Hapishane Şarkısı
Göklerde kartal gibiydim, kanatlarımdan vuruldum; Mor çiçekli dal gibiydim, bahar vaktinde kırıldım Yar olmadı bana devir, Her günün bir başka zehir; Hapishanelerde demir Parmaklıklara sarıldım Coskun dum pınarlar gibi, sarhoştum rüzgârlar gibi; ihtiyar çınar lar gibi Bir Gün içinde devrildim. Ekmegim bahtın katı, Baktım düşmanımdan kötü; Böyle kepaze hayatı Sürüklemekten yoruldum. Kimseye soramadım, Doyunca sarmadığım, Görmesem duramadım Nazlı yarimimden ayrıldım…
Sayfa 36 - Yapı Kredi yayınları
"Az önce kartal hikâyesini anlattım ya, her şeyden önce oturup bir karar ver. Tavuk musun, kartal mısın? Tavuksan kartal olmaya özenme, git otur yumurtla, civciv çıkar. Eğer kartalsan tavuk gibi yaşamayı bırak, yerde yürümekten vazgeç, kanatlarını çırp ve yüksel. Özgürlüğüne uç, seni bekleyen muhteşem manzaraları gör, nefis yiyecekleri ye, fırtınaların üzerine çık. Bir tavuğun kendini kartal zannedip uçmaya çalışması onu mutsuz eder, bir kartalın da tavukların arasında yaşamaya zorlanması onu huzursuz eder.
Reklam
Bir tavuğun kendini kartal zannedip uçmaya heveslenmesi ve her denemesinde hayal kırıklığına uğraması ne kadar zor bir durumsa, gökyüzünün derinliğinde uçması gereken bir kartalın kümese hapsedilip bir tavuk gibi yaşamak zorunda bırakılması da o kadar zordur.
“Eskiler, bir fatih ile korsanın yüzü arasında ne fark vardır diye sorar ve bunu kartal ile akbabanın yüzleri arasındaki fark diye yanıtlarlardı. Dinginlik ya da endişe.”
Sayfa 19·Kitabı okuyor
Kitap Alıntısı
Ruhu allak bullak olmuştu. Kanı kaynamaya, yüreğini tutuşturmaya başlamıştı. Eğer oradakilerin özel bir görme yetisi olsaydı, her şeyi görebilseydi, onun yüreğinin canlanıp çırpındığını, sonra büyük bir kartal gibi kanatlanıp yükseldiğini görürlerdi.
Sayfa 318 - ELİPS KİTAP·Kitabı okuyor
Aynı madalyonun öteki yüzündeki manzara da daha az acıklı değildir: 28 Mayıs günü Ankara'da öldürülen Ali Balseven'in başına gelen iş yine sosyal hastalıklara karşı aşısız bir güruhun marifetidir: 1948 Maraş doğumlu olup sıkıntılı bir hayat mücadelesinden sonra Ankara Ziraat Fakültesi'ne giren ve gözü pek, katıksız Türkçü bir genç olan Ali Balseven milliyetçi partidir diye MHP'ye girip bu partiden, Türkçü olmadığı kesinlikle anlaşıldık-tan sonra çıktığı için üstüne çektiği düşmanlıklar sebe-biyle ve kahpece öldürülmüştür. Balseven'i öldürenler bir kere nâmert insanlardır. Mert olsalardı silâhsız bir kişinin üzerine silahlı birkaç kişiyle saldırmaz, görülecek hesapları varsa onu eşit şartlarda erkekçe vuruşmaya çağırırlardı. Sonra bunlar kuş beyinli yaratıklardır. Bu davranışın kendilerine bir şey kazandırmayıp çok şey kaybettireceği, Balseven gibi düşünenlere ise çok şey kazandıracağını düşünememiş-lerdir. Onlara hatırlatalım: Türkçülük kolay iş değildir. Geceleyin köşe bekleyip bir kişiye birkaç kişiyle saldırmak gibi rezaletlerin Türkçülükte elbette yeri yok-tur. Türkçülük sözünün eri olmak, ettiği yemine sadık kalmak ve yalan söylememektir. Türkçü taviz vermez ve politika yapıyorum zannı ile "biz yahudi aleyhtarı değiliz; çünkü onlarla hiç savaşmadık" gibi gülünç sözler söyle-mez. Türkçülük makam hırsı ile bağdaşmaz. Başkanlık vasıflarından mahrum insanların başkala-rını kötüleyerek liderlik davası gütmeleri, hilekâr dalta-banların oyuncağı olmaları kadar acıklı durum yoktur. Başkan olacak adamın bütün ömrü dimdik geçmiş olmalı, mazisinde kendisini küçük düşürecek bir zaaf bulunma-malıdır. Vaktiyle kendisini sorguya çekenlere "hatamı anladım. Beni affetmenizi istirham ederim" diye mektup yazanların liderlik dâvası Don Kişot cakasından başka bir şey değildir.
Sayfa 402 - 403·Kitabı okudu
Reklam
Reklam