...Bakı təzadlar şəhəri idi, bir yandan qızıl sel kimi axıb varlı adamların seyflərinə, sandıqlarına, banklara dolur, xaricə göndərilir, digər tərəfdən də bir loğma çörək üçün özünü oda-közə atan adamlar gündə on-on dörd saat işləyirdilər.
Kısa süren, bazı dönemlerdeki belirli sayıda kimseler dışında insanlar,
uluhiyet esasını ve Allah'ın varlığını, kesinlikle inkar etmiş
değillerdi. Onlar ortaksız Rabb'lerini gerçeğe uygun şekilde tanımakta
hataya düşüyorlar veya Allah'a başka ilahlar ortak ediyorlardı. Bu ortak koşma, ya inanç ve ibadet bakımından veya egemenlik ve bağlılık açısından olabiliyordu. Bu ortak koşmaların her iki türlüsü de
Peygamberler aracılığı ile tanımış oldukları, fakat zaman geçtikçe
eski cahiliye dönemlerine dönerek inkar etmiş olduklan Allah'ın dininden çıkancı birer şirktir. Böylece insanlar ya inanç ve ibadet alanında
veya bağlılık ve egemenlik noktasında veyahut her ikisi konusunda yeni baştan Allah'a ortak koşma sapıklığına dönüyorlardı.
Çocukların neyi, niçin istediklerini bilmedikleri konusunda, bütün yüksek öğretmenler ve hocalar hemfikirler; ama çocuklar gibi yetişkinlerin de bu yeryüzünde sendeleye sendeleye dolandıkları, onlar gibi, nereden gelip nereye
gittiklerini bilmedikleri, aynı biçimde gerçek amaçlar için uğraşmak yerine, bisküi, pasta ve huş sütlacıyla yönetildikleri konusuna gelince: kimse buna inanmak istemiyor, ama sanırım, elle tutulacak denli açık bu.
Said İbn Cübeyr şöyle der: "İhlas, kulun dinini ve amelini sadece Allah için kılması, dininde O'na hiçbir şeyi ortak koşmaması, ameliyle riyada bulunmamasıdır." Fudayl "İnsanlar için ameli terk etmek riya, insanlar için amel etmek ise şirktir. İhlas ise Allah'ın seni her ikisinden korumasıdır." der.