Uğur Dündar'ın Tv8'de Okan Bayülgen ile yaptığı söyleşiden...
"Geçmişteki tek kanallı dönemden buraya kadar gelelim, acaba o dönemlerden bir farkı var mı, yoksa bu sizin mutat işsiz kalışlarınızdan biri mi?"
"Yo, bu dönem çok farklı Okan. Bu dönemde maalesef mesleğimizdeki bazı omurgasızların da iktidarın yaptığı yanlışlara çok büyük desteği oldu.
Bir iktidar yüzde 50 ile işbaşına gelmişse, halkın yarısı, yani iki insandan birisi bu iktidara oy vermişse bundan daha büyük bir güç, bundan daha büyük bir destek düşünülemez. Ama aynı zamanda demokrasi için eğer iyi değerlendirilemezse bu tablo bir tehlike de yaratabilir. O da şu: 'Biz neymişiz, biz ne güçmüşüz!.. Biz ne yaparsak yapalım toplum bizi seviyor, toplum bizi destekliyor!..
İşte bu güç, sahiplerini zaman zaman yanlışlara götürebiliyor. O noktada medeni cesaretle ve iyi niyetle, özgüvenle, 'Bu yaptığınız doğru değil,' diyebilecek entelektüel birikimlere ihtiyaç vardır. Kendine güvenen insanlar doğru bulmadıkları bir durumu, karşısındaki kim olursa olsun, söyleme erdemini göstermelidirler."*
TV 8, 30 Kasım 2011
364
Sayfa 364 - Sia Kitap, Birinci Basım Aralık 2019·Kitabı okuyor
Paramın azaldığı ya da hiç kalmadığı bir sırada, karada da beni ayrıca bağlayan hiçbir şey olmadığı için, biraz engine açılayım, bu dünyanın denizlerini şöyle bir göreyim dedim.
Ben böyleyimdir; böyle bulurum sıkıntıdan kurtulmanın, uyuşan kanıma hız vermenin yolunu. Baktım ki ağzımın tadı kaçmış, buruklaşmışım; baktım ki içime o soğuk kasım yağmurları çiseliyor, baktım ki durup dururken tabutçu dükkanlarının önüne dikilip kalıyorum ya da karşıma çıkan her cenaze alayının peşine takılıyorum; baktım ki içimi saran kasveti önleyemiyorum, o kadar ki, beni bazı ahlâk ilkeleri durdurmasa, mahsus sokağa çıkarak, onun bunun şapkasını, bile bile başlarından kapıp yere atacağım - işte o zaman bir an önce denize açılmanın zamanı geldi derim kendi kendime.
lEbü'l-Kasım Ca'fer b. Ahmed-i Râzî şöyle anlatmıştır: "Ebü'I-Hayr-ı Askalânînin canı senelerdir balık yemek istemişti. Sonra helâl bir paradan balık alma imkânı buldu. Balığı aldı kızarttı yemek için elini uzat-tığında, balığın kılçıklarından biri parmağına battı ve elini mahvetti. Bunun üzerine Ebü'l-Kasım, 'Yâ rabbi! İştahla helâle elini uzatanın cezası bu ise, şehvetle harama elini uzatanın cezası nasıl olur acaba?' dedi."
O Türkiye’deki -her- yerin, kendisinin Koca Kasım Paşa semtinde alışverişe gittiği yerde büyümüş bir Selanikli olan Atatürk tarafından kurulduğunu bilmek için rahatlatıyordu.
عَنْ الْحُسَيْنِ بْنِ عَلِيٍّ قَالَ: لَمَّا تُوُفِّيَ الْقَاسِمُ ابْنُ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَتْ خَدِيجَةُ: يَا رَسُولَ اللَّهِ دَرَّتْ لُبَيْنَةُ الْقَاسِمِ، فَلَوْ كَانَ اللَّهُ أَبْقَاهُ حَتَّى يَسْتَكْمِلَ رَضَاعَهُ. فَقَالَتْ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "إِنَّ تَمَامَ رَضَاعِهِ فِي الْجَنَّةِ". قَالَتْ: لَوْ أَعْلَمُ ذَلِكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ لَهُوِّنَ عَلَيَّ أَمْرُهُ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "إِنْ شِئْتِ دَعَوْتُ اللَّهَ تَعَالَى فَأَسْمَعَكِ صَوْتَهُ". قَالَتْ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، بَلْ أُصَدِّقُ اللَّهَ وَرَسُولَهُ.
(Sünen-i İbn Mâce, Hadis No: 1512 / 1579)
Hüseyin bin Ali'den (r.a.) rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:
Resûlullah'ın (s.a.v.) oğlu Kasım vefat ettiğinde (annesi) Hatice: "Ey Allah'ın Resûlü! Kasım'ın (onu emzireceğim) sütü göğsüme geldi. Keşke Allah süt emme dönemini tamamlayıncaya kadar onu yaşatsaydı!" dedi.
Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.): "Şüphesiz ki onun süt emmesinin tamamlanması cennettedir" buyurdu.
Hatice: "Ey Allah'ın Resûlü! Bunu (kesin olarak) bilseydim, onun acısı bana hafiflerdi" deyince, Resûlullah (s.a.v.): "Eğer istersen Allah Teâlâ'ya dua edeyim de sana onun sesini işittireyim" buyurdu.
Bunun üzerine Hatice: "Ey Allah'ın Resûlü! Hayır, (buna gerek yok), ben Allah'ı ve Resûlü'nü tasdik ederim" dedi.