"Merhaba yeni ülkem ve beni sarıp sarmalayan toprağım, sevgili köyüm! Sana kendi isteğimle gelmedim. Kan damlayan kılıcın gölgesinde soluklanmadan ölümü ensemde duyarak geldim. Çamlara yol diye, yön diye kertik vururken, sevdiklerimizi geride geçmişin izi diye tek tek bırakarak geldim. Bilmediğimiz göç yollarında, her şeyimi geçmişte bırakarak bir umut diyerek sana geldim. Şahlanmış nazlı atımın sırtında türkü söyleyerek gelmedim. Acı vardı dilimizde, hüzün vardı gönlümüzde. Kanlı gözyaşı süzülüyordu solmuş yanaklarımızdan. Bizi buraya sürükleyen ensemizdeki keskin kılıçlar ve kanlı savaşların rüzgârıydı hiç dinmeyen. Sana minnettarım güzel toprağım.."
Paganizmin dünya görüşüne geçelim: Üç yatay basamak halinde bölünmüş bir alan, bir tür merdiven çizelim. En alt basamak hayvanlar, ikincisi insanlar ve en yukarıdaki basamak da tanrılar için olacaktır. Tanrı olmak için daha yukarıya kaçmaya hiçbir şekilde ihtiyaç olmayacaktır: Tanrılar, insanın hemen üstünde yer almaktadırlar, öyle ki Latince ve Yunancada "tanrısal" anlamına gelen sözcüğü "insanüstü" diye çevirmekte çok kez yarar vardır. Tarikat yoldaşlarından biri, Epikuros için “O bir tanrıydı, evet, bir tanrı," der: Buradan, onun insanüstü bir dâhi olduğunu anlamamız gerekir. İşte kozmos bu nedenle tanrısal olarak niteleniyordu: Orada insanın kolay kolay üstesinden gelemeyeceği insanüstü şeyler cereyan etmektedir. İşte bu nedenle krallar ve imparatorlar tanrısallaştırılabildi. Bu ideolojik bir abartmaydı ama bir saçmalık değildi: Bir kertik atlanıyordu, sonsuza doğru kaçılmıyordu. Ve işte bu nedenle, Stoacı ve Epikurosçu tarikatlar, bireylere, bilge adı altında tanrıların ölümlü denkleri haline gelmeyi, "üstün insanlar" haline gelmeyi önerebilmişlerdir...
Sağanağın tıpırtıları. Işıklı çizgiler. Asfaltın Kara yüzeyinde binlerce kertik. Parıltılı taştan yüksek cepheler. Nefes nefese kalmış gibi buhar soluyan, mavimtrak sokak lambaları.