Güz Sarısı Epiloğu
İşte bu son perdesiydi başladığımız oyunun İzahı yoktu aramızda konuşulan bu konunun Sanrılarla baş başa raks ederken o akşam Cebimde geçmişten kalan kapkara bir yaşam Meğer hep ona dayanıyormuş attığım her bir adım Hangi patikadan sapsam, ona çıkıyor yollarım Sen ki bu can evimde hüküm süren yaşamsın Ruhuma mühürlenmiş büsbüyük bir gamsın Sustu o koca nehir, kurudu pınarlarım Artık bu ıssızlıkta kime neyi anlatırım Karşımda duran ayna bile yabancı sese Hapsetmiş kendi kendini o daracık kafese Buram buram bağırıyor içimdeki şu çocuk Bulamıyor tenine saracak eski bir gocuk Müsaade etmez elbet bu sonsuz gâma Yaradan Bir gün elbet çekilir bu gölgeler aradan Sanki tek bana bahşedilmiş bu güz sarısı epiloğu Bu sessiz yalnızlıkta can çekişiyor bir kuğu Zamansız vedalarla kararır her an devran O kafesteki gönül öyle güçlü, öyle yaman Bir konçerto ortasında kesilse keşke nefesim Kendi kendine hayaller kuruyor bak iç sesim Ah güz sarısı sen neden bu kadar nazlı ve elemsin Hükümsüz bir infazda boynuma inen kaddesin Söyle şimdi yad ellerde tek başına mı kaldın Yoksa o sahte rüyayı gerçek hayat mı sandın Zemheri vurdu bak yine, sustu bütün şarkılar Zihnimin dehlizlerinde kanar eski sancılar
Şiir
Kıyıda Kalan Bir kapı kapandı içimde, herkesi sevdiğimi sandığım o eşikte — oysa sevgi, bir kuşun havada bıraktığı kanat iziymiş; görünmeden yitip giden. Saat durdu — duvardaki değil, göğsümün tam ortasındaki o sarkaç. Düşler sızıyor şimdi, kırık bir testiden sızan su gibi. Dört yaşımda bir taş bıraktılar avucuma, "dimdik dur" dediler. O taş büyüdü, genişledi, bir dağ oldu sırtımda — yarınlarım o dağın ağır gölgesinde şimdi; kâh kara, kâh ak. Binmeyeceğim Tutunamayanlar'ın o amansız gemisine. Yarım kalan her yelken, başka bir rüzgârın göğsünde sınasın kendini. Ben kıyıda kalanlardanım — sahi, kıyı da bir yol değil mi? Karanlık odalarda bir kibrit çakılır ansızın, o kadarı yeter —
Şiir
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Bir Gün Herkes Gider Sanmıştım..
Yağmur o gün sanki sadece şehre değil, insanların içine de yağıyordu. Otobüs durağında herkes birbirinden kaçıyormuş gibi başını eğmişti. Kimse kimseye bakmıyor, herkes kendi sessizliğini taşıyordu. Soğuk, insanın tenine değil de kalbine işleyen türdendi. Arka tarafta, kırmızı kapüşonlu bir çocuk oturuyordu. En fazla sekiz yaşlarında. Ayakkabılarının biri bağcıksızdı. Elleri küçücük olmasına rağmen montunun cebine sıkıca saklanmıştı. Sanki dünya onu üşütmüş gibi… Kimse fark etmiyordu onu. Ama tam o sırada, durağa yavaşça bir adam geldi. Otuzlu yaşlarının sonunda… Yorgun yüzlü. Elinde eski bir kitap vardı. Adam çocuğun yanına oturdu ama konuşmadı. Bazı insanlar vardır… Sessizliğiyle “Ben de kırıldım.” der. Çocuk bir süre sonra başını kaldırıp adama baktı. “Abi…” dedi usulca. “Bir insan herkesi kaybedebilir mi?” Adam önce cevap vermedi. Sanki soru ona değil de geçmişine sorulmuştu.
Duygular
Çağ ve yeniden örülen ağlar.
Yaşamın giderek eğreti bir hale gelmesi kaygı çağının dışavurumundan başka bir şey olamadı.Kırgın ikindiyi son duyan nesil olarak aciz şikayetlerin arzuhalcisi olunabiliyor.Büyük düşünceler çağı kapandı,umumi harp günleri uzakta, yakın geleceği bir çağ öteyi gözleyen yedi uyurlar gibi gözlüyoruz bugünün kapı kilidi deliğinden.Gördüklerimiz anahtar deliğinden görünenler bunları görmek için çölü geçen bir bedevinin zihniyle kaynağı arar vaziyette ama görmek için bu deve yine bu iğne deliğinden geçmek zorunda..Dikkat etmek gerekiyor çölün serapları artmaktadır..
Kıyısız Saat Bir gölgenin içinden geçti rüzgâr. Ağaç yoktu. Yön de. Sanki dünya, unuttuğu bir cümlenin ortasında bir an duraksamıştı. Gökyüzü sessizliğini katladı, bir kuşun artık hatırlamadığı kanadın üzerine bıraktı. Kanat uçmadı. Mavinin ağırlığı bazen uçmaktan daha gerçektir. Bir taş vardı; kendini düşünürken dağılan. Çatlaklarından zaman sızıyordu, eski saatlere benzemeyen, kimsenin kurmadığı saatlere. Uzaklarda bir nehir akıyordu belki. Belki de yalnızca yankısı. Derinlik, içine düşen her şeyi balığa çeviren karanlık bir düş gibiydi. Adımı bıraktım sonra. Bir eşikte. Kapı değildi bu, hatta eşik de sayılmazdı; yalnızca boşluğun, kendine açılan yüzü. Ve tam o sırada hiç doğmamış bir yıldızın gecikmiş ışığı değdi yüzüme. Ardımda kalan yollar ayak izlerini sessizce geri topladı. Kimse çağırmadı beni. Kimse uğurlamadı. Önümde duran açıklık, karanlıkta açan bir çiçek kadar sakindi. Sonra her şey bir damlanın düşmeden önceki kararsızlığında kaldı.
Edebiyat
1. İnsanî Âşk — Bağlanış Bir adam sevdiğine bağlanmıştı. Onu düşündükçe hayatı anlâm buluyordu. Ama bir gün uzaklık girdi araya. Ve ilk defa şunu hissetti: “Ben onu sevmiyorum sadece… Ona tutunuyorum.” 2. Ayrılık — Kırılma Sevdiği uzaklaştı. Ses kesildi, yol kapandı. Adam konuşmak istedi, ama cevap yoktu. O zaman içi yavaş yavaş sustu. Ve anladı: “Bazı sevgiler insanı büyütmez, önce boşaltır.” 3. İçe Dönüş — Suskunluk Zaman geçti. Artık dışarıyı aramıyordu. Her şey içe dönmüştü. Sessizlik artmıştı. Ve bir gece kendi kendine şöyle dedi: “Ben onu dışarıda ararken, içimi kaybetmişim.” 4. Uyanış — Aşkın Yön Değiştirmesi Bir gün kalbi değişti. Artık sevdiğini bir “kişi” gibi değil,