Cemil Meriç belki de en sevdiğim düşünce yazarıdır. Onu Bu Ülke ve Ümrandan Uygarlığa isimli başyapıtlarıyla tanımıştım yıllar önce. Ne zamandır okumak istediğim Jurnal'ini de an itibarıyla okumuş bulunmaktayım. Cemil Meriç kendini ne sağa ne sola ait hisseden bir mütefekkirimiz. Düşüncelerini, tavrını o kadar beğendiğim biri ki Cemil Meriç'le -Bu Ülke ile- 18 yaşımda tanışmayı bile geç kalmışlık olarak değerlendirmiştim. Cemil Meriç'in Jurnal'i yalnızca bir jurnal değil bir münevverin kendi iç dünyasında kurduğu devasa bir mahkemenin tutanağıdır. Eseri okurken onun o kendine has, tavizsiz ve bir o kadar da zarif üslubunun büyüsüne kapılmamak elde değil. "Kamus, namustur" düsturuyla ördüğü bu metinlerde, her kelimeyi titizlikle seçilmiş birer mücevher gibi işlemiş. Jurnal, Doğu ile Batı arasında sıkışmış Türk aydınına tutulan bir ayna olmanın ötesinde, yazarın ideolojilerin hapsinden kaçan hür tefekkürüyle şekillenen entelektüel bir otopsi niteliği taşıyan harikulade bir eser. Meriç'in fiziksel engeli ve anlaşılamama kaygısından beslenen o yoğun melankolik asaleti, kendi zaaflarına karşı gösterdiği acımasız dürüstlükle birleşince eser benim için sarsıcı bir itirafnameye dönüşüyor. Zira kendisi âmâ olsa da gönül gözü daima açıktı. Meriç'in toplumla olan kavgasını okurken aslında bu kavganın altında yatan Türk irfanına olan bağlılığı, eserin her satırında bir kandil gibi yanıyor. Cemil Meriç’in Jurnal'i, benim için sadece bir kitap değil, her okuyuşumda yeni bir derinlik keşfettiğim bir hazine olacak. Onun fildişi kulesinden yükselen bu ses, tüm toplumun yansımasıdır. Okunmasını şiddetle tavsiye ederim lakin ön yargılı insanlar okumaya tenezzül bile etmemeli.