"Jem on altı yaşına basınca onu terk etti.Saçlarını ıslatıp geriye yapıştırmaya,kızlarla buluşmaya başladı,artık Jean Louise'in tek arkadaşı Atticus idi.Sonra Doktor Finch kasabaya döndü. Yaşlanmaya yüz tutmuş bu iki erkek onun en yalnız ve en çetin saatlerini atlatmasına,höykürüp duran bir erkek Fatma'dan genç bir kadına dönüştüğü o uğursuz araftan geçmesine yardım ettiler.Atticus onun elindeki havalı tüfeği aldı,yerine bir golf sopası tutuşturdu;Doktor Finch onu eğitti,ona kendisinin en çok ilgi duyduğu şeyleri öğretti.Kız da rolünü oynadı,dünyaya istediğini verdi:İyi ailelerin ergen kızları için uygun görülen davranış kurallarına uydu;giysilere,oğlanlara,saç modellerine,dedikoduya ve kadınsı emellere karşı yarım buçuk bir ilgi geliştirdi;ama onu sevdiğinden emin olduğu insanlardan,onların sağladığı güvenlik çemberinden uzakta olduğu her an huzursuzluk hissetti. Atticus onu Georgia'daki bir kız kolejine yolladı;okul bitince de yer değiştirmenin,ilerlemenin tam zamanı olduğunu söyleyip neden New York'a ya da başka bir yere gitmediğini sordu.Jean Louise içten içe kırılmış,kendi evinden dışlandığı duygusuna kapılmıştı,ama yıllar geçtikçe Atticus'un bilgeliğinin gerçek değerini anladı;babası yaşlanıyordu ve kızının kendi başının çaresine bakabildiğini bilerek,kafası rahat ölmek istiyordu."
Sayfa 102·Kitabı okuyor
"Jean Louise annesini hiç tanımamış,anne nedir bilmemişti,ama bir anne ihtiyacını çok ender duyardı.Çocukluğunda babası onu hiç yanlış anlamamış,bir kez olsun haksız yere suçlamamıştı;tek istisna,on bir yaşındayken birgün eve yemeğe gelip de kanının aktığını gördüğü gündü. Öleceğini sanmış,çığlık atmaya başlamıştı.Calpurnia,Atticus ve Jem koşarak gelmişler,vaziyeti gören erkekler çaresiz gözlerle Calpurnia'ya bakmışlar,o da idareyi ele almıştı. Jean Louise bir kız olduğunu hiçbir zaman tam anlamıyla kavrayamamıştı:Yaşamı pervasız,yumruklu dövüşlü bir hareketlilikten ibaretti;güreşmek,futbol oynamak,tırmanmak,Jem'e ayak uydurmak ve fiziksel cesaret gerektiren her mücadelede akranlarını alt etmek. Calpurnia'yı dinleyecek kadar sakinleşince,ona gaddarca bir eşek şakası yapıldığına inandı;artık kadınsı bir dünyaya,nefret ettiği,kavrayamadığı gibi kendini savunamadığı,onu istemeyen bir aleme adım atmak zorundaydı."
Sayfa 101·Kitabı okuyor
Reklam
"Atticus iki küçük çocuk ve Calpurnia adındaki zenci bir aşçıyla dul kaldığında kırk sekiz yaşındaydı.Oturup olan bitende anlam aradığı filan kuşkuluydu;yalnızca çocuklarına elinden geldiğince sahip çıktı,çocuklarının ona olan sevgisine,düşkünlüğüne bakılırsa,elinden gelen hiç de fena değildi:hiçbir zaman Yakar Top oynayamayacak kadar yorgun,muhteşem öyküler uyduramayacak kadar meşgul,abartılı bir yakınma dinleyemeyecek kadar kendi sorunlarına gömülmüş olmazdı;her gece onlara yüksek sesle okurdu,ta ki sesi çatallaşana kadar. Atticus çocuklarına okurken bir taşla bir sürü kuş vuruyordu,ancak yaptığı şey bir çocuk psikoloğunu muhtemelen dehşete düşürürdü:O sırada ne okuyorsa Jem'le Jean Louise de onu okuyordu,böylece çocuklar karman çorman ama geniş ve çeşitli bilgiye sahip oldular.Yola askeri tarihle,Kanunlaşacak Yasa Tasarıları,Gerçek Polisiye Romanlar,Alabama Kanunnamesi,İncil ve Palgrave'in Altın Hazinesi'yle çıktılar. Atticus hemen hemen nereye gitse,Jem'le Jean Louise de peşinden giderdi.Halk meclisinin yazlık toplantısı varsa,Montgomery'e onları da götürürdü;onları futbol maçlarına,siyasi toplantılara,kiliseye,geç vakte kadar çalışacaksa da bürosuna götürürdü.Güneş battıktan sonra Atticus'u peşinde çocukları olmaksızın nadiren görebilirdiniz."
Sayfa 101·Kitabı okuyor
anne...
"Ben annemi özlemiyordum ama galiba Jem özlüyordu. Annemi çok iyi hatırlıyordu,bazen oyun oynarken birden uzun uzun iç geçirir, bırakıp gider,araba garajının arkasında tek başına oynardı. Böyle zamanlarda en iyisi onu rahatsız etmemekti, bunu bilirdim."
Alıntı
Dill'e babasının nerede olduğunu sordum. "Ondan hiç söz etmedin." "Benim babam yok." "Öldü mü?" "Hayır..." "Ölmediyse bir baban var demektir, değil mi?" Dill'in yanakları kızarınca, Jem bana sessiz olmamı söyledi.
Sayfa 17·Kitabı okuyor
Edebiyat
“Şey, o gece mahkeme salonundan çıkarken Bayan Gates önümüzdeydi, merdivenlerden iniyordu, sen onu görmemişsindir, Bayan Stephanie Crawford'la konuşuyordu. Birinin onlara bir ders vermesinin zamanı gelmiş artık, öyle diyordu. Çizmeyi çok aşmışlar, bundan sonra yapmayı düşünecekleri şey bizlerle evlenmek olacakmış. Jem, nasıl böyle Hitler'den nefret edersin de sonra dönüp kendi ülkendeki insanlara bu kadar çirkin davranırsın?”
Sayfa 314 - Epsilon Yayınevi·Kitabı okudu
Reklam
Reklam