Saldırıya uğrayıp düşmüş bir şehir düşünün ve katliam ve ganimet fikriyle hareket eden
askerlerin kalbinde erdeme bir nebze saygı, herhangi bir ahlak prensibi, işledikleri suçlar yüzünden herhangi bir vicdan azabı olup olmadığına bir bakın. Hayır, vicdanları rahatsız
değildir. Peki neden? Nedeni, haklı olduklarına inanmalarıdır.
İki bin yıldır, dünyanın belli başlı bölgelerinde, tektanrıcı dinler hâkim. Dolayısıyla nasıl oluyor da o zaman bu ülkelerin büyük bir çoğunluğunda, bu kadar çok vahşet oluyor, bu kadar çok katliam oluyor, din adına insanlar birbirini boğazlıyor, katlediyor. Yani “Tanrısal buyruk” oluyor da ne oluyor? İslam dünyasına bakıyorsunuz, Avrupa’nın ortaçağda ve sonrasında yaşadığı bütün o vahşetler, katliamlar, şu anda hepsi İslam dünyasında yaşanıyor. Demek ki bunun Kuran’da yazması zaten hiçbir işe yaramıyormuş.
Oya
"Ah evlerini yerlerini bırakıp gittiler; malları, mülkleri, hayvanları, eşyaları, kapanın elinde kaldı. Nasıl olsa döneceğiz diye altınlarını ziynetlerini evlerinin altına gömmüş kimileri diye duymuştuk; gidiş o gidiş, dönemediler, diye anlatırdı teyzem. Çok iyilerdi; bizim Türklere benzemezlerdi, medeniydiler, "de derdi. Ama tehcirin, acı olayların, katliamın farkında değillerdi, hele anneannem hiç farkında değildi. Ermeni çeteciler Türkleri kesmiş, devlet de onları sürmüş...o kadar. Belki de hem bireysel hem de toplumsal bilinçaltları olayı yokmuş gibi, hiç olmamış gibi kabul etmeye zorluyordu. Dönemin sıradan insanlarının psikolojisini anlatmak için söyleyeyim: Hiçbirinde Ermeni düşmanlığı yoktu; aksine Ermeni komşuları dostları vardı. "
UNESCO neredeydi? Halep’te yaşanan tarih katliamı acaba bir Avrupa şehrinde, söz gelimi Paris’te yahut Londra’da yaşansaydı böyle sessiz kalınır mıydı ? Bosna’da olanlar Berlin’de olsaydı, Şam’ın başına gelenler, Prag’ın başına gelseydi dünya ayağa kalkmaz mıydı ?