Kendinden hızlı uzaklaşan bir trenin yük vagonundan seyretmeye benziyordu bu; hani kent her saniye biraz daha küçülür ama insan gerçekte kendisinin küçüldükçe küçüldüğünü, yalnızlaştıkça yalnızlaştığını, bütün o ışıklardan ve o coşkudan saatte bir milyon kilometre hızla uzaklaştığını hisseder ya, onun gibi bir şey işte.
"Kente zararlı olmayan yurttaşa da zarar vermez. Zarara uğradığını düşündüğünde şu kurala başvur: Eğer kent bundan zarar görmüyorsa, ben de zarar görmem. kent zarar görse de zarar verene öfkelenme, neyin yanlış olduğunu göster."
Yolculuklar ilginçtir. Yaşamın sürekliliği içinde başlı başına kesitler oluştururlar. Dağlardan, deniz kıyılarından, kentlerden, gecelerden geçilir. Kalabalık ya da bomboş istasyonlar belirir sonra herhangi bir ormanla karşılaşırsın. Belki birkaç gün önce geçtiğin bir orman. Bir kent...
Sabah.
Bir düzlüğe ve ardındaki dağlara bakar gibi bakıyorum ışıltılı körfeze.
Kent; kiri, gürültüsü ve telaşıyla çırpınıyor.
Terk edilmiş.
sığınacak tek bir güzel fotoğraf kalmadı artık.
zorunlu memuriyet ve allah ayırıyor umutla yaşamı.
allah’a karşı kaybediyorum bu kavgayı.
#şiir #solbahar #edebiyat #nihatekmekcibasi
Soluk bir ay dolanıyor
kentin üstünde her gece
Her gece bilge bir gezgin
tavrıyla adımlıyor yolunu
Güz yanığı bir durgun
sessizlikle örtülü her şey
ve yırtılmış bir tül gibi
savrulup duruyor zaman