8/10
·136 syf.·
2026 85. kitabı
Panait Istrati (1886-1935), balkanların Gorki'si olarak bilinen Romen yazar. Kitaplarını Fransızca olarak yazan yazarın ilk kitabı Kira Kiralina. Osmanlı'nın son döneminde Romanyanın İbrail kentinde doğan Dragomir'in(Stavro) hikayesi anlatılıyor. Eğlence düşkünü bir anne ve şiddete meyilli bir babanın çocuğu olan Dragomir, babası ve abisi tarafından şiddete uğradıkları bir gün, annesi ve ablası Kira ile evden kaçarlar. Sonrasında anne ve ablasından ayrılmak zorunda kalan Dragomir, Osmanlı coğrafyasını dolaşmak zorunda kalır. İstanbul, İzmir, Beyrut, Şam, Diyarbakır, Ankara, Erzurum gibi yerlerde yaşar ve Barba Yani ile gezgin satıcılık yaparak salep satarak geçinirler. Gezdiği yerlerde gördüğü iyilik az, kötülük ise çoktur. İyiliğin az olmasına rağmen kötülüğe her zaman üstün geldiğine inanan Dragomir, sürekli anne ve ablasını arar ve günün birinde İbrail'e dönme hayalini kurar.
Kira KiralinaPanait Istrati · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20201,541 okunma
Türkiye gezmesi çok ucuz bir ülke ve insanı da yardımsever!
9/10
·288 syf.··
2026 43. kitabı
·
25 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 01:02
İnsanlar doğar, yaşar ve ölür. Arkasında dürüstlük, doğal dostluk ve sıcaklık bırakırsa her zaman yaşar ve de anılır. Bazen böyle oluyor; en sevdikleri, insanın hayatından tak diye çıkıyor, diyor Johann Wolfgang Von Goethe bir kitabında. Oysa, "Hayat bizi yavaş yavaş ölüme alıştırır," diyordu Orhan Kemal El Kızı'nda... #305423857 Ölümler mi hızlanmaya başladı biz mi giderek yavaşlıyoruz? Necip Fazıl Kısakürek misali, "Kefenimizden evvel çürüyoruz." Y - A - V - A - Ş - L - A - Y - I - N . . . Koştukça geç kalıyorsunuz çünkü. Acele ettikçe yetişemiyorsunuz. Oysa bir şehri tanımanın en iyi yolu yürümekten geçer: "Yürüyeceksiniz. Gençseniz ve bir şehirde gönlünüzce yürümüyorsanız orayı gezdiğinizi söyleyemezsiniz." Hızla akıp gidiyor çağ ve o çağın akıntıya kapılıp giden insanlarıyız. Ufacık tatillere kocaman geziler sığdırmaya çalışıyor, gittiğimiz yere en hızlı ulaşım araçlarıyla gidiyor, nereler popülerse orayı gezmeye çalışıyoruz. Ne gezdiğimiz yerleri kendimiz seçiyor ne de oraya dair bilgileri araştırıyoruz. Oysa, "... şehri gezerken bile okuyacaksınız. Yirmi saat geziyorsanız mesela, iki saat okuyacaksınız," diyor İlber Hoca, keşif ancak böyle mümkün, o ruhu koklamak... youtube.com/shorts/2_pLX7mX... "Öğrenmek kolay; fakat hiçbir şey yapmadan sızlanmak daha da kolay." Gel Dünyayı Keşfedelim, Dünyadan Türkiye'ye uzanan bir yolculuk, Asya'nın bozkırlarından yola çıkıyor, Avrupa'yı aşıyor, Balkanları geçiyor, Ortadoğu'dan Türkiye'ye uzanıyorsunuz. Bütün yolculuklar gibi bu yolculuk da kahramanın evine dönmesi ile son buluyor: İzmir'den Ayvalık'a uzanıyor, Eskişehir'i tadıyor, Ani Harabelerinden Kars'a sesleniyorsunuz. Her yol gibi bu yol da muhakkak Aksaray'dan geçiyor, Türkiye'nin İtalya'sı Safranbolu'nun atmosferini soluyor, Kapadokya'yı
Gel Dünyayı Keşfedelimİlber Ortaylı · Kronik Kitap · 2024823 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Bir kahramanın acı sonu
Puan vermedi·352 syf.··
2026 10. kitabı
Arap ihanetine uğrayan Teşkilat-ı Mahsusa reisi Süleyman Askerî Bey intihar edecektir. Onun kaleminden ise şu sözler dökülecektir; "Binlerce yıl hür yaşayan bir milletin torunlarıyız. Steplerin kurdu, Arslan'ı, göklerin kartalıyız." Tarih sahnesinde nice kahramanların hikayesini yazılmıştır. Ama Süleyman Askerî Bey'in yeri ayrıdır. Türk ordusunun en şerefli subaylarındandı. Sorumlu olduğu birliği harp alanında bizzat en ön cephede yürüyemez halde ve yaralı olmasına rağmen yönetecek kurmaydı. Süleyman Askerî Bey Edirne askeri okuluna iken orada öğrenim gördüğü süre boyunca Kuşçubaşı Eşref ve Yenibahçeli Şükrü ile dost olmuştu. Bu bağlantının ileride Türk teşkilatının gizli yapılanmasına katılmasını sağlayacaktı. Harp akademisinden mezun olup Osmanlı ordusuna Yüzbaşı rütbesi ile katılmıştır. Meşrutiyetin ilan sürecinde ismi çok geçen Süleyman Askeri Bey; Makedonya'da yürütülen çete takibinde kendini göstermiş, Rumeli'de II. Abdülhamit'e karşı olan genç subaylar arasında yer almış, gayet teşkilatçı bir insandı. 2. Abdülhamid'i tahttan indirecek olan harekat ordusuyla İstanbul'a gelen Askeri Bey 4 Eylül 1909 yılında kolağası olmuş ve Bağdat'a jandarmaları organize etmek için gönderilmiştir. Trablusgarp savaşı sırasında işgal teşebbüsü karşısında kılık değiştirerek yakın arkadaşlarıyla beraber Bingazi'ye gelmiş, Enver ve Mustafa Kemal Paşalarla birlikte mücadeleye katılmıştı. II. Balkan Savaşı sonrasında Bulgarlar ile yapılan İstanbul Anlaşması öncesinde Garbî Trakya Hükümeti'nin kurulmasını sağlamıştır. Teşkilât ı Mahsûsa'nın resmen kurulmasından sonra,ilk başkan olarak teşkilatın yurt içi ve yurt dışı faaliyetlerini düzenlemiştir. Süleyman Askerî'nin kısa ve kariyerinin en önemli evresini 1914-1915 yıllarında Irak'ta yaptığı faaliyetler oluşturmuştur. Süleyman Askerî 3
Süleyman Askerî BeySüleyman Tekir · Kronik Kitap · 0235 okunma
Dalgalar: İnsan Seslerinden Kurulu Bir Deniz
8/10
·256 syf.·
2026 179. kitabı
İzmir'in kuzey kıyılarında, Çandarlı'nın Denizköy sahilinde öğleden sonranın ağır ışığı denizin üzerine serilmişti. Karşıda uzanan kıyı çizgisi, acele etmeyi unutmuş insanların bıraktığı bir sessizlik gibi duruyordu. Kıyıda birkaç tekne, güneşten solmuş iskeleler, rüzgarın yıllardır aynı sabırla aşındırdığı taşlar vardı. Denizköy'ün çevresindeki tepeler, Ege'nin o kendine özgü dinginliğiyle suya bakıyor, su da gökyüzünü hiç bozmadan taşıyordu. Bugün inceleme masam yoktu. Bir kütüphanenin rafları, bir çalışma odasının duvarları ya da bir kahve fincanı da yoktu. Elimde yalnızca Dalgalar vardı. Kitabı incelemek için en uygun yere gelmiştim. Birkaç adım ilerledim ve fazla derin olmayan kıyı suyunun içine girdim. Su önce dizlerime, sonra belime ulaştı. Ardından eğilip denizin dibine oturdum. İki dakika sürecek bir inceleme için bundan daha doğru bir yer bulmak mümkün değildi. Çünkü elimdeki kitap yalnızca insanların hikayesini anlatmıyordu. Akışı, ritmi, tekrarları ve geri dönüşleriyle bizzat bir deniz gibi davranıyordu. Dipteki kum ince ve açıktı. Aralarda deniz çayırları hafifçe salınıyor, güneş ışıkları suyun yüzeyinden kırılarak zemine gümüş çizgiler halinde düşüyordu. Her dalga geçtiğinde ışık desenleri değişiyor, sanki görünmez bir el denizin tabanına yeni şekiller çiziyordu. Tam o sırada Ravi göründü. Bir şeyler söylemek istiyordu. Arkasından Hiç geldi. Münzevi de kıyının biraz ilerisinde bekliyordu. Ama bugün süre yalnızca iki dakikaydı. Elimi kaldırıp onları geldikleri gibi geri gönderdim. Bu kez konuşmayacaktık. Bu kez yalnız kalacaktım. Onlar kıyıya doğru uzaklaşırken etrafımda küçük bir hareketlilik başladı. Birkaç gümüş balığı önümden geçti. Ardından kupesler geldi. Biraz daha ileride mırmırlar kumun üzerinde dolaşıyordu. Bazen yanımdan geçiyor,
DalgalarVirginia Woolf · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20193,962 okunma
Puan vermedi
İki aydır kendisiyle hasbıhal ediyoruz. Az önce bitti. Hani o kadar iyi ki neredeyse diyeceğim ki Lacan’ı anladım. Ama bu aklımdan geçer geçmez içime yerleşen o sesi duyuyorum: Kesin yanlış anlamışsındır. Eh ne de olsa her anlama bir yanlış anlamadır. Zaten de anladım dediğin anda anlam artık değişmiştir. Sen de aynı sen değilsin, anlamadan önceki seni terk etmiş oldun, falan filan. Sartre’ı anlamış olayım bari desem o da der ki… neyse tamam tamam sustum. Ama konuya ilgisi olanlara altını çize çize öneririm. Üç düşünüre kendimi hiç bu kadar yaklaşmış hissetmemiştim. Daha önemlisi onların ve Mutluhan İzmir’in düşünce kıvrımlarında gezerken, zihnimin kıpır kıpır olmasından büyük haz aldım. Tam bir yakma, yıkma, yeniden kurma şöleniydi. İnsan nasıl özne olur, özneleşme süreci ne şekilde işler… bu meselelerin meraklıları buyursun. (Kitap piyasada olmayabilir olsun, sahaflar ne güne duruyor?)
Öznenin Diyalektiği (Hegel, Sartre ve Lacan)Mutluhan İzmir · İmge Kitabevi Yayınları · 201319 okunma
9/10
·216 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
Öncelikle yazarımızla İzmir Kitap Fuarı'nda tanıştım. Kendisi son derece cana yakın ve samimi biriydi. İmzaları için kendisine çok teşekkür ederim. Bu kitaplar, benden kızıma kalacak değerli hazinelerim arasında yer alacak. 🩷 Kitaba gelecek olursak; zaman zaman baş karaktere sinirlendiğim, zaman zaman da şaşırdığım, polisiye ile absürd unsurları başarılı bir şekilde harmanlayan bir roman olmuş. Yazarın dilini, kurgusunu ve keskin çıkarımlarını her zaman çok sevmişimdir. Kitap, okuyucuyu içine çekiyor ve olayların tam ortasındaymış hissi vererek akıcı bir şekilde ilerliyor. Daha önce "Oğullar ve Rencide Ruhlar" ile "Gizli Ajans" favorilerim arasındaydı. "Kan ve Gül" de bu listeye eklendi. Yazarın yeni çıkan kitabına başlamak için sabırsızlanıyorum.
Kan ve GülAlper Canıgüz · April Yayıncılık · 20178,9bin okunma