Bugün artık geçmiş olan hayatımın sadece geçmiş bir günü değildi. Onca geçen ve yaşananların kısa tadımlık bir anma merasimiydi. Yıllanmış hislerin tekrarının raflara sinmiş zaman aşımından bi nevi kurtarılışıydı. Uzun bi hasretlikten bi ailenin diz dize; dil dile yavaş yavaş kurtuluşunun tanığıydı. Yarın olunca ve geçmiş olunca; zaman aşmaya çoktan başlamışsa ki zaten önce günlenecek olan sonra sırasıyla aylanacak ve yıllanacak böylesi bir gün belkide hiç uğramayacak yaşamıma. Nankör bir insanın yaşadığı hayatta vefasızlık yerini bırakır mı ki kadirşinaslığa ?
Sanmıyorum. Hem de hiç. Ben ki bencilliğiyle kişisel dünyasında nam salmış; toplumsal çıkarların toplumsal tabuların birgün tabutlara dönüşeceğine ve içinde taşıyacağı insanların tabuların kaynakçılığını yapanlardan çok; dogmasalllığını koruyanlar olacağına tüm bencilliğiyle inanmış bir çok bilmişim. Bağnazlığım da başkasının yüzüme söylemesine izin vermeyecek derecede gözlerimin önünde. Bağnaz olduğumu kabullenmeyecek ve hatta inkar edecek kadar gözü kararmış bi gurura da sahibim. Ve bunların hiçbiri sizi ilgilendirmez. Beni ilgilendirdiğinden bile süpheye düşmüyor değilim yine gururumdan. Son birkaç süre boyunca kötü yoğurdu beni zaman. Sözde özgürlüğü elde etmek için prangasız ve fiziksel dört duvarsız mekanların olmayışına rağmen toplumsal olarak programlanmış bir kafanın bedende yer etmesiyle robotlaşmış yaşamın kendisine boyun eğmiş kadar zaman kavramının dışındaydım. Ve yahut toplumun elleri zamana yer bırakmayacak kadar üzerimdeydi ve ancak onun yoğuruşları şeklin kendisine sebepti. Ancak toplumsal kullanılmışlığın yerini sözde özgürlük aldığında savunmasız ve hazırlıksız bi anda zamana teslim edilmiş bir genç olarak bulduğunda ilk kez kötüye yoğrulduğumu hissedebildim. Kıvamımın hissizliğe ve daha çok