Sesini yumuşatarak devam etti:
“Şu kızı uzaktan uzağa bir görsen diyorum. Beğeneceğinden eminim. He de, hemen gidip isteyelim.”
Bu kaçıncı kızdı göstermek istedikleri... Aynı teraneleri dinlemekten bıkıp usanmıştı Tacettin.
“Hiç zahmet çekme anacığım” diyerek içini çekti. “Münasip gördüğüm birisi olursa, sana haber ederim.”
“Yetti be oğlum!” diye sızlanmaya başladı Fatiş Hatun. “Evlen, evini barkını bil, torunlar ver kucağımıza.”
“Bilmeyen de torun hasreti çektiğinizi sanır. Ağabeylerim, ablalarım kaç torun koklattı size. Yetmedi mi? Benimki de eksik kalsın.”
“O nasıl söz! Ağzından yel alsın. Herkesin yeri ayrı. Neden senin de oğulların, kızların olmasın? Meyvesiz ağaç olur mu hiç?”
Diyar be kir' de
Kemerler kırılmıştır sıcaktan
Gündüzde bile
Bir toz var yaz yarasalarından
Bir akrep kabartması surlarda Asur 'dan
Güneşi bir taş gibi fırlatan
Dicle'nin köpüklü dudaklarından
Aslan başlı çeşmelerden
Taçlı güneşli aslan heykellerinden
Latin harfleriyle yazılmış
Kaç kitap gelmişse Bizans'tan
Eriyecektir bakır gibi mahzenlerde
Karartacaktır yapraklarını
Yükselen bir duman zamanı bodrumlardan
Bal aktı incirlerden
Yağ aktı zeytinlerden
Yeni bir ülke buldu narlarda
Türlü hastalığın bakıcısı arılar
En küçük minicik bir zikirdir karıncalar
Kızgın taşlar üstünde
Dizilirler bir tesbih gibi
Evrensel bir tesbihtir
Nuh Tufanı'nın armağanı
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Sofra sofraya değer sofra sofraya
Sofra sofraya bakar yaklaşır sofra sofraya
Böylece gökten sofra iner dağa
Şairlikten sonra başlayan azıklar la
Şarap dense de şarabı aşmış bir şarapla
Susuz topraksız ve göksüz büyümüş bir buğdaydan
Yapılmış ekmekle donanmış bir sofra
Kansız ve etsiz bir sofra
Ne kedi ne köpek sofra der buna
Ne hintli ne rum sofra der buna
Hızır avına çıkmış bengisuya
Bengisu kabusuna kanmış insan sofra der buna
Sen de günlük sofrayı bir kaç kere
En çok da çocuklukta o güz oruçlarının
İftar durumlarında sandın böyle bir sofra
Doğudan gelen davullarla sahurda
Bir sofrayı böyle bir sofra sandın
Evin saati gösterdi hep böyle bir sofrayı
İkindi Kur' an'ından sonraki sofralara
Kattı zamanından bir zaman belki
Kana dönüşen bir şarap değil
Duaya çevrilen bir şarap içildi o sofrada
Ten olan bir ekmek lehimi değil
Gönül azığı olan bir ekmek yendi o sofrada
Zeytinse hem ışık verdi hem sofra katığı
Eve dönüş gecesi ne geceydi
Eşeğin üstünde türkü söyledin
Köylüler bile farkındaydı sevincinin
Yıldızlar mutlu bir sofrada
Yükselip inen gümüş kaşıklardı sanki
Ya salonun o aydınlık hali
Ama birden karşınıza çıkan
içinizi bir incir yaprağı gibi büzen
O kardeşteki göz ağrısı
Anne telaşı
Çocuğa dönüp çaresiz duran
Size dönüp bir umutla ışıyan
Siz ki bir doktordan öte iyi ediciydiniz
Dağlardan inmiş bir göz iyileştiricisiydiniz
Peki kaç gün sonra o göz ağrısını
O yukardan iner görüş sıtmasını
Yumurta hummasını
Neyle kestiniz neyle dindirdiniz
Şimdi onu benden dinleyebilirdin
Ama yıllarca sonra
O göz ağrısının çağrışımı gibi gelen
Bir kulak bir diş ağrısı
Alıp götürdü kardeşi
Lanetli bir peri
Yol gösteriyordu ışık tutuyordu sanki
HIZIRLA KIRK SAAT
1.
Bu çok sağlam surlu şehirden de geçtim
Beni yalnız yarasalar tanıdı
Az kalsın bir bağ bekçisi beni yakalayacaktı
Adım hırsıza da çıkacaktı
Her evde kutsal kitaplar asılıydı
Okuyan kimseyi göremedim
Okusa da anlayanı görmedim
Kanunlarını kağıtlara yazmışlar
Benim anılarım gibi
Taşa kayaya su çizgisine
Gök kıyısına çiçek duvarına değil
Kedi yavrularından başka
- O da gözleri açılmamış olanlardan başka -
El uzatmaya değer
Soluk alır bir nesne bulamadım
Bir gün daha öldü
Ey batıdaki mağaralar
Beni afyonunuz bağlasaydı da
Uyusaydım
Bu katı bu sert kente gelmeseydim
Bir kaç eski ölünün kemiğini fosforladım
Işıklarını arttırdım bin yıl sonraki çocuklar için
Yaşlı bir adamın şapkasını düşürdüm
Karpuz kopardım
Dağdan taş yuvarladım