insanlar nakavt olmaz, daha doğrusu büyük şeylere karşı direnebilirler. onları asıl öldüren aşınmadır, hafifçe dürtüklene dürtüklene başarısızlığa itilirler. korkmaya yavaş yavaş başlarlar. ben korkuyorum.
ya insanlar? onların yaşamasında her şey ayrıntı. önemli olan yemek değil, yenecek yemeğin çeşididir; giysi değil, giysinin çeşidi; ayakkabının çeşidi. günlerin adı bile.. belli günlerde belli yaşamları vardır. pazar günleri pazarlık yaşamalarını kuşanırlar, çarşambaları çarşambalık.
o böyle avuntu istemiyordu. bir örnek yazılar yazmak, bir örnek dersler vermek, bir örnek çekiç sallamaktı onların iş dedikleri. kornasını ötekilerden başka öttüren bir şoför, çekicini başka ahenkle sallayan bir demirci bile ikinci gün kendi kendini tekrarlıyordu. yaşamanın amacı alışkanlıktı, rahatlıktı. çoğunluk çabadan, yenilikten korkuyordu.
"evet, gecenin sessizliği ezdi bizi. şimdi anlıyorum ki kendi boşluklarını gürültüyle doldurma ihtiyacı duyanların rahatı için şarkılarımızı kesmek gerekli değilmiş."
gözümde tüten ne şehirler, ne insanlar, ne de kırlar ve ormanlardı. açık denizleri, etrafında duvar olmayan uçsuz bucaksız yerleri arıyordum. ama ruhumuz böyle gökyüzlerinde uçup duruken birdenbire yere inip insan küçüklüğü ile karşılaşmak ne tuhaf oluyor.