Avrupa, hayallerini gerçekleştirmek için kuran insanların ülkesidir. Orada gerçekleşemeyen hayal bir acı kaynağı, bir tragedya konusudur. Doğu'da ise hayal bir keyif, bir gerçekten kaçma vesilesidir. Doğulu, geviş getirir gibi, kendi içinde başlayıp kendi içinde biten, hedefsiz, başıboş hayaller kurar.
Peygamberimiz sallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu;
......... : " Dindarlığını ve ahlakını beğendiğiniz biri gelip sizden kiz isterse (o kişinin maddi durumuna bakmaksızın) onu kızınızla evlendirin. .... (Tirmizi)
Söze dikkat edin. Sadece din demedi, ahlaka da vurgu yaptı. Bu aynı zamanda kız babalarına da verilmiş bir cevaptır. Fakir birisi gelebilir ama ahlakı güzelse o asla asalak olmaz, onun bunun sırtından geçinmez, ona buna el açmaz.
sabahattin ali muhakkak yüksek istidadı olan bir ruh işçisi. kürk mantolu madonna’yı kurgularken de bu işçiliğinden faydalandığı açık.
kendi halinde olan bir insanı tanımak zordur. böyle bir insana dair açık bir kapı bulunduğunda ise bunu aralamak arzusu ve merakıyla dolarız. yazılmış olan bir günlüğü okuma/ karıştırma arzusu ise pek çoğumuzun içinde var olan bir duygudur. sırları aralamak, bilinmeyeni çabucak öğrenmek isteriz. insanda var olan bu haslete hakim olan sabahattin ali, bu kitabın kurgusunu da buna göre hazırlıyor. eprimiş siyah bir defteri okuyoruz; hakkında kimseye içini açmamış, başkalarına kendinden bahsetmemeye özen göstermiş, kendini başkasından sakınmış birinin defterini. sırlara bir an önce vakıf olma arzusuyla kelimeleri arşınlıyor, bir hevesle okuyoruz yazılanları. baştan sonra “merak” duygusunu yanıbaşımızda taşıyoruz. ilkin belirttiğim gibi sabahattin ali “biz”i bildiği için kurgusuyla bizi alıp götürmeyi de biliyor. içsel yaşantıları olabildiğince derin, aynı zamanda açık ve elbette kendine has bir şairanelikle aktarıyor.
bazen “hayatımdaki bu olay gerçekleşmeseydi, veya başka türlü gerçekleşseydi acaba hayatım nasıl olurdu” diye düşünürüz. birtakım rastlaşmalar, küçücük yol ayrımları bir hayatı nasıl yaşayacağımızı belirler kimi zaman. bu incecik bir yaprağın savruluşuna benzer. kürk mantolu madonna, incecik bir yaprak gibi savrulan “raif” bey’in romanı.. hayatı bir ‘yanlış anlama’ya bağlı olarak şekillenen, kalabalıklar içinde yapayalnız kalan bir adamın romanı. “bir merdümgiriz nasıl olunur?”un romanı.
Hülasa, kuvvet ve kabiliyetlerine göre, meslek tutamamak yüzünden heder olan enerji ve istidatları, bezginlik ve bıkkınlık içinde tükenen ömürleri düşündükçe; iş ve meslek dağılımı bakımından henüz ne kadar geri ve iptidai(gelişmemiş, ilkel) bir durumda olduğumuzu daha iyi anlıyorum.