• Çiçekleri düşünen yok!
    Balıkları düşünen yok!
    İnanmak isteyen yok:
    Bahçe ölüyor!
    Yüreği kabarmış bahçenin güneş altında.
    Boşalıyor bahçenin zihni usul usul
    yeşil anılardan!
    Sanki bahçenin duygusu
    soyut bir şey
    bahçenin yalnızlığında solan.

    Evimizin avlusu yapayalnız.
    Yabancı bir bulutun yağmasını bekliyor
    evimizin avlusu.
    Esniyor.
    Ve boşalmış evimizdeki havuz.
    Düşüyor ağaçların tepesinden toprağa
    küçücük acemi yıldızlar.
    Ve balık yuvalarının loş pencerelerinden
    Öksürük sesleri geliyor geceler.
    Evimizin avlusu yapayalnız.

    Babam Diyor:
    “Geçti benden!
    Benden geçti!
    Eledim unumu,
    Astım eleği.”
    Ve odasında sabahtan akşama dek
    Ya Şâhnâme okuyor
    Ya Nâsihüttevârih.
    “Lanet olsun balığına da kuşuna da!
    Ben öldükten sonra
    ne fark eder
    ha bahçe olmuş
    ha olmamış!
    Yeter emekli maaşım bana! ”

    Anamın bütün hayatı
    Serilmiş bir seccade
    cehennem korkusunun eşiğinde.
    Anam her şeyin altında
    arar bir günah izini
    ve düşünür:
    Bir bitkinin küfrü
    lekelemiştir bahçeyi.
    Anam dua okur gün boyu.
    Doğal bir günahkârdır anam!
    Ve üfler tüm çiçeklere.
    Ve üfler tüm balıklara.
    Ve üfler kendisine.
    Anam bekler durur hep
    ilahî bir zuhûru,
    ilahî bir bağışı.

    Biraderim “kabristan” der bahçeye.
    Biraderim güler otların kargaşasına
    ve sayar
    balık cenazelerini
    suyun hasta kabuğu altında
    bozuşmuş zerreciklere dönüşen.
    Biraderim felsefe düşkünü.
    Biraderim bahçenin şifasını
    bulur bahçenin yok oluşunda.
    İçip buldu mu kafayı
    Yumruklar kapıyı, duvarı.
    Ve çalışır söylemeye
    çok dertli,
    yorgun
    ve umutsuz olduğunu.
    Ve taşır umutsuzluğunu yanında
    çarşıda, pazarda
    Kimliği, takvimi, mendili, çakmağı,
    tükenmez kalemi gibi.
    Ve öyle küçüktür ki umutsuzluğu
    her akşam
    kaybolur meyhanenin izdihamında.

    Ve çiçek dostuydu kızkardeşim.
    Yüreğindeki sade sözleri,
    dayak yiyince anamdan,
    götürürdü onların müşfik ve sessiz topluluğuna.
    Ve konuk ederdi kimi zaman
    balık ailelerini
    güneşle,
    tatlıyla.
    Şehrin öte yakasında onun evi
    Yalancıktan evler arasında,
    Yalancıktan kırmızı balıklarla,
    Sığınarak yalancıktan eşinin aşkına
    Ve yalancıktan elma ağaçlarının dalları altında
    Yalancıktan şarkılar söyler
    Ve doğal çocuklar yapar.

    Ne zaman gelse bizi görmeye
    Eteklerinin ucu bulaşır bahçenin fakirliğine,
    Kolonya banyosu yapar.

    Ne zaman gelse bizi görmeye
    Hamiledir hep.

    Evimizin avlusu yapayalnız.
    Yapayalnız evimizin avlusu.
    Gün boyu
    un ufak oluş
    ve çatırdayış sesleri gelir kapının ardından.
    Bizim komşular bahçelerinde çiçek yerine
    Makineli, top, tüfek ekerler hep toprağa.
    Bizim komşular kapak koyarlar hep
    çini havuzlarının üstüne.
    Ve çini havuzlar,
    -İstemese de kendileri-
    gizli barut depoları.
    Ve bizim sokağın veletleri
    doldururlar okul çantalarını
    küçük bombalarla.
    Serseme dönmüş bizim evin avlusu.

    Yitireli beri kalbini
    korkuyorum
    bunca elin saçma tasavvurundan.
    Ve korkuyorum
    bunca suratın yabancı yabancı
    cisme bürünüşünden.
    Yapayalnızım ben
    geometri dersini çılgınca seven
    bir öğrenci gibi.
    Ve düşünüyorum:
    Hastaneye kaldırmalı bahçeyi.
    Düşünüyorum…
    Düşünüyorum…
    Düşünüyorum da..
    Yüreği kabarmış bahçenin güneş altında.
    Ve boşalıyor bahçenin zihni usul usul
    yeşil anılardan.

    Füruğ Ferruhzad - Bahçeye Acıyorum
  • #elazığkitapfuarı nda sohbet etme imkanı bulduğum ve kitap yorumunu bekliyorum diyen @eroglufikret 'na, okurlarına ve okurlarının fikirlerine değer verdiği için teşekkür ediyorum.

    #arafınsakinleri 'ni okumayı yoğunluğum nedeniyle biraz ertelemek zorunda kaldım. Ama bunun için pişman oldum. Kitabı aldığım gün okumalıydım. İlk olarak kapak tasarımını çok beğendiğimi söylemeliyim. Her sayfasında günümüzün konularına ve sorunlarına değinen bir yer bulunmus. Gençlik, madde bağımlılığı, eğlence hayatı, aile sevgisi veya sevgisizligi, din karmaşası.... Bir cok konu var ve hepsinin birbiriyle harmanlanması başarılı olmuş. Hayatimizda ki iyi ve kötü insanların sentezini ve kendimizi manevi açıdan sorgulamamizi sağlıyor. Öncelikle kendini tanimlama evresinde olan genç kitlelerin bu kitabi okumalarini tavsiye ediyorum. Kitabın içinde ki cüce kadın hikayesi ve hemşire Azra'nin yaşadığımız toplumdaki kadin rolunu yansıtması cok güzel olmus. Ayrica diger hemsiremizin kendisiyle barışık olan yapısı kadınların metalastirilmasi icin verilen ugraslara ters tepki olarak koyulmuş. Kadın olduğu ve hissettiği gibi mutlu olmalı. Bu ülkede ana karakterimiz Handan gibi olan bir çok insan var, karakterin yaşadıkları okuru sıkmadan aşırı bir melankoli yasatmadan olduğu gibi yazilmis olması bizim karaktere acimamizi değil ders çıkarmamızi sağlamış. Sadece islam üzerinden değil islama kadar gelen süreçte diğer ilahi kitaplardan alıntı yapılması tüm insanlara hitap etmis, önemli olanin dini inancin ismi degil ilk gunden bu yana dinde ki amacın Tanrı ve aşkı tanimak olduğunu bize anlatmış. Ben sevdim kitabı. Tek olumsuz eleştirim şu olacak, kitapta yazım ve kelime hataları var. Bir kaç tane bile olması insanı rahatsız ediyor. Sonuç olarak kitabın içeriğini beğendim. Tüm konuların harmanlanması okuyucuyu rahatsız etmeyecek gecislerle sağlanmış. Eser için teşekkürler. Dilerim bir çok okuyucuya ulaşabilir ve hayatlarına dokunabilirsiniz
  • "Şeyh Gâlib, 'Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen' derken, insanı içinde kâinatı barındıran bir öze benzetir."
  • Kolombiyalı büyük yazar Gabriel Garcia Marquez'in 1981 de yayımlanan 7. Romanı, işleneceğini herkesin bildiği fakat kimsenin engel olmak için bir şey yapmadığı cinayetin öyküsüdür.(Bknz; arka kapak)

    Selamlar kaldığımız yerden devam..Hastalıkta ve sağlıkta aile ve dostlarla dolu dolu bir hafta sonundan merhabalar! Verdiğim bazı davet sözlerine katılımı icabet ettiremediğimden hüzünlüyüm.. Öte yandan planlarıma sadık kalıp okuma listesini başarıyla sürdürebilmiş olmaktan gururluyum. Kalan son 2.
    #okudumbitti köşesinde sırada #kırmızıpazartesi var. Üst yazı da belirttiğim gibi kitap bilinen bir cinayetin başından sonuna tüm nedenlerini kasaba halkının dilinden farklı yorumlarla vuku buluyor.

    Enteresan şekilde ilk kez kurban ve katilin kim olduğu bilinse de ve hatta sebebi de açıkca belirtilse de hala son sayfaya kadar okunmak için merak uyandırmasıydı. Namus cinayeti, toplumun kız yetiştirmeye verdiği önem, kadın ve erkeğın yeri ve görevleri (ne kadar da çok bizim kültürümüzü yansıtıyor öyle🤔) burada ağır basıyor.

    İçerikte olayın sürekli farklı şekilde yorumlanmasından ötürü çok fazla karakter barındırıyor. Yine de halkın namus cinayetine olan bakış açısını cinayetin kendisinin işlenmesinin öneminden daha fazla üzerinde durulmasını görüyorsunuz, ortak davranış biçimi ve kaçınılmaz sonun değiştirilemeyeceği gerçeği.. Son olarak Santiago Nasar'ın dramatik son bulan hikayesini okumanızı tavsiye edebilirim
  • Kate Morton kitapları ülkemizde çok talep görmüyor. Dilimize çevrilmiş beş kitabı mevcut. Göl Evi hariç hepsini okudum. Gerçekten hepsi birbirinden sürükleyici ve çözülmeyi bekleyen gizem içeriyor, merakla okutuyor kendini. Anlatım , tasvirler güzel tercüme edilmiş. Kopukluklar yaşamadan su gibi akıp gidiyor. Sır Muhafızı da aynı şekilde çabucak bitti. Spoiler olmaması için detaylı olarak konuya girmek istemiyorum. Sadece arka kapak tanıtımını paylaşmak istiyorum. Naçizane görüşüm okuyun. Sevgiyle kalın

    1961: Laurel sıcak bir yaz gününde, çocukken oynadığı ağaç eve saklanmış, Billy adında bir gencin, Londra'ya taşınmanın ve parlak bir geleceğin hayalini kuruyordu. Fakat bu huzurlu gün sona ermeden, Laurel, hayatını değiştirecek bir cinayete tanık olacaktı.

    2011: Laurel artık çok sevilen bir oyuncuydu ama geçmişin gölgesinden bir türlü kurtulamıyordu. Tanık olduğu günahları aklından çıkaramadığı için aile evine dönerek geçmişin gizli parçalarını bir araya getirmeye karar verdi.

    Bambaşka dünyalardan üç yabancının, Dorothy, Vivien ve Jimmy'nin yolu, savaş dönemi Londra'sında şans eseri kesişecekti.

    Ve hiçbirinin hayatı eskisi gibi olmayacaktı.
  • Arada tanıtımların sahteciliğine kapılıp yanlış kitap seçimleri yapıyorum. Okumamama rağmen ilk kitabı Kafes'in iyi bir kitap olduğunu duymuştum. İkinci kitabı Gölün Dibindeki Ev'i ise harika kapak tasarımıyla da gönlümü kazanınca satın aldım. Ama tamamen vakit kaybıydı. İki ergenin başından geçen kısa süreli bir macera, tamamen sayfa dolsun mantığıyla oluşturulmuş boş diyaloglar ve tutarsız bir kurgudan ibaret bu kitabı siz de benim gibi yanılıp satın almayın derim.
  • Toprağa Gömülen Umutlar

    Ucu keskindir kalemimin
    Esirgemez satırlardan sözünü
    Ya susar şahit olur
    Bir ağaç gibi
    Ya konuşur öfke kusar bir dağ gibi
    Ya da susar örtünür toprak gibi
    Konuşun ey kelepçe vurulmuş kelimelerim
    Siz konuşun hüzünlü kitaplarım
    Ben sizin yerinize gömülmeye hazırım, yakılmaya da
    Salın köklerinizi o kara topraktan
    Ve yeşerin yine umut umut
    Yasak yasak ...
    Kitaplarım, masumun canı yetmedi mi
    Sizi de gömüyorlar .
    iki kapak arasına sığınmış dünyam,
    şiirlerim ,
    Sözlerim ,
    Şimdi yıldızlar  yoldaştır size geceleri
    Güneş ısıtır üşüyen sayfalarınızı
    Korkmayın , asla korkmayın
    Dualarım var size,
    Yeniden bişeyler  için secdem var.
    Olsa da yürek Tur gibi
    Yerle yeksan olsa da .
    Dağılmaz Nur olur
    İner yüreklere
    Korkmayın
    Konuşun
    Öfkelenin
    Dur deyin artık
    Ve dursunlar
    Dayanamıyorum bu ayrılığa
    Beni sizinle buluşturan kelimelerim !
    Benden selam söyleyin
    Elbet bizde birgün bürünürüz
    O kara örtüye
    #Avesta