“Yaşamaya kıyamazdım günleri
Giderdim yanına, kendimden habersiz
Açardı ovaları, darda kalana
Ne güzel olurdu, bir bilseniz,
Metafizik mi, o sizin fikriniz!”
"Sarhoş ediciliğiyle yoruyordu insanı. Hani nefessiz kalana
dek koşarsınız fakat bu his hoşunuza gider ya. Bana günlerdir
koşuyormuşum gibi geliyordu.
Daha da kötüsü, ondan gerçekten hoşlanmaya başlamam
beni korkutuyordu.
Bir insanın diğerine duyduğu hayranlığı kabullenmesi ne
ürkütücü bir işti."
Geçmişe özlem duymak, asla dolmayacak boşlukların, kovuklarını belli etmek ister gibi zonklamasına neden olsa da, bir yanıyla bana hep iyi gelirdi. Vaktiyle var olmuş bir yokun nazikçe kendini anımsatmasıydı neticede bu sızı. Özlenmeye hak kazanacak denli mutlu etmiş bir lütuftan geriye kalana, sızı bile olsa, teselli diye bakardım ...
Peki ya geldikten sonra giderse!? Hayır hayır, bunu düşünmemeliyim. Çünkü bir gelişin heyecanı ne derece dayanılmaz ise geldikten sonra gidişin azabı o derece ürkütücüdür.