. Bütün bu beynimde geçen şeyleri teker teker, uzun uzun anlatacak birini. O zaman ne kadar hazin bir hal aldığımı tasavvur edemezsiniz.
(Spoiler içerir)
Normalde inceleme yapan bir okur değilimdir. Fakat bu kitaba yapma zorunluluğu hissettim.
Sanki yazılmak için yazılmış bir kitap. Sadece kitabın kapağından ve isminden etkilenerek satıldığını düşünüyorum. Uzun zamandır bi kitapdan bu kadar soğumamıştım.
Fakat okurken ciddi anlamada daralma hissettim.Kitapları yarıda bırakmamak icin elimden geleni yaparım ama buna dayanamadım.
Konusu daha çok kişisel gelişim. Hep aynı şeyler, aynı konular. Kitapda okura gerçek anlamda bir şey katacak hiç bir şey göremedim..
"Siz" dedi Hacıbey. "İnsanları Türk, Kürt, Ermeni, Sırp, Yunan, Rum... Nasıl birbirinden ayırıyorsunuz? Takvaca üstün olanın en hayırlı olduğunu, Yaradan nezdinde Arap'ın Arnavut'a, Türk'ün Acem'e bir üstünlüğü olmadığını bilmiyor musunuz?"