Bahsi geçen eleştiri kuralları tamamen kavrandıktan sonra mantık safsataları alanında yazılmış eserlere bakmak faydalı olacaktır. Mantık safsataları; düşünce, çıkarım ve argümanlarda yaygın hata ve yanlış çeşitlerini açıklamakla ilgilenen bir alandır. Her çeşit için içeriğine delâlet veya işaret eden özel başlıklar kullanır. Sözü edilen konuya dair okumalar yapmanın faydası inkâr edilmez. Ben buna rağmen pek üzerine düşülmemesi taraftarıyım. Nitekim okuyucuya ne hatanın temellerini açığa çıkarma melekesi ne de metotlu eleştiri kuralı veriyor; dikkate şayan birkaç noktayı göstermekle kalıyor. Bu kitapta ve benzerlerinde bahsedilen eleştiri kuralları ise fikirlerde bulunan hataların ve problemlerin temelleriyle ilgilendiği için önem verilmeye daha layıktır. eserleri Mantık safsataları alanında yazılmış incelediğimizde ve faydalı bir özet almak istediğimizde aralarından dört tanesinin temayüz ettiğini görürüz: 1. Korkuluk 2. Niteliksel adam karalama 3. Kırmızı ringa [tahrik] 4. Kaygan zemin
Bir Yazar Bir Kitap
KELİME DEFTERİ * Diğer yandan her yazarın belli kelimeler etrafında döndüğünü biliyordum. Öyle ki o kelimelerin bir araya getirilerek yorumlanması yazarın ilgilerini, ısrarlarını, meselelerini kısacası temel izleğini (personel mitini) ortaya çıkarabilirdi. Yazar o kelimelerden ibaret tek cümleye indirgenebilirdi. 13 * İşte benim Kelime Defteri’m: Aşk: Ezelden beri aşk olduğu için kelimelerin en başına yazıldı. Ezel Tanışıklığı: Aşkın tanımı. Bezm-i cânda Galib’in payına düşen kâle-i kâm. İhanet: Ezeli aşk üçgeni. Akıl ve Kalp: Aklıma yaslansam kalbim, kalbime yaslansam aklım yarı yolda bırakıyor. Acı: Kendimiz için çekersek bizi bencilleştirir. Kendi acımızda bütün evrenin acısını tecrübe edersek olgunlaşırız. Acıdan acıya fark var. Empati: İnsan olmanın ilk şartı. İnsan kendini başkasının, dahası kurdun kuşun, börtü böceğin, kırık dalın yerine koyabiliyorsa insandır. Hayvanlar: Sevmiyorsan da yaşama hakkına saygı göster. Yusuf’u yemeyen kurttan muhacir Masala, akıbeti meçhul karacalara. Yazdıklarımda hep varlar. İnsaniyet: Her türlü davanın üstünde. Ve ben artık insanlardan insaniyete sığmıyorum. Sahici: Düz cümleler kurmaya heves edişimin hem sonucu hem sebebi. Siyaset: Tek masumun acı çektiği yerde bütün geçerliğini yitirir. Savaş: Niye ki? Şefkat: Bütün duyguların üstünde duruyor, hâlâ. Zaman: Her şey her an yeniden yaşanıyor. An: Her şey anın içinde donmuş duruyor. Ölüm: Ölüm sonrasında bir hayat olduğundan, orada tekrar buluşup konuşacağımızdan kalemimin şu an elimde durduğundan emin olduğum kadar eminim. Kadim: Ne güzel kelime. Evrensel: Kadim ile birlikte. Perde: Bu perdenin arkasında ne var ki ömrünü onun önünde muztarib bir ruh gibi dolaşmakla geçiriyorsun? Hepimiz bu taraftayız. Arkada ne var? Gölge: Sen bana gölge ben sana gölge. Rabb’in nazarında sen gölge
TİMAŞ
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Türkiye'nin Başbakanları Etnik Çete'nin yaygarasına uyup, Türkiye'nin mozaik olduğu yolundaki düşman palavrasını tekrarlayıp dururken, Yunan Gizli Servisi'nin elemanları bizim Doğu Karadeniz Bölgesini karış karış dolaşırlar. Zamanında Hristiyanların yaşadığı köyleri tespit ederler. Civarındaki vadilerde veya ıssız dağ başlarında kilise veya manastır harabeleri bulunan köyleri mimlerler. Sonra turist olarak, botanikçi olarak, sanat tarihçisi, arkeolog, fındık tüccarı, yatırımcı veya yolunu kaybetmiş gariban bir seyyah olarak bu köylere gelirler. Çocuklara şeker, çikolata, gençlere sigara ikram ederler. Vaziyete göre, birkaç ay sonra yine geleceklerini söyleyip ufak tefek siparişler alırlar. Yine vaziyete göre açık saçık kıyafetler giyinip, serbest hareket eden gizli teşkilatın bir kadın mensubunu, yeğenleri, yakınları, arkadaşları olarak tanıtıp cazibesinden istifade etmeye kalkarlar. Müsait buldukları ailelerin kızlarını oğullarına isterler." Ama özellikle gençlerle temas kurarlar. Hani lise veya üniversiteyi terk etmiş veya üniversite sınavlarında başarı gösterememiş, bir paket sigara parasına muhtaç hâlde işsiz güçsüz dolaşan, sevdiği kızdan da yüz bulamadığı için zaman zaman intihar etmeyi düşünen gençlerimiz vardır ya, daha çok onlarla ilgilenirler. Kimilerine Yunanistan'da iş bulabileceklerini söylerler, kimilerine eğitimleri için burs verebileceklerinden bahsederler. Ve ikna ettiklerini alıp Yunanistan'a götürürler. Sonra devreye Savvas Kalenderidis girer. Savvas Kalenderidis, Abdullah Öcalan'ı Kenya'ya kaçıranlardan biri olduğu için, hükümetin namusunu kurtarmak maksadıyla ordudan uzaklaştırılan bir istihbarat Albayıdır! Bir zamanlar İzmir Konsolosluğu'nda istihdam edilen ve "istenmeyen adam" ilan edilmek üzereyken Yunanistan tarafından geri çekilen
Sayfa 39 - Bilgi Yayınevi·Kitabı okudu
Tarih
Bütün bu görüş ayrılıklarına rağmen Sarıkamış Kuşatma Harekâtı ile ilgili olarak şunlar söylenebilir: Enver Paşa’nın, Birinci Dünya Savaşı’nda hem Harbiye Nazırı hem de ordu komutanı olarak bizzat sevk ve idare ettiği Sarıkamış Kuşatma Harekâtı bir felaketle sonuçlanmıştır. Bu başarısızlık Enver Paşa’nın ordu ve İttihat Terakki Cemiyeti içerisindeki itibarının olumsuz etkilenmesine neden olmuştur. Sarıkamış felaketinden sonra Enver Paşa’nın karşısında olanlar, bu felaketi onun aleyhine başlattıkları karalama kampanyasının en önemli malzemesi yapmışlardır. Bu kampanya çerçevesinde, Sarıkamış Kuşatma Harekâtı’nda III. Ordu’nun kayıpları abartılarak, “90 bin kişinin donarak öldüğü” ve bunun sorumlusunun Enver Paşa olduğu iddiaları günümüze kadar gelmiştir. Enver Paşa da bu karalama kampanyasına karşı, Sarıkamış felaketini uzun süre gizli tutmaya çalışmış ve Kafkas Cephesi’nde olup bitenden basının haberdar olmaması için sansür uygulatmıştır. Ayrıca Sarıkamış Kuşatma Harekâtı, Birinci Dünya Savaşı süresince bütün cepheler üzerinde etkili olmuştur. Osmanlı Devleti’nin Kafkas Cephesi’ni ne kadar ciddiye aldığını gören Ruslar, 3 Ocak 1915 tarihli bir telgraf ile müttefikleri İngilizlerden, yüklerinin hafifletilmesini ve bu maksatla İtilaf Devletlerinin Türklere karşı harekete geçmelerini istemişlerdir. Bunun üzerine yüz binlerce İngiliz ve Fransız askeri Batı Cephesi’nden çekilerek Çanakkale önlerine sevk edilmiş ve bu da özellikle Almanya’nın Avrupa’daki Batı ve Doğu Cephelerinde biraz olsun rahatlamasını sağlamıştır.
Dünya için ideal model olarak kabul etmemiz istenen büyük Amerikan demokrasisine bir bakalım. Bu öyle bir demokrasıdır kı, kazanan en çok oyu alan kişi olmak zorunda değildir. Seçimlerde nüfusun yalnızca yarısı oy kullandığı için, asıl seçim zaferi demokratık şürece katılmaya bile tenezzül etmeyenlerin olur. Dünyanın en özgür ülkesi olarak lanse edilen bu yerde, demokratik siyasi kampanyalar tam anlamıyla birer trajıkomık gösteriye dönüşmüştür. Silah lobisi gibisi güçlü çıkar grupları, politikada adı geçen herkesi satın almıştır. Kongre'ye ya da Senato'ya girebilmek için yaklaşık 20 milyon dolar gerekirken, birini Beyaz Saray'a taşımak için yaklaşık 3 milyar dolara ihtiyaç vardır. İdeal aday, ya silik bir figür ya zihinsel olarak işlevsiz, beyin ölümü gerçekleşmiş bir aktör veya en azından Oscar törenlerinde sunuculuk yapabilecek bıri olmalıdır. Danışmanlar senaryoyu yazar, dramayı kurgular, mesajları uydurur, algıyı şekillendirir ve ardından Beyaz Saray'ı yönetirler. Saldırgan ve karalama odaklı reklamlar, siyasi rakıpleri neredeyse şeytanın hizmetkârları gibi gosterir. Kamuoyu önündeki tartışmalar ise tamamen bir tiyatroya ve geçmişteki hataların ifşasına dönüşmüştür. Böylelikle Amerikan demokrasisi, parodık demokrasi denilebilecek bir sistemle çalışır duruma gelmiştir. Seçmen katılımının yarı yarıya
Sayfa 38·Kitabı okudu
1000Kitap
McAndrews'un deyimiyle, Mark Efendi bu savaşta esir almayı sevmez, satın alamadığı rakiplerini farklı yollar kullanarak yok eder. Elon Musk'ın Twitter'ı Jack Dorsey' den satın alması ve sonradan olanlar bu açıdan çok ilginçtir. Twitter'ın satış hikâyesi, dünya ticaret tarihinde eşi zor bulunur özellikler taşır. Önce "Musk, Twitter'ı niye almak ister?" diye sorarsak büyük ihtimalle "Dünyanın en zengin adamı olduğu için sosyal medya tekelini kırmak ve kendi de sosyal medya avantajını kurmak ister." diyebiliriz. Önce 44 milyar dolarlık bir alış fiyatı gündeme gelir, belki Jack Dorsey'i satışa ikna etmek için öne sürülmüş bir rakamdır bu. Fakat Musk sonra vazgeçer gibi olur ama iş işten geçmiştir, karşı taraf zarara uğradıklarını öne sürerek mahkemeye müracaat etmiştir. Musk, hukuk danışmanlarının tavsiyesi üzerine davayı kaybedeceğini anlayınca asıl değeri 13,3 milyar dolar olan Twitter'ı, 44 milyar dolara alır, verdiği fazladan para yaklaşık 30 milyar dolardır. Satın aldıktan hemen sonra, şirkete Dorsey'nin yerleştirdiği kurmaylarını kovar ve sitede içerik değişikliği de yapar. İstatistiklerin gösterdiği gibi LGBTQ ve antisemitik (Yahudi düşmanı) tweetler belirgin bir şekilde artar. Anti- Diffamation League (ADL) (-Yahudilere Karşı- İftira/Karalama Karşıtı Lig) devreye girer ve şikâyette bulunur. Ve Musk, hiç beklemediği bir yerden zaten önceden de bazı idari hatalar yapmış olduğu Tesla şirketi üizerinden de darbe yer. Twitter olayından sonra şirketin hisse senetleri %49 oranında düşer, rakamsal kayıp 700 milyar dolardır. Yani Zuckerberg'in savunduğu sözde "değer"lerle oynamak, Elon Musk'a en azından 730 milyar dolara mal olmuştur. Neticede Zuckerberg, Twitter'ı alamasa da bir süreliğine etkisiz hale getirmiştir. Bu kitap yazılırken Twitter üzerinden, Matt Walsh'in
Sayfa 122·Kitabı okudu
Alıntı